Siyaset bazen ne menem bir şey…
Modern zamanlar (!), refah peşinde olan kitleleri fark etmeksizin daha muhafazakarlaştırırken, insanı insan yapan temel değerlerinden uzaklaştırabiliyor.
Çoğu zaman bencilleştiriyor, bireysel çıkar zemininde türlü kurnazlıklarla mücadeleye dönüştürebiliyor.
Eflatun'dan günümüze siyasettin hakikatliğine dair koca bir külliyat var.
Lakin seçimlere yaklaştığımız bugünlerde bencilliğin, hırsın şirazesi kaçmış görünüyor.
**
Ulusal meselelerde de şüphesiz bu anlayış her daim karşımızda.
Fakat doğrusu yereldeki ayak oyunları, yaşanılan yere yakınlıktan olsa gerek, pek sakil (?), pek basit, açıkçası nahoş görünüyor.
**
Ne çabuk unutuldu?
Çok değil, daha altı ay önce…
Türkiye'de siyaset ve sivil toplum parametreleri yeniden şekillendi.
Yaşam tarzlarına bir müdahale olduğunu düşünen insanlar sokaklara çıktılar.
Provokasyonları ve marjinal grupları aradan çıkarın, büyük çoğunluğu ailesiyle, tencere tavasıyla sokağa çıkan milyonlar, iktidarın yaşam alanlarına müdahil olduğunu, baskılara maruz kaldığını haykırdı.
Gencecik yaşlarında hayatlarını verdiler insanlar.
Ne istiyorlar, diye dinlenmeden çapulcu oldular, suçlu oldular, terrörist oldular ve bazen yok oldular.
**
Hemen hemen her kentin bir diyeceği vardı.
Sözü çok olanlardan biriydi İzmir ve sözünü haftalarca caddeleri sokakları inleterek söyledi.
Üstelik yalnızca iktidara değil, muhalaefete, kendini temsil edenlere de bir karşı çıkıştı bu..
Kendisini temsil edecek bir güç yoksa, kendi vardı.
**
Bu kentte, bunu en iyi okuması gereken, Türkiye'de , yerelde en büyük güce İzmir'le sahip CHP'değil midir?
Yani öyle olması gerekir.
**
Şimdi İzmirlilerin bu duruşuna 'Özellikle gençlerin canıyla, kanıyla verdiği mesaja sahip çıkacağız.' diyen bir CHP beklemiyor mu insan?
Aksine yerel seçim öncesi adaylıklar üzerinden fırtınalar kopartılıyor.
**
Siyasi olduğundan neredeyse AKP'lilerin bile emin olduğu bir dizaynla 397 yılla yargılanan bir başkan var bu kentte...
Ama kişisel hırslar o kadar büyümüş ki, 'Aziz Bey istediği sürece İzmir adayımızdır' diyen Genel başkanın ardından okyanus ötesinden mesaj yetiştiriliyor. Hem de yine bir CHP'li İzmir Milletvekili tarafından...
'Hayır hayır, Genel Başkanımız öyle demedi.'
**
Eleştiriler olacak elbette, ama kol kırılır yen içinde kalır misali, siyasetin nezaketi çerçevesinde kalmalı.
Ancak seçimlere 'ha diyecek' zamanda milletvekillerinin kendi içinde bölünmesi, bırakın hala başkan olmasını, 'en güçlü aday olarak elde 1 ismi' yıpratmak, siyasetin kendini ayağından vurması demektir.
**
Bazı vekillerimiz güç gösterileri peşindeyken, tek başlarına yeterince gösteremedikleri varlıklarını bir cephe oluşturarak ortaya koymayı çözüm olarak görebilir.
Şakşakçıları da hemen alkışlar, 'Şahinler ayağa kalktı.'
Lakin burası İzmir,
Özgürlüğüne düşkün, tüm 'Dayatmacı, ben yaptım oldu' anlaşıyına direnme mücadelesi vermektedir bu şehir.
Gün gelir, kendini anlamayanlara ve 'hırslarının 'peşinde koşanlara da direnmesini bilir.
Şimdi armudun sapı, üzümün çöpü atışmalarını bırakıp kitlelerin haziran ayında sokaklarda verdiği mesajları bir zahmet hissedip, hırsını değil aklını öne koyup yerel seçim stratejilerini buna göre biçimleme zamanıdır.
Belki de Nazım Hikmet'in dizelerini anımsatmak en doğrusu…
Evler tek katlı da olabilir,yüz katlı da
iş bunda değil
yeter ki sokaklarımızı ezmesinler yeter ki
ağaçsız asfaltı sevmiyorum
parklarda göller,göllerde ak kara kuğular olabilir.
hatta arada bando mızıka
ama en önemlisi parklarda öpüşülebilmeli.
Bankaları ve hükümet konaklarıyla övünen şehirleri sevmiyorum.
Sevdiğim şehirler sağlık evleriyle övünenlerdir çocuk bahçeleriyle övünen şehirler.
Nazım Hikmet