12 Haziran Genel Seçimleri bitti ama sonuçlarına yönelik tartışmalar bütün hızıyla devam ediyor. Özellikle CHP'deki tartışmalar görünen o ki bütün hızıyla sürecek. Bir taraftan parti içi muhaliflerin. diğer taraftan şu an ki CHP yönetiminin başarı- başarısızlık eksenin de sürdürdüğü tartışmalar seçim sonuçları üzerinde Türkiye gerçeğini okumadan yapılan sığ tartışmalar olarak Türk siyasal hayatına bir ironi olarak yerini almaya şimdiden aday gibi görünüyor. Uzun zamandan beri üzerinde çalıştığım 'seçim sonuçlarına ilişkin farklı bir bakış ' adlı rapordan bazı kesitleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Burada okuyacaklarınız şimdiye kadar yapılan ve sorunu hep 'seçmende, Stokholm Sendromu'nda, askerlerin mhp'ye oy vermesinde, listelere giremeyenlerin çalışmamasında' arayan ve hiçbir sosyolojik ve siyasal dayanağı olmayan analizlerden olmayacak. Kuşkusuz bu söylenenlerin CHP özelinde seçim sonuçları üzerinde küçük de olsa bir etkisi olabilir ama bütün bunların Türkiye büyük resminin içinde çok küçük, küçük olduğu kadar da etkisiz fırça darbeleri olduğuna kuşku yoktur. Sözü fazla uzatmadan ne demek istediğimizi maddeler halinde sıralayalım:
1- CHP Genel Merkezi 12 Haziran seçimlerinde bütün seçim stratejisini Sencer Ayata ve onun temsil ettiği sosyoloji geleneği üzerine oturttu.'Yeni orta sınıflar' ve bu sınıfların CHP'ye yönelebileceği varsayımı üzerine oturan ve 'sınıf' kavramının bizatihi kendisini etkisizleştiren bu söylem; Türkiye'de başta 'beyaz yakalılar' olmak üzere kapitalist sistem tarafından kredi kartları, tüketici kredileri, konut ve taşıt kredileriyle sadece şimdisi değil geleceği de ipotek altına alınmış ve sistemin 'gönüllü kulları' haline getirilmiş kesimlerin iç dünyalarını okuyamama üzerine ve onları kendi gerçeklikleriyle analiz edememe üzerine kurulmuştu. Genel merkezde oturup , hiçbir toplumsal analiz ve gözlem yapmadan saatlerce think-tink yapıp genellemelere gitmek ve oradan çıkan sonuçları bir parti politikası haline dönüştürmek sizce ne derece başarılıdır. Sözün kısası Sencer Ayata ve onun temsil ettiği sosyoloji geleneğinin artık bizim gibi ülkelerde bir karşılığı yoktur. Ankara'dan dışarı çıkmadan , hiç bir saha araştırmasına dayanmayan ve 'yoksulluğu sürekli kılacak' projelerin ve 'az gelişmişlik sosyolojisi'nin 1970'lerde kaldığını ve Türkiye toplumsal yapısının bir dönüşüm geçirdiğini herhalde birileri Sencer Ayata ve ekibine hatırlatmak durumundadır.

2-Yine aynı ekibin ürettiği sözümona yoksulluğu önleme projelerine gelince… CHP'nin seçim sürecinde başta aile sigortası olmak üzere üretmiş olduğu bütün projeler; 'talep'i kontrol etmeye yönelik projelerdi. Oysa İktisat Fakültesi 1.sınıf öğrencilerinin bile çok iyi bildiği gibi bir ülkede sadece talebi kontrol etmeye yönelik projeler 'arz' kontrol edilmedikçe hiçbir sonuç getirmemektedir. Örneğin CHP hiçbir sosyal güvencesi olmayan ev kadınlarına aile sigortasıyla en az 600 TL vereceğini vaat etmişti. Peki alınan bu 600 TL nerede harcanacaktı? İşte bu sorunun karşılığı verilmediği sürece CHP'nin seçim sürecinde en önemli projesinin bir ayağı eksik kalıyordu. Bu soruya Türkiye dışında herhangi bir batı ülkesinde şu karşılığı verebilirdiniz.'Orası bizi ilgilendirmez nerede harcayacaksa harcasın!' Ama söz konusu Türkiye olunca durum değişiyor. Zira CHP'nin karşısında iktidar ve AKP'li yerel yönetimler hem arzı hem de talebi kontrol etmeye yönelik bir sosyal yardım projesini yıllardır başarıyla uyguluyorlar. Örneğin AKP, BİM, A-101, İsmar gibi Türkiye kentlerinin tümünde ucuz gıda satan marketler zincirini kurumsallaştırmış durumda. Buralara gittiğinizde markalı ürünler görmüyorsunuz ama başka bir Türkiye gerçeği ile karşılaşıyorsunuz. Antep'ten Konya'dan, Denizli'den, Sivas'tan, Sakarya'dan ve başka Anadolu kentlerinden küçük ve orta ölçekli işletmelerin ürettiği gıda ürünlerini satıyorlar.
Böylelikle hem Anadolu kentlerinde istihdamı ve iktisadi canlığı yaratıyorlar, hem de arz ve talebi birlikte kontrol ediyorlar. CHP bu duruma karşı özellikle elinde bulundurduğu yerel yönetimlerde böyle bir denemeye girişebilirdi. Ancak bunu yapmadı.Örneğin neden CHP'li belediyeler büyük kentlerin varoşlarının AKP'nin oy deposu haline gelmesi engellemek için o bölgelerde birer 'gıda dağıtım ünitesi'kurmuyor. Hem istihdam yaratacak, hem de o bölgelerde yaşayan insanların yaşamını kolaylaştırcak bu tür sosyal projeleri uygulamak ve hayata geçirmek bu kadar zor mu? Bakın 2009 yerel seçimlerinde İzmir Büyükşehir Belediyesi yüzde 56,7 oy aldı. Zira Aziz Kocaoğlu kent dışında üreticilerle çiçek, süt sözleşmeleri yaparak oralarda ki arzı kontrol etmişti. Bütün bunlar derinlemesine analiz edilmeden insanlara sadece para vermek sorunu çözmüyor. O para vermeyi öngördüğünüz insanlar parayı aldıktan sonra yine BİM'e yine A101'e yine İsmar'a gidiyorlar ve Anadolu kentlerindeki arzı besliyorlar. CHP'de bütün bunları okuyacak iktisatçılar yok mu? Ama sorun sanırım şu: Faik Öztrak, Hurşit Güneş, Umut Oran , Bihlun Tamaylıgil ve diğerlerinin dünyaya ve topluma bu pencereden bakmadıkları o kadar aşikar, o kadar gerçek ki…

3- İçinde bulunduğumuz dünya post-modern bir durum yaşıyor. Yani modernite sonrası bir durum. Post-modern durumun en belirgin özelliği ise gerçekliğin reddine dayalı bir dünya tahayyülü. Adı üstünde bakın 'tahayyül' diyorum. Yani hayal edilmiş bir şeyden bahsediyorum. Bu dönemde artık toplumsal ilişkiler ve ona rengini veren her şey ütopyalar ve hayaller üzerine kuruluyor. Kısacası bir illüzyon dünyası. Bütün toplum, herkes bu illüzyonun peşine takılmış. Kimse kendi gerçekliği ile karşılaşmak ve yüzleşmek istemiyor.

Buradan hareketle şimdi gelelim CHP'nin seçim sürecinde milyonlarca lira harcayarak yaptırdığı reklam kampanyalarına… AKP bütün reklam filmlerinde bu gerçeğin farkına vararak ütopya ve hayal üretti. Hatta seçim kampanyasının çıkış sloganı 'hayaldi gerçek oldu' cümlesi üzerine oturtuldu. Öylesine ki bütün topluma 'zihni sinir proceler'le hayal kurdurtmaya devam ettiler. Bunu karşısında CHP neo-liberal ve muhafazakar ekonomik ve sosyal politikalardan kendine göre bir çıkış yolu bulmuş geniş toplumsal kesimlere yani emekliye, işsize, ev hanımına, üniversite öğrencisine 'kendi gerçekliğine dön' uyarısı yaptı. Simit satan emekli, koltuğunda tartı aletiyle yağmurda dolaşan çocuk, hesap soran üniversite öğrencisi, 'bu sefer başka' diyen çiftçi gibi. Şimdi soru şu: Hangimiz kendi gerçekliğimizle yüzleşmek istiyoruz?
Hangimiz yoksulluğumuzun, işsizliğimizin farkında? Bakın büyük kentlerin çeperlerine. Oralara artık gecekondu bile demiyoruz. Varoş diyoruz yani kente eklemlenmiş bir başka kentten ve hayat tarzlarından sözediyoruz. Kendi çarşısı, pazarı olan, alışveriş merkezleri olan sosyal hayatı da ona göre akan yerler artık çeperler. Bir zamanlar 1970'lerde CHP'ye oy veriyorlardı. Zira 1970'lerde güçlü sendikal hareketler ve sanayi proleteryası oralarda yaşıyordu. Şimdi girin oralarda ki evlerden birisine. İçerde ki beyaz eşya Alsancakta kiyle aynı kalitede. Yine orada çift çanak antenler ve ailece geliştirmiş çoklu iş stratejileri ile karşılaşacaksınız.İnşaat işçiliği, işporta, çöp toplayıcılığı gibi alanlarda kendi kendilerini istihdam ediyorlar. 8 kişilik bir ailede eve giren günlük sıcak para ortalama 200-300 TL arasında. Bu da aylık yaklaşık 6000 TL'ye karşılık geliyor. Üstelik kayıt dışı. Vergiye tabii değil. Sigorta dahi olmak istemiyorlar, zira yeşil karttan yararlanıyor hepsi… Şimdi bu durumu okuyamayan bir sosyolojiyi ve reklam kampanyasını kimse sorgulamayacak mı?
Kimsenin nefes darlığı çekmediği ya da çekmek istemediği ve herkesin kendine göre bir oksijen çadırı ürettiği bir ülkede koca CHP'nin ana sloganı 'herkes rahat bir nefes alacak' mı olmalıydı?Üniversite hocası olduğum için öğrencilere bazen derslerimde kendi sorunlarından bahsettiğimde. aha beşinci dakikada herkes sıkılmaya, öfleyip, puflamaya başlıyor. O reklam da ki gibi bizim ülkemizde kaç tane üniversite öğrencisi var dersiniz. Sencer Ayata ve akademiysen ekibi hiç mi derse girmiyorlar, hiç mi üniversite öğrencilerinin bu tüketim kültürü içinde kendi kimliklerinden uzaklaştırıldıklarını fark etmiyorlar? Hele o simit satan emekli öğretmen reklamı! Söylermisiniz; büyük kentlerde simit büfeleri kimler tarafından işletiliyor? Bir simit büfesinin İstanbul gibi bir kentte örneğin yıllık kaç liraya ihale edildiğini CHP'nin reklam kampanyasını hazırlayanlar bilmiyorlar mı? Bütün reklam kampanyasının ana öznesini 'yoksulluk' vurgusu üzerine oturtarak 'Küçük Emrah Filmleri'ni aratmayacak bir retoriğe ve söyleme dayandırmak hangi AR- GE çalışmasının bir ürünüdür doğrusu çok merak ediyorum.

4- Elbetteki bir sosyal demokrat partide merkezden sola doğru bütün düşünceler olacaktır. Ama sosyal demokrasi'nin öznesi 'sol'dur. Hele Türkiye gibi ülkelerde sosyal demokrat partilerin çıkış kökenleri Marksizm olmadığı için daha yerli köklere sahip olmaları bir zorunluluktur. Ama CHP bütün bunların aksine seçim sürecinde Türkiye'de 'merkez partisi' olma yönünde bir politik dil üretti. Bu politik dil uğruna kendi geleneğinin bütün aktörlerini cesaretle savunamadı. Mahcup bir Kemalizm(hatta mitinglerde Atatürk'ün adı bile çok az kullanıldı) savunuculuğu ister istemez CHP'yi besleyen ana cumhuriyetçi damarlarda daralmaya yol açtı. Kemal Derviş referanslı ekonomik ve sosyal politikalar, çok uluslu şirketlerin yerli bayilerinden oluşan Parti Meclisi ve MYK üyeleri,
Binnaz Toprak örneğinde endişeli modernler, Muhammet Çakmak örneğinde Fethullah Gülen sempatizanları, Sencer Ayata ve ODTÜ Sosyoloji gurubu sadece merkezi hedefleyen bu politik dilin üretilmesine yardımcı oldu.Oysa 1946'dan beri biliyoruz ki Türkiye siyasetinin merkezi 'sağ'dır. Sağ'a yanaşarak oy potansiyelini arttırma isteği ve mahcup bir gelenek savunuculuğu; üzerinde mutlaka düşünülmesi gereken bir sorun olarak karşımızda durmaktadır.
Sonuç olarak yapılması gereken , bir an evvel '2007'ye göre şu kadar oy aldık', '2009 İl Genel meclis sonuçlarına göre şu kadar aldık' ya da muhaliflerin söylediği gibi 'zaten yüzde 28'dik bu sonuç başarısızlıktır 'söylemlerini bir kenara bırakarak Türkiye toplumunu doğru analiz etmektir. Bu yapılmadığı ve kısır tartışmalara ve enerjiyi tamamen parti içi iktidara harcadığımızda önümüzde ki yerel seçimler CHP için bir kaos olacaktır. Ey CHP'liler yaklaşan tehlikenin farkında mısınız?