CHP kurultayına ilişkin bu sabah saatlerine kadar sürdürdüğüm gözlem ve analizlerimi, bu yazıda sizlerle paylaşmak istiyorum. Kurultayın kentin gece yaşamındaki yansımalarını, Kirvem Türkü Evi'nde ulaşmaya çalıştım. (Bendeki bu özverili çalışma anlayışının, araştırmalara konu olması gerekiyor.)
Genelde hüzün, bazen neşe yüklü olan müzik, müşterileri bir duygudan, bir diğerine sürüklüyor. Dünkü yazımın light ve hatta lakayıt olduğunu kabul ediyorum. Aktif görevim, siyasete ve parti içi çekişmelere ilişkin yorum yapmama ne yazık ki engel oluyor.
Kurultayın gündüz bölümünde yaşananlar ve bu kez daha aklı başında bir yazı yazma fikri, sahneden yayılan müzikle birleşip, kafamı allak bullak ediyor.
Kurultayın gündüz bölümünde iki olayla derinden sarsılmıştım. İlki, Silivri'de 3 yıldır tutuklu olan Mustafa Balbay'ın kurultaya gönderdiği mesajın okunması sırasında salonda yükselen reaksiyondu. Tüylerim diken diken olmuştu. Sözleri Aşık Mahsuni Şerif'e ait türkünün sözlerinin okunması sırasında ise, bir başka duygusal ana tanıklık etmiştim.
Bir yıldan fazla süredir milletvekili olduğu halde özgürlüğüne kavuşamayan meslek büyüğüm Balbay'ın o anlarda neler düşündüğü zihnimi kemiriyordu. Bir türkü yankılandı o sırada...
'Ne ağlarsın benim zülfü siyahım
Bu da gelir bu da geçer ağlama...'
Bu da gelir bu da geçer ağlama...'
Ne yapıyordu acaba hapiste... Kurultay salonunda bulunanların hücrelerine kadar işleyen haykırışı, hapsedildiği hücreyi neden isyan ettirmiyordu? Bitecek miydi zulüm? Türküdeki gibi, 'bu da gelir, bu da geçer miydi?'
Kimbilir?
Sahnedeki üç kişiye odaklandım saatler boyu. Müthiş çalıyor, müthiş söylüyorlardı. Sazı çalan Haydar Akyol, türkülere sesiyle can veren Pelin Üstün, orgunu hayret verici şekilde coşturan Mehmet Burak Özdemir'miş.
Akyol ile Üstün, Musa Eroğlu'ndan müzik eğitimi almışlar. Bu iki isim ile güzel sanatlar lisesini yarıda bırakmak zorunda kalan Özdemir'i, feleğin vurduğu tokatlar bu barda buluşturmuş.
Kısa kısa sohbetlerle yaşam öykülerini öğrendiğim üçlünün söylediği bir türkü, beni yine kurultayın gündüz bölümüne götürüyor:
'Sana Hasret Sana Vurgun Gönlümüz
Neredesin Mavi Gözlüm...'
CHP'deki değişim çabalarını, kurultayın yansımasını da sorguluyorum. Yerel ve genel seçimlerde hep AKP'ye oy verdiğini söyleyen 24 yaşındaki bir Ankaralı, 'Ne olursa ya da Kılıçdaroğlu ne yaparsa, CHP'ye oy verirsin' şeklindeki sorumu şöyle yanıtlıyor:
'Bak abi, ben Yozgatlıyım ve Yozgatlı olduğuma özellikle dikkat çekerek diyorum ki: CHP terörü bitirsin, oyum o zaman CHP'nindir.'
Son sözü,40'lı yaşlardaki bir başka Ankaralı söyledi: 'CHP, buralara gelsin. Sokağa, pazarı çıksın. Derdimizi dinlesin. Bunu eskiden yapıyordu zaten. Aslına dönsün yeter.'