Değerli okurlarım, muhafazakarlığın geçer akçe olduğu günümüzde sol ve sosyalizm üzerine düşünmek, belki birçoklarına garip gelebilir ama Türkiye'nin ciddi anlamda bir düşünce bulanıklığına gittiği şu günlerde bu konuda hatıraları ve yaşanmışlıkları yeniden canlandırmanın tam sırası olduğunu düşünenlerdenim. O yüzden bu haftaki yazımı insanların kullanmaya neredeyse artık utandıkları ve sanki bu kelimeler kullanılınca büyük bir mahcubiyet yaşadıkları sol ve sosyalizm kelimelerinin ve kavramlarının bu topraklarda erken cumhuriyet döneminde yaşadıkları serüvene ayırdım. Ne de olsa anlatılan senin hikayendir…..
II. Meşrutiyet'in yarattığı hürriyet ortamı içinde filizlenen akımlardan bir tanesi de sosyalizmdir. Osmanlı İmparatorluğu'nda II. Meşrutiyet'e gelinceye kadar sınıf bilinci eksenli işçi hareketlerinin görülmemesi II. meşrutiyet dönemini bu konuda da farklı kılar. Denilebilir ki, Tanzimat ve I. Meşrutiyet dönemlerinde bilinçli bir işçi sınıfına dayanmaksızın salt ekonomik amaçlı ve ücret artışı talepleriyle ortaya çıkan işçi hareketleri dışında Türkiye'de çağdaş sol düşüncenin ve sosyalizmin ortaya çıkışı II. Meşrutiyet'in ilanından sonraya tarihlenebilir. Kapitalist dünya ekonomisinin Osmanlı coğrafyasıyla buluştuğu ve yoğun bir yabancı sermaye akımının yaşandığı bu dönemde verilen imtiyazlar ve ruhsatnamelerle yeraltı ve yer üstü kaynaklarının yabancı sermaye yatırımlarına açılmasıyla birlikte kıta Avrupa'sındaki toplumsal sınıflarla benzer sınıf hareketleri görülmeye başlandı. II. Meşrutiyet'e gelinceye kadar gayet sınırlı bir alanda ortaya çıkan işçi hareketleri II. Meşrutiyet'le birlikte yerini hem sosyalizm anlamında teorik tartışmalara hem de çeşitli sektörlerde yapılan grev hareketlerine bırakır. 1908'e gelinceye kadar 1871'de kurulan Ameleperver Cemiyeti ile Kasımpaşa Tersanesi ve Beyoğlu Debbağhanesi'nde çalışan işçilerin ücretlerinin ödenmemesi üzerine başlayan grevlerin Ameleperver Cemiyeti tarafından yönlendirilmesi bu bağlamda işçilerin ilk ciddi başarısı olarak kabul edilir. Gerçi Ameleperver Cemiyeti'nden önce de gümüş akçelerin tağşiş edilmesi suretiyle oluşan eflasyona yenik düşen ve cami inşaatında çalışan amelelerin topluca köylerine dönmeleriyle kısmı hareketler oluşsa da Ameleperver Cemiyeti'nin bir sendikal hareket olmaktan çok fakir işçilere din ve milliyet farkı gözetmeksizin iş bulmak ve gerekli iş araçlarını sağlamak amacıyla gerçekleştirdiği faaliyetler emek tarihimiz içinde önemli bir yer tutar.
1872'de İstanbul'da telgraf işçilerinin ücretlerinin arttırılması talebiyle gerçekleştirildiği ilk grevden 1908'de II. meşrutiyet ilan edilinceye kadar Osmanlı topraklarında toplam elli civarında grev daha gerçekleşmiştir. Ancak bu grevlerin çoğu örgütlü grevler olarak değil iş bırakmalar şeklinde kendiliğinden gelişmiştir. Bunlardan yirmi altı tanesi özel şirketlerde geri kalanı ise devlete ait olan veya devlet tarafından işletilmekte olan iş yerlerinde meydana gelmişti.
Teorik anlamda Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyalist cereyanların gündeme gelmesi 19. yüzyılın son çeyreğine tarihlenir. Öncelikli olarak gayr-i müslim cemaatler arasında yayılan bu akım bir istisna olarak Bulgarlar tarafından da ciddi ölçüde benimsenmeye başlanmıştı. Hiç kuşkusuz bu durumun ortaya çıkmasındaki temel etkenlerden bir tanesi de anılan dönemde ortaya çıkan farklı milliyetçilik türleridir, ki bu milliyetçilikler enternasyonalist anlamda bir sosyalist hareketin Osmanlı İmparatorluğunda gelişimini engellemiş ve tek bir Osmanlı sosyalist hareketi yerine farklı milletlerden sosyalistlerin ayrı ayrı faaliyet gösterdikleri bir ortamı doğurmuştur. II. Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte özellikle Selanik, İzmir ve İstanbul gibi büyük şehirlerde toplumsal ve siyasal yaşam hareketlenmiş ve sosyalist fikirler de bu kentlerde ortaya çıkan gelişmelerle birlikte kendisini hissettirmeye başlamıştır. 1908 ile birlikte ilk defa düşünsel açıdan imparatorluğun Müslüman tebaası içinde de sosyalist fikirler tartışılmaya başlanmıştır. Bu noktada önemle belirtmek gerekir ki bu dönemde Müslüman tebaa arasında ortaya çıkan sosyalizm tartışmaları daha çok İslamiyet'le sosyalizmi uzlaştırarak buradan farklı bir senteze ulaşma faaliyeti olarak görülür. Özellikle her iki düşüncenin de tefeciliğe karşı olması ve her ikisinin de özünde enternasyonalist vurgular taşıması Müslüman tebaanın sosyalizmle bağ kurmasına öncülük etmiştir. Meşrutiyet'in ilanından sonra geçen ilk beş aylık süre zarfında elli ikisi özel şirketlere karşı yapılmış olan toplam yüz on bir grev etkinliğinin gerçekleşmiş olması bu durumun en açık göstergelerinden bir tanesidir. Başta da belirtmiş olduğumuz gibi 1870'lerin başında grev yapan Osmanlı işçilerinin temel isteği ücret artışı talebi olmuştur. 1908 grevlerinin de en belirgin özelliği ekonomik nitelik taşımaları ve genelde ücret uyuşmazlıklarından kaynaklanmış olmalarıdır. Bütün bu durumun gösterdiği şey ise hala sosyalizmin ve işçi sınıfı hareketinin sınıf bilinci temelli bir hareket olmayışıdır. Nitekim 1908'den sonra meydana gelen grevlerizorla bastıran hükümet bir yandan bu hareketlerinde bir hukuksal belgeye dayanma gereksinimi hissetmiş diğer yandan da yabancı sermayeye teminat verebilmek amacıyla Tatil-i Eşgal Kanunu'nu ilan etmiştir. İlginç bir şekilde bu kanunda geniş bir genel hizmet anlayışından hareket edilerek bu kavrama giren kurumlarda sendika kurulması yasaklanmış ve kurulmuş olan sendikalar da feshedilmiştir. Grev hakkının kısıtlanmasını ve anlaşmazlıkların öncelikle uzun bir uzlaşma sürecinden geçmesiyle çözümlenebileceğini öngören tatil-i eşgal kanunu Osmanlı coğrafyasında geç de olsa gelişen işçi hareketlerine önemli bir set çekmiştir.
Bu süreçte imparatorluğun Müslüman tebaasının etken olduğu ilk sosyalist parti 1910 Eylül'ünde İştirakçı Hüseyin Hilmi Bey tarafından kurulan Osmanlı Sosyalist Fırkası'dır. Parti programında anayasal yönetim, genel oy hakkı, grev ve sendika yasaklarının kaldırılması, herkese parasız eğitim hakkı, günde sekiz saat çalışma ve sigorta hakkı gibi genel taleplerin yanı sıra yerel yönetimlerin ve belediyelerin güçlendirilmesi öngörülüyordu. Parti programı ekonominin devletleştirilmesi dışında liberal demokrasi anlayışını benimsiyordu. Gerçekten de Osmanlı Sosyalist Fırkası sosyalist olmaktan çok liberal bir parti özelliğini taşıyordu. Programındaki taleplerinin birçoğu özgür ve güvenli bir ortamda genel seçimlerin yapılması, özgür bir matbuat rejiminin oluşturulması gibi daha çok siyasal hürriyetlerle ilgili liberal taleplerdi. Parti programında bunlar dışında işçilerin çalışma şartlarının düzenlenmesine ve vergi reformuna ilişkin sol içerikli talepler de ağırlıklı olarak olmasa bile yer almıştı.
Yaşanan gelişmeler içerisinde Osmanlı Sosyalist Fırkası İttihat ve Terakki'nin kanunsuz şiddet uygulamalarının artması ve özellikle gazeteci Ahmet Samim'in öldürülmesi olaylarından sonra sosyalist endişeler yerine liberal bir söyleme kaymış ve ağırlıklı olarak işçi sorunları yerine hukuk devleti ve basın hürriyeti gibi konular üzerinde durmaya başlamıştır. İmparatorluğun Müslüman tebaası içinde sosyalist fikirlerin İslamla özdeşleştirişmesi çabası Osmanlı Sosyalist Programında da önemli bir referans alanı olarak dikkat çeker. Osmanlı siyasal hayatındaki bütün siyasal hareketler için genel bir eğilim olan dine dayalı bir meşruluk temeli arama endişesi, Osmanlı Sosyalist Fırkası için de geçerli olmuştur. Sosyalizmin İslamın temel hükümleriyle çelişmediği ve İslamın emrettiği düzenle örtüştüğünü ortaya koyma çabası Osmanlı Sosyalist Fırkası Beyannamesi'nin hemen girişinde, İslamın zekat müessesesine yapılan bir vurguyla kendisini hissettirir. 'Ağniyanın servetinin kırkta biri fıkaranın hakkıdır. Ferman-ı ilahi' Başta İştirak olmak üzere fırkanın diğer bütün yayınlarında sosyalizme dini bir meşruiyet alanı bulmayı amaçlayan yazılar yer alır. Bütün bu yazılarda vurgulanan tema ise hiç kuşkusuz sosyalizmin dinin özüne yabancı olmadığı ve hatta sosyalist olmanın Müslüman olmanın bir gereği olduğudur. Uluslararası alanda Sosyalist Enternasyonale üye olan fırkada Hüseyin Hilmi Bey dışında Fırkanın Paris şubesini kuran Doktor Refik Nevzat ile bu dönemde özellikleFransızcadan yaptığı kitap çevirileriyle sosyalizmin Osmanlı coğrafyasında yayılmasına öncülük eden Avukat Haydar Rıfat (Yorulmaz), Baha Tevfik, Tevfik Nurettin, Hasan Sadi, Seyfettin Arif gibi isimler vardı.
Bu hareketin öncülerinden Hüseyin Hilmi Bey'in 1913 yılında İttihat ve Terakki hükümetinin baskı ve muhalefeti sindirme politikalarının bir sonucu olarak tutuklanıp ardından Sinop'a sürgüne gönderilmesi üzerine Osmanlı sosyalistliği için yaklaşık altı yıl süren bir suskunluk dönemi başladı.
Hilmi Bey'in önderliğinde bir araya gelen İştirak çevresi denilebilir ki bütün eksikliklerine rağmen Osmanlı coğrafyası üzerinde ilk defa sosyalist ünvanını kabul eden, sosyalizmi yaymayı hedefleyen yayınları resmen sahiplenen, sosyalist adında bir parti kurmayı cesaretle deneyen ve başaran bir Türk hareketi olma özelliğine sahiptir. Hiç şüphesiz entelektüel alt yapı noksanlıkları onların sosyalizmi algılayış biçimlerini derinlikten yoksun bırakmıştır. Fakat hareketin modern Türkiye'nin oluşumunda önemli katkılarda bulunduğu da yadsınamaz bir gerçekliktir.
Mütareke dönemi ile birlikte Ekim 1917'de Çarlık Rusya'sında ortaya çıkan Ekim Devrimi'nin etkileri Osmanlı topraklarında sosyalist fikirlerin yeniden canlanmasına neden oldu. Osmanlı imparatorluğunun Birinci Dünya Savaşı'nı yenik kapaması, İttihat ve Terakki'nin kendisini feshederek Teceddüd Fırkası'na dönüşmesi ve Meclis-i Mebusan'ın dağılmasıyla ortaya çıkan iktidar boşluğu tıpkı II. Meşrutiyet'in ilk yıllarındaki gibi siyasal bir özgürlük ortamı yaratmış ve 1918-1923 yılları arasında birçok siyasal parti kurularak etkinlik göstermeye başlamışlardı. Mete Tunçay'a göre bu dönemde toplam elli beş siyasal parti kurulmuştu. Sol akımların ve işçi hareketlerinin asıl gelişme dönemi 1919-1923 yılları arasına denk gelir. Bu dönemde ortaya çıkan ve sol adı altında faaliyet gösteren oluşumları genelde üç ana eksende değerlendirebilmek mümkündür. Bunlardan birincisi Milli Mücadelede ulusal güçlerin denetimi ve gözetimi altında kurulan Halk Zümresi, Yeşil Ordu Cemiyeti ve Resmi Türkiye Komünist Partisi gibi örgütlenmelerdir. İkincisi ise daha çok ekonomik mücadeleyi öne çıkarmayı hedefleyen ve ikinci enternasyonal paralelinde faaliyet gösteren Sosyal Demokrat Fırkası, Türkiye Sosyalist Fırkası, Türkiye İşçi Sosyalist Fırkası ve Türkiye Sosyalist Fırkası'ndan ayrılarak kurulan Müstakil Sosyalist Fırkası'dır. Üçüncü gurup ise daha çok komiterne bağlı olarak faaliyet gösteren ve üçüncü enternasyonal çizgisinde olan Türkiye Komünist Partisi, Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası ve Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası'dır.