Herkes güçlü olmak ister. Gücü elinde tutmak, her şeye ve herkese hakim olmak… Kimi başarır. Kimi ise başaramaz. Bütün bunlar bir yana güçlülere hayran hayran bakar, kimileri… Sanki o gücü veren biz değilmişiz gibi… Gözümüzde büyütür, yere göğe sığdıramayız bile… Ve sonrasında gelen, o aşina olduğumuz; 'Ya ya ya! Şa şa şa! Bizim Kral Çok Yaşa!' nakaratları…
Bir müddet gider bu büyüklük… Hatta yanında başka büyükler de olur. Sözüm ona büyük adamın kendi büyüttüğü… Hani 'Kral'dan çok Kralcı' denilen büyükler…
Anlamadığım şey ise tercih zamanı gelip çattığında o gözlerde büyütülen ve yere göğe sığdırılamayan kimsenin düştüğü fosseptik çukuru… O çukur zamanla mı kazılmıştır yoksa bir anda mı işte o da bilinmez. Önemli olan çukura düşenlerdir. Çünkü çoktan büyük olmuştur, başka birileri… Yani aslında büyük olmanın kolay fakat büyük kalmanın bir hayli zor olduğunu anlıyoruz. Büyük kalmanın yolu halkı anlamaktan geçer. Halkı sevip, halkı saymaktan… Birlikte yola çıktığın insanları unutmamaktan belki de... Zira bencil insan tek başına kalmış meyvesiz bir ağaç gibi kurur gider. Ve tüm bu yaşananların aslında bir tekerrürden ibaret olduğunu fark ederiz.
Geçmişte de büyümüş, geçmişte de küçülmüştür kimseler… Ve bazıları geçmişi unutup onu bir kere daha yaşamak zorunda kalırlar. Geçmişi unutan büyükler için değil büyükleri büyük yapan küçükler için yazdığım bu yazımı güzel bir fıkrayla sonlandırmak istiyorum.
Padişah ile vezir tartışmaya başlamış. Vezire dönerek; 'En büyük ve en güçlü olan benim. Sen benim emrimdesin!' demiş. Vezir, 'Hayır ben büyüğüm. Ordunun başında ben savaşıyorum, sen sadece mühür basıyorsun' diye itiraz etmiş. Tartışma uzayınca Padişahla vezir, bir çobanın yanına gitmişler ve konuya hemen girmemek için çobana sormuşlar: 'Senin koyunun mu büyük, ineğin mi?'
Çoban şaşırmış şaşırmasına da, hemen cevap vermiş: 'İneğim' demiş.
Bunun üzerine Padişah ve Vezir tekrar sormuşlar: 'Keçin mi büyük, öküzün mü?' Çoban 'Öküzüm tabii' diyerek cevap verince, asıl soruyu yöneltmişler çobana: 'Söyle bakalım, Padişahın mı büyük, vezirin mi?' Çoban hiç düşünmeden yanıt vermiş: 'Vallahi ben bu hayvanları tanımıyorum!'