Türk demokrasi tarihi içinde 14 Mayıs 1950 seçimlerinin ayrı bir yeri vardır.’¶ Bu seçimler sonucunda Türkiye yeni bir siyasal iktidara kapıyı aralamış ve Demokrat Parti; çoğunluk anlayışına dayalı seçim sisteminin de yardımıyla 27 yıllık CHP iktidarına son vermişti.
Bilindiği gibi 1923’’ten 1946 yılına kadar Türkiye’’de seçim sistemi tek parti ideolojisinin oluşturduğu ilkeler çerçevesinde yapılmıştır. 1946’’da parlamenter demokrasiye geçinceye kadar ’“müntehib-i sani’” yani ikinci seçmenler ve ’“müntehib-i evvel’” yani birinci seçmenler esasına dayalı iki dereceli seçim sistemi, Cumhuriyet’’e Meşrutiyet döneminden kalma bir mirastı. Bu sistemde seçmenler önce kendi aralarında müntehib-i evvelleri seçiyorlar, müntehib-i evveller de sistem tarafından belirlenmiş adayları oyluyorlardı.
Bu seçim sistemine dayalı seçimlerin ne ölçüde demokratik bir temsil olduğu ayrı bir tartışma konusudur. Ancak, dönem bir devrim dönemidir ve böylesine büyük yapısal dönüşümlerin olduğu bir süreçte demokratik temsil mekanizmalarına ilişkin olumlu göstergelerin oluşmayabileceğini de doğal olarak anlamak gerekir.
Cumhuriyet, tebaadan yurttaş, ümmetten ulus, kuldan da birey yaratabilmek için zaten kısıtlı ve dar olan öncü kadrosuna bu sistem aracılığıyla yasal bir meşruiyet sağlayabilmiştir. Bununla birlikte Cumhuriyet tek parti sistemine dayalı bu temsil mekanizmasını bütün dönemler için kalıcı bir yöntem olarak asla benimsememiştir.
Dönemin ünlü siyaset bilimcileri de bu dönemi demokrasiye hazırlık aşaması olarak değerlendirmişlerdir. Örneğin ünlü siyaset bilimci Maurice Duverger bu süreci şartlar uygun olduğunda demokrasiyi yaratacak bir vesayet dönemi olarak nitelendirir. Bu bağlamda tek partili dönem içerisinde iki kez çok partili parlamenter yaşam deneyimi yaşanmış, ancak bu deneyimler dönemin koşulları gereği başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
Hemen belirtmek gerekir ki, o dönem Türkiye’’nin örnek aldığı Batı ülkelerinde otoriter ve totaliter tek parti rejimleri varlıklarını güçlü bir şekilde sürdürmekteydiler. İzmir anılan süreçte gerçekleştirilen iki parlamenter demokrasi denemesinde kurulan muhalif partilerin önemli ölçüde destekleyicisi olmuştur.
İzmir seçmeni gerek 1924’’teki Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası denemesinde gerekse 1930’’daki Serbest Cumhuriyet Fırkası denemesinde anılan partilere teveccüh göstermiştir. Bu yönelimin nedenleri arasında hiç kuşkusuz İzmir’’in kuruluş sürecinden o ana kadar taşıdığı kentsel kimliği önemli bir işlev görmüştür. Zira İzmir Roma İmparatorluğu döneminden bu yana özgür kent olarak tanımlanmış, 17. yüzyıldan itibaren de gelişen levant ticaretinin Doğu Akdeniz’’deki en önemli liman kentlerinden birisi olmuştu.
İzmir kuruluşundan beri merkezi otoritelerle daima sorunlu bir ilişki kurmuş, merkezden dayatılan bir takım tasarruflar da İzmir tarafından tepki ile karşılana gelmiştir. 1930’’da Fethi Okyar önderliğinde kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası’’nın İzmir ve çevresinde geniş bir toplumsal kabulle içselleştirilmesi hem İzmir ve İzmirlilerin taşıdığı bu sosyolojik gelenekle hem de 1929 Dünya ekonomik bunalımının bir liman kenti ve art alanında yarattığı ekonomik sıkıntılarla açıklanabilir.
Ülkemizde çok partili parlamenter düzene geçiş 1946 yılında gerçekleşmiştir. Türkiye II. Dünya Savaşı sonrasında parlamenter demokrasiye iç ve dış koşulların zorlamasıyla geçmiştir. II. Dünya Savaşı yılları içerisinde uygulanan savaş ekonomisi kuralları geniş halk kesimlerinin dönemin tek partisi Cumhuriyet Halk Partisi’’nden uzaklaşmasını sağlamıştı.
Bunun yanı sıra Cumhuriyet Halk Partisi’’nin halkçılık ilkesinde vurgulanan sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış kitle tezahürü, yani Cumhuriyet’’in başlangıcından itibaren bütün toplumsal sınıfları parti bünyesi içinde temsil etme anlayışına dayalı toplumsal ittifak II. Dünya Savaşı’’nın sonunda çözülmeye uğradı. Bu toplumsal ittifakın önemli unsurlarından olan taşra ve ticaret burjuvazisi savaş ekonomisinin sağladığı olanaklarla giderek palazlanmış, asker sivil bürokratlarla Cumhuriyet’’in başlangıcından bu yana yer aldığı toplumsal ittifaktan koparak kendi siyasal tercihleri doğrultusunda bir örgütlenme anlayışı içerisinde girmişti.
Halk tarafından İnönü ve CHP savaş ekonomisinin yaratmış olduğu bütün sıkıntıların baş aktörleri olarak görülüyorlardı. Savaş yıllarında, ekmeğin karneyle satıldığı, jandarma ve tahsildar baskısının özellikle kırsal kesimde yoğun olarak hissedildiği bu dönemde CHP’’den koparak kurulan DP bütün halk kesimlerinin umudu haline gelmişti. Çok partili yaşamla birlikte temsil sistemi de değişmişti. Çoğunluk esasına dayalı temsil sistemi güçlü tek parti iktidarlarının yolunu açıyordu.
İşte bu ortamda gidilen 14 Mayıs 1950 seçimleri İzmir ve çevresinde de geniş bir heyecan yaratmış ve seçimlere katılım üst düzeyde olmuştur. Dönemin İzmir basını seçimlere özel bir ilgi göstermiş, gerek seçim öncesinde gerekse seçim sonrasında yapmış olduğu haberlerle kamuoyunu bilgilendirmiştir.
Bu bağlamda Anadolu Gazetesi gibi nispeten Cumhuriyet Halk Partisi’’ne yakın gazeteler seçim sonuçlarına daha mesafeli yaklaşırlarken Yeni Asır, Demokrat İzmir ve Ege Ekspres gibi yayın organları Demokrat Parti’’nin seçim başarısını sürmanşetten vererek Demokrat Parti yanlısı bir yayın politikası izlemişlerdir.
Yapılan seçimler sonucunda İzmir kent merkezinde 370 sandıkta CHP 35726, DP 77905, Millet Partisi 3200 oy almışlardır. İzmir’’in ilçeleri bazında duruma bakıldığında ise, karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır:
İlçe Adı
CHP
DP
Ödemiş
22317
15783
Torbalı
7100
5143
Kemalpaşa
8034
5919
Urla
4300
4393
Menemen
7860
9497
Kiraz
4741
3871
Seferihisar
3021
1520
Bergama
7800
13324
Tire
9970
12920
Çeşme
3028
2368
Kuşadası
41126
4622
Kınık
5400
8860
Dikili
2863
3275
Foça
2125
2000
Karaburun
1920
1840
Bayındır
6775
8600
Kaynak :Anadolu Gazetesi - 16 Mayıs 1950
Bu sonuçları analiz ettiğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır: DP 14 Mayıs 1950 seçimlerinde öncelikli olarak söylenenlerin aksine tarımsal potansiyeli yüksek ilçelerden fazla oy almak yerine daha çok İzmir kent merkezinden yüksek düzeyde oy alabilmiştir. 1950 yılı koşulları göz önüne alındığında özellikle geniş tarım ovalarının bulunduğu ilçelerde CHP oy potansiyelini korumayı başarabilmiştir.
Yapılan seçimler sonucunda çoğunluk sistemi gereği DP İzmir’’den 17 milletvekili çıkarmıştır. Halide Edip Adıvar’’ın da DP İzmir Milletvekili seçildiği bu gelişme sonrasında DP milletvekillerinin almış oldukları oylar da şöyle oluşmuştur:
Milletvekilleri
Aldıkları Oy
Halil Özyörük
190369
Refik Şevket İnce
190300
Halide Edip Adıvar
189730
Mehmet Aldemir
187384
Cihat Baban
189600
Avni Başban
188024
Behzat Bilgin
188474
Muhittin Erener
187829
Sadık Giz
187668
Tarık Güngör
188052
Necdet İncekara
187120
Osman Kapani
188143
Vasfi Menteş
188751
Abidin Tekön
187554
Cemal Tunca
188032
Ekrem Hayri Üstündağ
189959
Zühtü Veli Beşe
188502
Kaynak: Anadolu Gazetesi - 18 Mayıs 1950
DP ülke içerisinde CHP’’ye karşı bütün muhalefeti kendi çevresinde topladığından DP milletvekillerinin sosyolojik tabanları da farklılıklar göstermektedir. Örneğin, Kurtuluş Savaşı’’ndan sonra rejim muhalifi olarak bilinen Halide Edip Adıvar ya da DP listelerinden milletvekili seçilen işçi milletvekili Abidin Tekön gibi isimler bunlara örnek gösterilebilir. Hatta İşçi Milletvekili Abidin Tekön seçilmesi dolayısıyla İzmir halkına Şu teşekkür telgrafını çekmiştir:
’“Kahraman hemşerilerim!.
Yirmi beş senenin ızdıraplarına son verileceğine bütün imanımla inandığım Dokuzuncu Büyük Millet Meclisi’’ne (iş yerine) çalışmak üzere gönderdiğiniz ben işçi vekilinize Basmane İstasyonu’’ndan itibaren bütün yol boyunca gösterdiğiniz candan uğurlama ve tezahüratınıza sonsuz şükranlarımı arz ederken bana verdiğiniz vekaleti bihakkın yerine getirmek en mukaddes vazifem olacaktır.
İşçi Milletvekili Abidin Tekön’”
Kaynak: Demokrat İzmir ’– 21 Mayıs 1950
Değerli Ege’’de Sonsöz okurları, işte ülkemizin demokrasi tarihinden bir kesit. Yaşadığımız kent İzmir’’in 1946’’dan bu yana yapılan genel ve yerel seçimlerde yapmış olduğu tercihleri doğru değerlendirebilmek için bir anahtar.
Zira, İzmir başta da belirttiğimiz gibi herhangi bir ideolojinin ya da dünya görüşünün kalesi olmaktan çok merkez tarafından kendisine dayatılan siyasal tercihlerin hep aksine oy vermiştir. 14 Mayıs 1950’’de de tek parti uygulamalarının ve savaş ekonomisi kurallarının yürürlükte olduğu bir sürece İzmir DP’’ye teveccüh göstermiştir. Ancak bu teveccühü DP’’nin 10 yıllık iktidarı döneminde ne ölçüde doğru kullandığı da ayrı bir soru işaretidir.