Deniz Baykal geldi, gitti, bir kez daha geldi, yine Ankara'ya döndü; henüz tartışmalar bitmedi.’¶
Deniz Baykal'ın İzmir programındaki son dakika değişiklikleri hala konuşuluyor.
Konuşulan; programa göre Deniz Baykal 30 Ağustos kutlamalarına İzmir'de katılacaktı. "Ben yıllardır 30 Ağustos'u Ankara'da kutlarım. Bu yıl da orada kutlayacağım" deyip gitti. Ayrıca, "Hamza Baba etkinliklerine katılmadı"
Neden?
Yanıt çok..
Yorumlar; çok fazla..
İşte birkaç yorum; KENT AŞ. işçilerinin yaptığı eyleme kızdığı için, programın birçoğunu iptal etti. Buca'daki Atatürk Mask'ın açılışında yanlış yönlendirildiğini düşünerek, tartışmaları alevlendirmek istemedi.
Tabii arkasından program değişikliklerinin siyasi yorumları yapılmaya başlandı.
Doğal olarak her kesim kendine göre senaryo yazdı.
En büyük senaryoya göre; Kemal Karataş, Deniz Baykal'ın prensi ilan edildi. İl Başkanı Rifat Nalbantoğlu'nun bileti kesildi. Deniz Baykal'ın bu tavrı karşısında Nalbantoğlu kendisine yeni bir liman aradı; bu liman Önder Sav oldu.
Deniz Baykal daha Ankara'ya varmadan Önder Sav ekibinin önemli isimleriyle bir akşam yemeği yendi, pazarlıklar yapıldı. Yemek o kadar uzadı ki sabah İl Başkanı 30 Ağustos törenlerine bile katılamadı. Önder Sav ekibi Nalbantoğlu'na pek sıcak bakmadı. Çünkü bugüne kadar taraf olmayan bertaraf olurdu. "Yaşanan gelişmeler sonrası Nalbantoğlu'nun taraf olması ne kadar doğrudur" diye yorumlandı. Ve örgüt içinde kendi içerisinden bir isim düşünülüyordu. Ancak bu isim netleşmemişti. İl Disiplin Kurulu Başkanı Mahmut Esat Aslan kulaktan kulağa kendi ismini dillendirmek ve kamuoyu yaratmak istiyordu. Ama zordu.
Diğer bir senaryoya göre; Kemal Karataş kendisi il başkanı olmak istemiyordu. O milletvekili olacaktı. Baykal bu sözü vermişti. Karataş gölge il başkanı olacak ve kendi yerini doldurabilecek bir isim peşindeydi. Kargaların bile güleceği bir isim konuşuldu. Oysa Kemal Karataş'ın beklentisi İzmir örgütünün gücünü arkasına alarak il başkanlığı seçimlerinde büyük bir zafer kazanmaktı. Bu yüzden Karataş'ın bizzat kendisi aday olmalıydı. Olacaktı ve Deniz Baykal bu ışığı Karataş'a vermişti. Hatta Karataş ilçe örgütleri ile bire görüşmelere başlayarak delegasyonu kendine yakın isimlerden oluşturmak için çalışmalara başlamıştı. Böyle bir yol izlendiğinde Karataş bir adım öndeydi. Zira Nalbantoğlu delege yapısını bilmezdi.
İşte Deniz Baykal'ın program iptallerinden sonra yazılan senaryolar böyleydi.
***
Oysa gerçek böyle miydi?
Gerçeğin böyle olmadığını Baykal net olarak ifade etti ancak; hiç yerde ne yazıldı ne de konuşuldu. Kürt açılımı Milli Güvenlik Kurulu'nda tartışıldığı gün MGK'dan çıkan kararlar Deniz Baykal'ın 'Kürt Açılımı'na bakışı ile hiç örtüşmüyordu. Askerin de AKP güdümüne girdiği kuşkusuna kapıldı Baykal. Bu durumu protesto etmek amacıyla Ankara'daki törenlere gitmemeyi düşündü. Ve il başkanına İzmir programına 30 Ağustos'u koymasını söyledi. Ancak iki gün sonra Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ Kürt Açılımı ile ilgili gerçek düşüncelerini kamuoyu ile paylaşıp, AKP ile ters düşen açıklamalar yapınca Deniz Baykal'ın Ankara'daki törenlere gitmekten başka seçeneği kalmadı. Üstelik Ankara'da törenlere katılan Deniz Baykal eşini de yanında götürerek, "Çağdaş Türkiye'de yaşayanlar eşlerini de bu törene getirebilmeliydiler" mesajını net olarak verdi.
İşte gerçek böyleyken, İzmir'de siyaseti küçücük ve bireysel çıkar olarak düşünenler, Baykal'ın bu büyük düşüncelerini ve siyasi mesajlarını göremedikleri için senaryo üretmeye devam ettiler. Edeceklerde.
Oysa yazılan bu senaryoları Deniz Baykal'a "Efendim ne düşünüyorsunuz?" diye sorsanız
Sayın Baykal;
"Alın teri ile yaşayan, dürüst-namuslu Türk milletinin, yarı aç-yarı tok yaşayıp yine de ülkesini seven yiğit insanlarımızın; Hasan Tahsin Meşalesini İzmir'den tekrar yakıp Türkiye'ye ışık olma zamanıdır. İzmir'in görevi budur. Sahte senaryolara gerek yoktur. Yolumuz Çağdaş bir Türkiye yoludur.
O gün bugündür.
9 Eylül kutlu olsun..."
Derdi.