Geçtiğimiz hafta içinde televizyonda 2010 yapımı, GregChampion tarafından yönetilen 'AmishGrace'- Amişlerin Merhameti- isimli muhteşem bir film seyrettim. Filmin konusu oldukça ilginç olmasına rağmen benim için dikkate değer olan nokta, büyük çoğunluğu Kanada'da yaşayan uygarlıktan uzak ancak medeni bir toplum olduğunu düşündüğüm Amiş halkının toplumsal değerlerini öğrenmeme neden olan vurgusuydu.
Filmi izlerken bu trajedik olayı yaşayan kişilerin yerine koydum kendimi uzun bir süre sonra acaba ben bu kadar olgun ve hoşgörülü olabilir miyim dedim içimden… Amerikalı bir babanın kız çocuğunun doğum sırasında ölmesiyle, Tanrı'yı cezalandırmak adına aynı mahallede yaşayan Amişlerin okuluna silahlı girerek beş tane küçük kız çocuğunu öldürmesini konu alan film, Amiş ailesinin kendi çocuklarını öldüren adamın eşine giderek onu affettiklerini söylemesiyle şaşırtıcı bir hale geliyor. Hatta bu yetmezmiş gibi, katliamı gerçekleştiren kişinin ardından yetim bıraktığı çocukları için de bir yardım kampanyası başlatmaları, bu dünyada böyle şeyler oluyor mu sorusunu sormama neden oluyor.
Filmden o kadar etkilenmiş olmalıyım ki bir gün sonra üniversitedeki öğrencilerimle bu konuyu tartışırken buldum kendimi… Benim gibi konuyla ilgilenen bir öğrencim: 'Bizi üzen kişilerin yaptıklarını yanına mı bırakacağım, o zaman' demesi üzerine konu iyice çetrefilli hale geldi ve hemen bir başka öğrencim: 'Bazen nefretim öyle büyük oluyor ki, karşımdaki kişiyi cezalandırma istiyorum' dedi. Daha radikal bir söylev de: 'göze göz,dişe diş' ifadesi ile son buldu.
Nefretin intikama dönüşmüş halini hiçbir zaman onaylamadığım için düşünmeye başladım. Bu bakış açısının sadece kişiye mutsuzluk ve huzursuzluk getireceğine inanan birisi olarak, çevremizde bu tür olaylar ile karşılaştığımızda genellikle neler yaptığımızı hatırlamaya çalıştım. Sevginin ve hoşgörünün bittiği hatta tıkandığı bir dünyada insanların birbirlerine neler yaptıklarına hepimizin tanık olduğunu biliyorum. Sadece içindeki nefreti çevresine şırınga eden binlerce yüzlerce insan var çevremizde. Bu insanlar kavgalar ile besleniyorlar. Bu insanlar, bireylerin birbirleri ile kavga etmesinden çok mutlu oluyorlar. Yaşanan bütün bu olaylar insanları birbirlerinden uzaklaştırıyor. Sevginin tükenmesine ve belki de nifak tohumlarının çevremize yayılmasına neden oluyorlar. Sonuç, büyük bir yalnızlık… Sonuç, kişilerin sadece kendilerine verdikleri zarardan başka bir yere gidemeyen kırgınlıklar ve üzüntüler.
Peki, insanoğlu böyle acımasız bir girdaba neden giriyor? Neden fark etmiyor cennet ve cehennemin bu dünyada olduğuna??... Neden insanoğlu birbirlerinin eksikliklerini bulma, daha üste çıkmak için uğraşıyor. İnsanlığın kendine ait değerleri neden değişiyor? Ya da neden dünyayı durdurmak mümkün değil kendi beklentilerimiz doğrultusunda… Şüphesiz kimin beklentileri diyebilirsiniz? Bakın çevrenize, kabullenmeyi bilmeden suçluyoruz birbirimizi… Sadece sokaklarda mı? Sadece kurumlarda, firmalarda, fabrikalarda mı? Madenlerde, tünellerde bile hırs var. Çemberin, dairenin kendi iç döngüsü gibi tıkanıyoruz. Dönüyoruz, dönüyoruz ama işin içinden çıkamıyoruz.
Birbirimize neler öğretiyoruz. Kimleri model alıyoruz? Bu kişiler bizlere neler anlatıyorlar? Kimlerle konuşmak gerekiyor? Kimler bize doğruluğu, dürüstlüğü öğretecek? Hangi öğretiler bize unuttuğumuz değerlerimizi hatırlatacak.
Düşünebiliyor musunuz bir Amiş ailesi, kendi çocuklarını öldüren bir katili bağışlayabilecek cesareti bulabiliyor. Bunu kaç kişi yapabilir? Bizden farklı düşünen kişilere ne kadar toleranslıyız? Farklılığın, çeşitli olmanın aslında bir toplum için, bir kurum için ne kadar büyük zenginlik olduğunu acaba ne zaman öğreneceğiz? Nefretin insana sadece acı verdiğini gördüğümüzde, içinizdeki –ben'e- dönerek artık canımı acıtmana izin vermeyeceğim sözünü ne zaman diyebilme cesaretinde bulunabileceğiz?