Çarşamba günkü basında kıdem tazminatının yakında kaldırılacağı haberleri vardı. Kıdem tazminatıyla, iş güvencesi beraber uygulayan (Batılı ekonomilerden) biziz. Öğle yemeği, gidiş geliş, ölüm, evlenme yardımı yapan yine tek ülkeyiz. Harcamayı ön planda tutan da yine biziz. 2002 yılında Mecliste kabul edilen iş yasasında, sendikaların şantajına dayanamayan veya seçimlerde oy alma umuduyla kıdem tazminatını o günkü koalisyon kaldıramadı.
O günlerde kıdem tazminatının neden kaldırılması gerektiğini hem mecliste ve hem de TV kanallarında anlatmaya çalıştım. Çabalarım boşuna idi. Oylamalarda tek başıma kalıyordum. Hatırlarsınız, 1992 yılında oportünist ve makyavelist düşünceye sahip bir koalisyon, emeklilik yaşını kadınlarda 38, erkeklerde 43 olarak yasal bir düzenleme getirmişti. Dünyada emsali yoktu, iktidarda kalmak önemliydi. O yıla kadar ne BAĞKUR ne de Sosyal Sigortalar Kurumu zarar ediyordu. Zaman zaman nakit sıkışmasında hazine kısa vadeli avans aktarıyordu. Rahmetli Özal, o günkü hükümetin başına böyle bir düzenleme, Sosyal Güvenlik kurumlarına büyük açıklar verdirir. Ekonomi de kara delik oluşturur demesine ve hükümeti yazılı olarak uyarmasına rağmen düzenleme yapıldı. Benim Meclis'te sonuçsuz hamlelerim, kendi partimin dışında rağbet görmedi.
1992'daki yanlış düzenleme bugünkü prim ödeme günü ve sigortalılık süresini getirdi. Sistem hala açık vermekte 2020 yılından sonra geliri giderine eşit olacağı öngörülmektedir. Ben bu ön görüye katılmıyorum, çünkü ortalama ömür uzuyor. Uzayan ömür içinde sağlık giderleri önemli bir oranda artıyor.
Üç beş yıla kalmaz, biz pirim ödeme sayısını ve sigortalılık süresini arttırırız. Kıdem tazminatı, iş gücü pazarını deforme ediyor. İş gücünün serbeste yakın bir şekilde oluşmasını önlüyor. Bugün brüt maaşın %8'ine tekabül eden kıdem tazminatı var, %8'e yakın da ücretli yıllık izin, bir %3 de, ara sıra çıkılan doktor ve istirahatlardan yük bindiğinde asgari ücretli sendikalı bir kimse işverene 1500TL'den fazlaya mal oluyor. Bu da ortalama milli gelirimizden büyük, yani, asgari ücretle çalışan bir kimse milli gelir ortalamasından fazla bir kazancı var demektir. Bu durumda ya milli gelir yanlış ya da asgari ücret yanlıştır. Üç yıl önce Dünya Bankası genel müdür yardımcısı Prof. Ann Kruger asgari ücretiniz büyük demişti. O bu hesabı yaparak bu gerçeği dile getirmişti. Böyle bir durum Batılı ülkelerde yok. Biz geçmişte ancak krizlerde veya AB direttiğinde tedbir alıyorduk. İnşallah bu hükümet krize girmeden çarpıklıkları düzeltir, kıdem tazminatı kaldırılır. Orta Doğunun sağlıklı bir devlet olmanın bir şartını yerine getirmiş oluruz.