İzmir Büyükşehir Belediyesi önceki dönem başkanı Tunç Soyer, CHP İzmir eski il başkanı Şenol Aslanoğlu ve İZBETON eski genel müdürü Heval Savaş Kaya’nın kooperatif davasında yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla tutuklanmasının üzerinden tam 1 yıl geçti.

Üç isim de halen tutuklu ancak tutuklulukları bir yıl önce açılan dosyadan değil. İlk dosyanın imitasyonu olarak değerlendirilebilinecek yeni bir dosyadan tutuklu yargılanıyor.

Aradan geçen 7 aya rağmen ise henüz dosya hazırlanmış değil.

Tunç Soyer’in müdafiliğini yapan deneyimli avukat İsmet Köymen ile kooperatif davasının 1 yılını, ikinci iddianamenin gecikmesi ile dosyadaki detayları ve yargı sürecinin işleyişini konuştuk.

Genel yayın yönetmenimiz Ender Aldanmaz’ın sorularını yanıtlayan Av. İsmet Köymen, verdiği mülakatta, ikinci dava dosyası ile ilgili önemli bir detayın altını çizdi ve ekledi:

“Sayfalarca süren bilirkişi raporunda Sayın Soyer’in adı geçmemesine rağmen, raporun sadece son kısmında şöyle bir ifade kullanılıyor: "Bu tür bu olaylardan Tunç Soyer'in de sorumlu olduğu düşünülmektedir" deniliyor. Raporun tek satırında geçen bir cümleyle Tunç Soyer şu anda 7 aydır tutuklu”

Sooyer

İKİNCİ İDDİANAME HAZIRLANMAK ÜZERE

İlk davadan tahliye kararı verildi, ikinci davadan ise tutukluluk devam ediyor. İlk davada bilirkişi raporu yazılacak heyet bulunamıyor. İkinci davanın iddianamesi 7 aydır hala yazılmış değil. Bu gelişmeler davanın hukuki yanından çok siyasi bir nitelik taşıdığı yönünde değerlendirmeleri beraberinde getiriyor. Siz de mahkeme salonunda avukat grubunuz ile birlikte tutuklama kararının adil olmadığı, soruşturmanın siyasi saiklerle yürütüldüğüne dair savunmalar da yaptınız.

Güncel olandan başlarsak; İkinci davanın iddianamesiyle ilgili yeni gelişmeler var mı, onunla başlayalım.

Sık sık bu konuyla ilgili savcılıkla görüşüyoruz. İddianamenin yazılmak üzere olduğu bize iletildi. Tabii ki bu çok uzun bir süre de geçti. O iddianamedeki suçlamalarla Tunç Soyer'in irtibatlandırılması da biraz güç görünüyor. Neden güç görünüyor? İddianame, kooperatifin içerisinde meydana geldiği iddia edilen zimmet olaylarıyla ilgili… Fakat Tunç Soyer ne kooperatifin yöneticisi, ne denetçisi, ne de kooperatiflerle iş yapan taşeronlarla ilgisi olan birisi… İddianameye MASAK raporları da geldi. Tunç Soyer'in MASAK raporlarının son derece düzgün olduğu, sadece rutin özel harcamaları ve girdileri dışında herhangi bir şeyin olmadığı belirlendi.

TEK SATIRDA GEÇEN BİR CÜMLEYLE TUNÇ SOYER ŞU ANDA 7 AYDIR TUTUKLU
Bu iddianamede yer alan suçlamadaki bilirkişi raporunda da önemli bir detay var. Çevre Şehircilik tarafından düzenlenen bilirkişi raporunun üst kısmında bu olayların sadece ve sadece kooperatif yönetimiyle ve kooperatifin işleriyle ilgili olduğuna ilişkin bir ibare bulunmasına rağmen ve sayfalarca süren raporda Sayın Soyer’in adı geçmemesine rağmen, raporun sadece son kısmında şöyle bir ifade kullanılıyor: "Bu tür bu olaylardan Tunç Soyer'in de sorumlu olduğu düşünülmektedir" deniliyor. Raporun tek satırında geçen bir cümleyle Tunç Soyer şu anda 7 aydır tutuklu. İddianame yazıldığında, deliller toplandığında bunun Tunç Soyer'le irtibatının olmadığı da anlaşılacak. Çünkü bu 7 aylık süre zarfında toplanan tüm deliller, yapılan tüm yazışmalarda Tunç Soyer'in bu işlerle ilgili hiçbir ilgisinin, alakasının bulunmadığı net bir şekilde ortaya çıktı. Aslında hukukçu olarak bizim beklentimiz, çok net olarak ifade ediyorum, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü 7 aylık süre zarfında yapılan tüm yazışmalarda ve toplanan delillerle Tunç Soyer'in bu olaylarla hiçbir ilgisinin ve bağlantısının olmadığı anlaşıldı.

BU DAVA SİYASİDİR!

Peki iddianamenin yazılmasındaki gecikmenin nedeni olarak Tunç Soyer’i cezaevinde tutmak olarak yorumlanabilir mi?

Kooperatiflerle ilgili bir araştırma yapıldı, raporlar da düzenlendi. Bir takım yerlere sorular soruldu, cevaplar verildi. Yazışmalar yapıldı ama Tunç Soyer'in hiçbir ilgisi olmamasına rağmen 7 aydır bu rapordaki tek cümle nedeniyle kendisi tutuklu bulunuyor. Bu durumu tabii ki siyasi bir değerlendirme olarak görüyoruz.

Hq720-5

MAHKEME TEK BİR SOMUT GEREKÇE GÖSTERMEDEN TUNÇ BEY’İ TUTUKLADI

Bir taraftan da iddianamenin yazılmasındaki gecikme, ilk davada bir türlü bilirkişilerin bulunamaması gibi konular yargılamanın bir tedbir olmaktan çıktığı, bir fiili cezaya dönüştüğü noktasında bir duygu oluşturuyor mu sizde?

Kesinlikle. İlk dosyada Tunç Soyer, Heval Savaş Kaya ile birlikte en son tahliye edilen kişiler arasındaydı. Tahliyeden yaklaşık 10 gün önce, Çevre Şehircilik raporuna dayalı bir tutuklama, kooperatifin iç işleriyle ilgili olaylarla ilgili bir tutuklama meydana geldi. Onun iddianamesi de yedinci aya girdik, daha henüz yazılmadı. Özellikle Tunç Soyer açısından söylüyoruz, 7 aylık süreç içerisinde kooperatifle ilgili araştırmalar ve yazışmalar, cevaplandırmalar yapılmış olabilir ama özellikle Tunç Soyer'in hiçbir bağlantısı olmadığı ortaya çıktıktan sonra bu artık bir cezalandırma şekline dönüşmüş oluyor açık, net bir şekilde.

Siyasi nedenlerle adalet geciktirildiği için biz bu durumdayız. Çevre Şehircilik Bakanlığı'nın vermiş olduğu ilk dosya, Tunç Soyer'in tutuklanmasına asla imkan vermeyen bir dosya. Tunç Soyer’in tutuklandığı celsede sordu: "Beni neyle suçluyorsunuz bilmek istiyorum, savunmamı yapacağım" dedi. Dediler ki "Resmi evrakta sahtekarlık ve zimmetle suçluyoruz." Tunç Bey, "peki hangi zimmet, kimin yararına nasıl bir zimmet suçu işlemişim? MASAK raporları ortada. Hangi resmi evrakta sahtecilik yaptım, söyler misiniz?" dedi. Maalesef hem savcı hem tutuklayan mahkeme bu konuda Tunç Soyer'e somut bir şey söyleyemedi ama tutuklanmasına karar verdi. Bu zaten başlı başına bir adil olmayan bir durum olduğunu çok net ortaya sermekte.

2025 Ekim Tha22

CHP’NİN BELEDİYECİLİK ANLAYIŞI YARGILANIYOR

Kentsel dönüşümde kooperatif modeli dayanışmacı ve sosyalizan bir model. Bu konu duruşmalarda sık sık gündeme geliyor. Kooperatif modelinin cezalandırılmak istendiği vurgulanıyor. Her iki dosyayı önünüze koyduğunuzda gerçekten bir suçun mu yargılandığını yoksa belediyecilik anlayışının mı yargılandığını düşünüyorsunuz?

İzmir’de kentsel dönüşüm konusunda sorunlar yaşanıyor ve bu konu kamuoyunun sık sık gündemine geliyor. Kentsel dönüşümün yerinde yapılması yani yerinde dönüşüm konusunda müteahhitlerin ihale yolu ile katıldığı bir sistem belediye nezdinde uzun bir süredir yürütülmekteydi. Ekonomik sıkıntılardan dolayı bir türlü müteahhitlerin katılamadığı ve dolayısıyla ihalelerin yapılamadığı, hak sahiplerine evlerinin teslim edilemediği bir ortamda Tunç Soyer bir çözüm arayışı içine girdi. Bu çözüm de kooperatifler kanalıyla kentsel dönüşümün gerçekleştirilmesi formülüydü. Kooperatifler kendi kuruluşlarını tamamlayacaklar, gelip binaları da yapacaklar ve evlerine kavuşacaklar. Belediye de bu süreci destekleyecek.

Peki yargılamayı neden bir belediyecilik anlayışının mahkum edilmesi olarak nitelendirebiliriz? Bu olayın soruşturması Temmuz 2023 ayında başlıyor. Çevre Şehircilik Bakanlığı ilk denetiminde binaları denetliyor, her şeyin yasalara uygun olduğunu görüyor ve 6 Temmuz 2023'te belediyeye yazı yazarak diyor ki "Binaların tamamı tekniğe uygun ve yapı denetimine uygun olarak gerçekleşmiştir" diyor. Ancak 1 hafta sonra tekrar bir yazı yazıyor, diyor ki "Bu işin kooperatifler kanalıyla gerçekleştirilmesi doğru bir uygulama değildir, ihale yapılması gerekir" diyor.

Tunç Soyer'den sonra belediye başkanı seçilen Cemil Tugay Bey ise "Son gelen Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü'nün yazısı doğrultusunda bu işin ihale ile yapılması gerektiği kanısında olduğunu" söyleyerek inşaatları durduruyor ve ihaleye çıkıyor. Ama orada da eksik bir yön var: İhaleye çıktın, binayı tamamlayacaksın, kime vereceksin bunu? Kooperatiflere. Kooperatiflerle bir anlaşma yapmadan ihaleye çıkıyor. Bir de üstüne üstlük kooperatiflerin parasıyla önemli ölçüde ilerlemiş inşaatları ihaleye sokuyor. Yani kooperatifler bedel ödemişler, inşaatlar ilerlemiş ve sonrasında durduruluyor ve ihaleye çevriliyor. Nitekim kooperatiflerden bir kısmı bu ihale yöntemine karşı çıktıklarını, hatta bir firmaya verileceğini duyduklarında verilmemesi gerektiğini ifade etmelerine rağmen yine de ihaleye çıkılıyor. Bu taşınmazlar ihale yoluyla Okçuoğlu firmasına verilmek suretiyle tamamlanması yoluna gidiliyor.

Böyle olunca tabii ki bir belediyecilik anlayışının mahkum edildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. CHP'nin belediyecilik anlayışı ve o dönemin belediye başkanı Tunç Soyer'in bu konuda cezalandırılmasına yönelik bir operasyonel durum gündeme geliyor, öyle diyebiliriz.

Izmirde Kooperatif Magdurlarindan Cezaevi Onunde Kirmizi Halili Eylem E0A44441975C

BELEDİYENİN İNŞAATLARI DURDURMASI İLE MAĞDURLAR SOYER’İ HEDEF ALDILAR

Kooperatif mağdurlarının yaşadıkları mağduriyet bir gerçeklik ve somut bir durum. Mağdurlar, mağduriyetin hukuki sorumluluğunun Tunç Soyer olduğu yönünde değerlendirmeleri bulunuyor. Hukuki sorumluluğun Soyer’e yüklenebileceğini düşünüyor musunuz?

Soyer'e yüklenmesi mümkün değil. Sadece inşaatların teknik olarak denetlenmesi görevi sadece ve sadece İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne ve İZBETON'a aittir. Kooperatiflerin iç işleyişi Tunç Soyer’e bağlanamaz. Kooperatifler kendi parasal işlemlerini tamamlayacaklar, kendi inşaatlarını yürütecekler. Kooperatiflerin kendi iç işlerindeki mağduriyetlerin muhatabının Tunç Soyer olması hiç mümkün değil. Kooperatiflerin kendi yöneticileri var, kendi denetçileri var, kendi işleri var. Sadece Tunç Soyer, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZBETON kooperatiflerdeki inşaatların teknik olarak fenne uygun olup olmadığını denetleyerek işi yürütüyor, doğrudan kooperatiflerin işletişine müdahale eden bir mekanizma yok.

Suçlama, inşaatların fenne uygun olup olmadığı konusunda değil, kooperatifin kendi iç işleriyle ilgili sorunlardan kaynaklanmakta. Mağdurlar inşaatın durdurulmasını da ileri sürerek mağduriyetlerini ifade etmektedirler. Tunç Soyer'in cezaevine girdikten sonra ilk yayınladığı mesajda ve Özgür Özel Bey'le görüşmesinde kooperatif mağdurlarının bir an önce mağduriyetlerini giderecek şekilde inşaatlara devam edilmesi gerektiğine ilişkin arzusunu söylemişti. Kooperatifler de büyük ölçüde bu inşaatları kendileri yapmak istediklerini söylemelerine rağmen durdurulduğu için, o imkanlar ellerinden alındığı için bir kaos durumu ortaya çıktı. Mağdurlar belediyeyi suçlarken tabii ki Tunç Soyer'i de suçlayan bir pozisyona girdiler ama bunun muhatabının Tunç Soyer olması hiç mümkün değil.

Whats App Image 2022 01 22 At 09.20.47-1

ORTADA BİR KAMU ZARARI YOK, HALİYLE BİLİRKİŞİ RAPORUNA DA İHTİYAÇ YOK

Birinci kooperatif davasında dikkat çeken en kritik nokta bilirkişi raporu yazacak heyet bulunamaması… Yaklaşık 40 kişinin bilirkişi raporunu yazmaktan imtina ettiği ile ilgili değerlendirmeler var. Mahkemenin arayışı farklı yorumlamaları da beraberinde getiriyor. Son mahkemede dosyaya iki yeni bilirkişi atandığını ve üçüncü bilirkişinin önümüzdeki günlerde Marmara Üniversitesi tarafından belirleneceğini söyledi. Bilirkişi raporunun uzun süre belirlenememesini neye bağlıyorsunuz?

Yargılama aşamasında dosyalar bilirkişilere gidiyor. Bilirkişiler ilk önce dosyayı alıyorlar, bakıyorlar. Bu dosyalar içerisinde kamu zararı olduğu iddia ediliyor. Ancak bu dosyaya baktıklarında bilirkişilerin büyük bir çoğunluğu böyle bir zararın olmadığını görüyorlar, fakat rapor vermekten de çekiniyorlar. Benim düşüncem bu. Bir tane, bir tek bilirkişi raporu alındı o dosya içerisinde. O da diyor ki; hak sahiplerine ödenen 27 milyon küsur liralık bugüne kadar ödenen kira bedelleri kamu zararı oluşturur. Halbuki bunun kamu zararı oluşturması mümkün değil. Çünkü bu Aziz Kocaoğlu döneminde meclis kararıyla alınmış bir kira yardımı ödemesi ve her sene artıyor. Bu bir meclis kararı… İnşaatların başlamasına veya kooperatiflerle yürütülmesine bağlı olmayan bir durum bu. Yani kooperatifler olmasa da İzmir Büyükşehir Belediyesi bu kira yardımlarını yapacak. Bu durum olayla da bağdaştırılamıyor. Bu kadar bilirkişinin geri çevirdiği dosya ile ilgili biz de avukatlar olarak şöyle bir talepte bulunduk: Artık bu dosyada kamu zararının olmadığı anlaşıldı. Kamu zararının oluşup oluşmadığı yönünde bir bilirkişi raporu alınmasının anlamsız olduğunu, bu nedenle bu ara karardan geri dönülmesi gerektiğini mahkemeye son iki celsede tüm vekiller olarak beyan ettik. Yeni duruşmada da aynı şeyi beyan edeceğiz çünkü bu dosyada bir rapor alınması fiilen ve fiziken mümkün değil kamu zararı yönünden. Başka hususlar yönünden de Danıştay zaten soruşturma izni vermedi. Sadece kamu zararının genel hükümlere göre oluşup oluşmadığını değerlendirebilirsin dedi. Onun dışındaki olaylara da hiçbir şekilde izin vermedi. Dolayısıyla kamu zararının olmadığı da ortaya çıktığı için biz bu bilirkişi raporunun alınmasından geri dönülmesini mahkemeden talep edeceğiz, yine önümüzdeki celsede talep edeceğiz.

TUNÇ SOYER TUTUKLANMAMASI GEREKEN BİR İNSANDI, DİĞER ARKADAŞLAR DA ÖYLE!

Peki sürekli bir şeyler talep ettiğiniz mahkemenin genel olarak yaklaşımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Talepler noktasında istediğiniz dönüşü alabileceğinize inanıyor musunuz?

Bir yönüyle istediğimizi aldık, Tunç Soyer tahliye oldu ama bu istediğimizi aldığımız anlamına gelmez. Tunç Soyer tutuklanmaması gereken bir insandı, diğer arkadaşlar da öyle. Dosyanın durumu itibariyle bu dosyada hiçbir kişinin tutuklanmaması gerekiyordu. Dosyada kademeli bir tahliye gerçekleşti. İlk önce bir kısım sanıklar, sonra bir kısım sanıklar, en son da Tunç Soyer ve Heval Savaş Kaya'ın tahliyesi gerçekleşti. Bu aslında tutukluğu gerektiren bir yargılama değildi.

Türkiye'deki kooperatif davalarını araştırın. Kooperatiflerle ilgili yüzlerce, hatta binlerce dava dosyası vardır. Hiçbirisinde de tutuklu yoktur biliyor musunuz? Kimse yargılamadan ari değil, tabii ki herkes yargılanabilir, suçlu ve suçsuzluğu ortaya çıkabilir ama bunlar yargılama esnasında ortaya çıkacak şeyler. Baştan tutuklayarak yapılmış olması siyasi bir yaklaşım olduğunu gösteriyor. Kooperatifler konusunda herkes yargılanabilir ama tutuksuz yargılanmalı. Bu nedenle “biz mahkemeden istediğimizi aldık mı?” sorusunun cevabına ben “aldık diyemem” açıkçası.