Geçen haftaki yazımın sonunda bir yöneticinin/liderin en büyük sınavlarından birinin de karar vermek olduğundan bahsetmiş, karar verirken etik sınırlar içerisinde kalmanın da çok önemli olduğunu söylemiştim. Hafta içi bu konu hakkında birçok fikir dinleme, bazı arkadaşlarımla konu üzerinde tartışma şansı yakaladım. Yine geçen hafta yaptığım kariyer yönlendirme görüşmelerinden birinde ise yöneticilik konusunda desteklenen ve önüne yöneticilik hedefi konan bir danışanım bana 'teknik yetkinliklerim yöneticilik için uygun ama beni korkutuyor, çünkü görüyorum ki insanlar çoğu zaman bu seviyelere çıktıklarında kendi değerlerinden ödün vermek zorunda kalıyorlar, karar verme sorumluluğu onları değiştiriyor. Ben buna hazır değilim' dedi, hal böyle olunca da bu haftaki yazımın konusu ortaya çıkmış oldu.
Karar vermek, çeşitli seçenekler arasından seçim yapma sürecidir. Bazı kararlar sadece karar veren kişileri etkilerken, yöneticilerin verdikleri kararların sonuçları birçok kişiyi ilgilendirir. Bu nedenle karar vermek yönetim sürecinin en önemli parçalarından bir tanesi olarak değerlendirilir. Hatta günümüzde karar verme ile yönetim süreçlerini eş anlamlı görme eğilimi de oldukça fazla. Karar vermek bir yönetim faaliyeti olmanın ötesine geçmiş neredeyse sürecin kendisi olmuş durumda. Karar vermenin bir yönetim süreci olduğunu kabul ediyorsak bu noktada bir başka soru ortaya çıkıyor; herhangi bir konuda karar verme yetkisi olmayan bir kişiye yönetici demek doğru mudur? Yöneticilik unvanı bir motivasyon aracı olarak görünmeye başladığı günden beri içi boşalan bir kavram haline geldi. Geçen gün danışmanlık yaptığım bir firma çalışanı, 'elimi sallasam yöneticiye çarpıyor ancak birisi bile izin istediğimde tamam yarım saat gidip gelebilirsin diyemiyor' dediğinde bu durumu oldukça yalın ve iyi özetledi bence.
Konuya dönecek olursak; muhtemelen birçok yönetici yazının başında bahsettiğim danışan gibi bir kaygıya düşmüş ve bir dönem kendisine şöyle sorular sormuştur; 'başarılı olmak için bazı değerlerimden vazgeçmem gerekir mi?', 'zor kararlar vermem gerektiğinde ve şirket menfaatleri ile kişisel değerlerim çakıştığında ne yapacağım?', 'ya neyin doğru neyin yanlış olduğunu göremezsem ve yanlış karar verirsem ya da karar veremezsem?'. Aslında ben yöneticilik yapan kişilerin bu soruları kendilerine soruyor olmalarını umuyorum. Çünkü konu üzerinde derinlemesine düşünüyor olmanın karar verme sorumluluğunu hissetmek için iyi bir yol olduğunu ve dahası iyi kararlar vermek için bir motivasyon yarattığına inanıyorum. Eğer bir konu hakkında düşünüyorsak, farkındalığımız var demektir. İyi kararlar vermek için de tam olarak ihtiyacımız olan şey, farkındalıktır.
İş hayatı yöneticiler üzerinde aynı anda birçok baskı kurar. Zaman baskısı, karlılık baskısı, hedeflere ulaşma baskısı, ekibin motivasyonunu sağlama baskısı… bu örnekleri satırlarca arttırmak mümkün. Ve yöneticilerden, tüm bu baskılar arasında her zaman doğru ve verimli kararlar vermeleri beklenir. Peki doğru tam olarak nedir? Neye ve kime göre doğru? Toplumsal kurallar tarafından çerçevesi çizilmiş genel kabul görmüş, doğru ve yanlışın net olduğu durumlar tamam ama karşımda doğruya karşı doğru varsa ya da her iki durumda kimi açılardan yanlışsa nasıl karar vereceğim? Özellikle şirketin beklentisi ile kişisel fikirler ters düştüğünde, yöneticiler kişisel sorunlara cevap aramaya başladığında işler iyice karışır. Örneğin, bir çalışanınız kötü performans gösteriyor ve hedeflerini tutturmak konusunda zorluk yaşıyor. Bu durumda ekibinizin performansını aşağıya çekiyor, departmanın performans notlarını etkiliyor. Ancak daha önce takımınızın çok parlak bir üyesi olan bu kişinin performansının düşüş nedeninin oldukça kişisel ve zorlu bir durum olduğunu, kişinin elinden bir şey gelmediğini ve bu süreci atlatması için zamana ihtiyacı olduğunu biliyorsunuz. Üst yönetim bu kişiyi işten çıkarmanız yönünde bir beklentileri olduğunu sizinle paylaşırsa ne yaparsınız? Siz onun iyi bir çalışan olduğunu biliyorsunuz, daha önce sizin için oldukça iyi işlere imza attı ve şuan kontrolünde olmayan bir nedenden ötürü performansı düşük.Şirketin içinde bulunduğu rekabet ortamı ve bütçesi bu durumu kompanse edemiyor. Öte yandan departmanınızda ki diğer kişiler bu durumdan olumsuz etkileniyor. Ne yapacaksınız? Herhalde bir yönetici için en zor kararlardan bir tanesi bu olsa gerek.
Kararlarımız, içinde bulunduğumuz şartlara göre şekillenir. Bazı konular kesinlikle yanlış ve kesinlikle doğru arasında bir alanda sıkışırlar, şüphenin başrolü oynamaya başladığı bu alana gri alan deriz. Bu alanlarda kurallar birbirleri ile çatışmaya, bakış açıları farklı doğruları işaret etmeye başlar ve bir yöneticinin yüz yüze kalacağı en zor senaryolardan biri ortaya çıkar; ortada verilmesi gereken bir karar vardır ve seçeneklerin hepsi aynı derecede doğru ve/ve ya aynı derecede yanlıştır. İkilemde kalmak herkesin başına gelebilir ancak birçok işin ve daha önemlisi kişinin etkilendiği kararlar veriyorsanız bu büyük bir sorumluluktur.
Ben bunca baskının altında yaşayan günümüz yöneticilerinden her zaman doğru kararlar vermelerini beklemiyorum, yöneticilerin de hata yapabileceklerini kabul etmek lazım. Ancak yöneticilerin karar verirken konuyu her açıdan değerlendirmelerini kısacası karar verme sorumluluğunu almalarını ve karar verirken etik davranmalarını bekliyorum.