Mendelssohn’un etkilendiği Maimonides kimdir?
Maimonides Orta Çağ’ın en önemli Yahudi filozoflarından, hukukçularından ve hekimlerinden biridir. Tam adı MosesMaimonides’tir. Yahudi dünyasında genellikle “Rambam” (Rabbi Moshe ben Maimon) olarak bilinir. Doğumu 1135, Kordoba, ölümü 1204, Kahire’dir. Hem İslam dünyasında hem Yahudi dünyasında yetişmiş bir düşünürdür.
Neden önemlidir?
Maimonides, Yahudi düşüncesini akıl (felsefe) ile din arasında uzlaştırmaya çalışan en büyük isimlerden biridir. Özellikle, Aristotle felsefesinden etkilenmiştir. Dini metinleri akılcı şekilde yorumlamıştır. İnanç ile mantığın çelişmek zorunda olmadığını savunmuştur. Bu yönüyle, Haskalah (Yahudi Aydınlanması) gibi sonraki hareketlerin entelektüel zeminini hazırlayan erken figürlerden biri sayılır.
En önemli eserleri
Guide forthePerplexed (Dalâlet İçindekiler İçin Rehber), en ünlü felsefi eseridir. Din ile felsefe arasında kalan insanlara yol gösterir. Tanrı, evren, akıl gibi konuları derin şekilde tartışır. MishnehTorah (Tevrat’ın Tekrarı); Yahudi dini hukukunun sistemli bir özetidir. Çok sade ve anlaşılır bir şekilde yazılmıştır. Hâlâ Yahudi hukukunda temel eserlerden biridir. Maimonides’e göre, Tanrı insan aklıyla tamamen kavranamaz. Ama insan aklı Tanrı’ya yaklaşmanın en önemli aracıdır. Dinî metinler bazen sembolik (metaforik) anlaşılmalıdır. Özetle Maimonides, Yahudi dünyasındaki en büyük filozoflardan biridir. İslam dünyası ile Yahudi düşüncesi arasında köprü kuran bir akıl ile dini uzlaştırmaya çalışan öncü bir entelektüel figürdür.
Maimonides, İslam ile Yahudilik arasında nasıl bir köprü kurdu?
Maimonides’in “köprü” olması, basit bir kültürel etkileşim değil; iki büyük düşünceevrenini, İslam felsefesi ile Yahudi teolojisini, aynı zihinsel sistem içinde birleştirmesidir. Bunu üç temel düzeyde yaptı; dil, felsefe ve yöntem.
Dil üzerinden kurduğu köprü
MosesMaimonides eserlerinin büyük kısmını Arapça yazdı (özellikle “Yahudi-Arapça” denilen formda). Bu çok kritik bir tercihti. O dönemde İslam dünyası bilim ve felsefenin merkeziydi. Yahudiler bu dünyanın içinde yaşıyordu ama dini metinleri çoğunlukla İbraniceydi. Maimonides, Yahudi düşüncesini İslam dünyasının entelektüel diliyle ifade etti. Yahudi geleneğini, İslam medeniyetinin “düşünme dili” ile yeniden kurdu.
Felsefe üzerinden kurduğu köprü
Maimonides’in en büyük hamlesi, Aristotle felsefesini Yahudi inancıyla uzlaştırmasıdır. Ama bunu doğrudan değil, İslam filozofları üzerinden yaptı. Özellikle şunlardan etkilendi; Al-Farabi, Avicenna (İbn Sînâ), Averroes (İbn Rüşd). Bu düşünürler zaten Aristoteles’i İslam dünyasında yorumlamıştı. Maimonides bu yorumlar üzerinden şu tezi savundu; “Yahudi kutsal metinleri, akıl ve felsefe ile çelişmez, doğru yorumlanırsa uyumludur.”
Yöntem üzerinden kurduğu köprü
En önemli eseri Guide forthePerplexed’in (Delalet İçindekiler İçin Rehber) hedef kitlesi dindar ama felsefe bilen insanlar yani İslam dünyasındaki eğitim sisteminden geçmiş Yahudilerdir. Bu kitap Tevrat’taki antropomorfik (insan gibi tasvir edilen) Tanrı anlatımlarını sembolik yorumlar. Tanrı’yı, İslam filozoflarının yaptığı gibi soyut ve aşkın bir varlık olarak açıklar. Peygamberliği bile felsefi bir süreç olarak ele alır (aklın en yüksek düzeyi). Bu, klasik Yahudi düşüncesinde devrimdir.
Hukuk ile aklı birleştirmesi
MishnehTorah ile Yahudi dini hukukunu sistematik hale getirir. Bunu yaparken akılcı bir düzen kurar. Buradaki yaklaşımı, İslam’daki fıkıh sistematiğine çok benzer. Böylece sadece felsefede değil, hukuk düşüncesinde de İslam dünyasından etkilenmiş bir yapı kurar.
Maimonides, Yahudi dini hukukunu nasıl sistematik hale getirdi kısmını açıklamadan önce, en temelden başlayalım. Torah (Tora), Yahudiliğin en kutsal metnidir. Musa’ya indirildiğine inanılan ilk beş kitaptan oluşur. İçinde hem dini hükümler hem de yaratılış, peygamberler ve İsrailoğulları’nın hikâyeleri yer alır. Türkçede “Tevrat” dediğimiz şey aslında bu metnin karşılığıdır. Yani Tevrat ile Tora temelde aynı metni ifade eder, sadece biri İbranice kökenli isim (Torah), diğeri Arapça kökenli isimdir (Tevrat).
Ancak burada önemli bir nüans vardır. Günlük kullanımda “Tevrat” bazen daha geniş bir anlamda, Yahudi kutsal kitabının tamamı için de kullanılabilir. Oysa teknik olarak doğru kullanımda Tevrat eşittir Tora’dır, yani sadece ilk beş kitap.
Şimdi gelelim Talmud (Talmud)’a. Talmud, Tora’nın kendisi değildir. Tora’yı anlamak, yorumlamak ve günlük hayata uygulamak için yüzyıllar boyunca hahamların yaptığı tartışmaların ve yorumların derlenmiş halidir. Yani Tora “temel metin” ise, Talmud onun “yorumlanmış ve tartışılmış halidir.”
Aralarındaki farkı somutlaştırırsak şöyle düşünebiliriz; Tora bir tür anayasa gibidir, temel ilkeleri ve kuralları verir. Talmud ise bu anayasanın nasıl uygulanacağını anlatan mahkeme kararları, yorumlar ve tartışmalar gibidir. Örneğin Tora’da “Şabat günü çalışmayacaksın” gibi genel bir hüküm yer alır. Ama “çalışmak tam olarak ne demektir, hangi işler yasaktır?” gibi soruların ayrıntılı cevapları Talmud’da tartışılır.
Sonuç olarak, Tora ya da Tevrat temel kutsal metindir ve değişmez kabul edilir. Talmud ise bu metnin anlaşılması ve uygulanması için ortaya çıkmış, çok daha geniş ve yorum içeren bir külliyattır.
MosesMaimonides, MishnehTorah adlı eserinde Yahudi din hukukunu daha önceki karmaşık ve dağınık yapısından çıkararak düzenli ve anlaşılır bir hale getirmeye çalıştı. Ondan önce dini kurallar büyük ölçüde Talmud içinde yer alıyordu. Ancak bu metinler doğrudan kural vermekten çok, farklı hahamların görüşlerini, itirazlarını ve tartışmalarını içeriyordu. Bu yüzden bir kişinin “doğru olan nedir?” sorusuna net bir cevap bulması oldukça zordu.
Maimonides bu durumu değiştirerek tartışmaları arka planda bırakıp doğrudan sonuçları öne çıkardı. Örneğin Şabat günü ateş yakmanın hükmü gibi bir konuda, Talmud’da uzun tartışmalar yer alırken, Maimonides bu konuyu tek bir cümleyle netleştirir ve hükmü açıkça ifade eder. Böylece okuyucu farklı görüşler arasında kaybolmadan doğrudan ne yapması gerektiğini öğrenebilir.
Bu yaklaşım, İslam dünyasındaki fıkıh geleneğine benzetilir. Çünkü fıkıh kitaplarında da konular başlıklara ayrılır ve her başlık altında açık hükümler verilir. Namazın şartları, ticaret kuralları ya da miras gibi konular sistemli bir şekilde ele alınır. Maimonides de benzer bir yöntemle Yahudi hukukunu düzenleyerek onu daha pratik ve uygulanabilir bir yapıya kavuşturmuştur.
Burada şunu önemle vurgulamak gerekir; MosesMaimonides Tevrat’ı yeniden yazmadı, değiştirmedi ya da “son halini” vermedi. Tevrat Yahudilikte zaten kutsal ve sabit kabul edilen bir metindir. Maimonides’in yaptığı şey, bu metnin içindeki ve özellikle Talmud gibi yorum kaynaklarında bulunan kuralları toparlamaktır.
Maimonides bunu, MishnehTorah adlı eserinde yaptı. Yani yeni bir Tevrat yazmadı; aksine, mevcut dini kuralları sistemli bir “hukuk kitabı” haline getirdi. Bu yönüyle yaptığı iş, İslam’daki fıkıh kitaplarına benzer. Nasıl ki bir fıkıh âlimi Kur’an’ı değiştirmez ama ondan hareketle kurallar çıkarırsa, Maimonides de Tevrat’ı değiştirmeden onun hükümlerini düzenledi. Kısa özetle, İslam’da fıkıh Kur’an’a müdahale değil, onun yorumlanmasıdır. Maimonides de Tevrat’ı değiştirmemiş, sadece Yahudi dini hukukunu sistemli bir kitap haline getirmiştir.
Bu dönüşüm önemliydi çünkü Yahudi geleneğinde tartışma ve yorum çok merkezi bir yer tutar. Maimonides ise bu geleneği tamamen ortadan kaldırmadan, günlük hayat için gerekli olan kuralları sadeleştirip herkesin anlayabileceği bir biçime getirdi. Böylece insanlar uzun tartışmaları incelemek zorunda kalmadan, doğrudan kurallara ulaşabilir hale geldi.
MosesMaimonides’in yaşadığı entelektüel ortamın fıkıh geleneğiyle çok yakın olması, onun yöntemini güçlü biçimde etkilemiştir. Maimonides 12. yüzyılda Endülüs ve ardından Mısır gibi İslam dünyasının merkezlerinde yaşadı. Günlük dili Arapçaydı ve eserlerinin önemli bir kısmını Yahudi-Arapça yazdı demiştik. Bu coğrafyada hukuk düşüncesi, özellikle fıkıh, son derece gelişmiş ve sistemliydi. Hanefî, Malikî gibi mezhepler; konulara göre düzenlenmiş kitaplar, “hükmün ne olduğunu” açıkça söyleyen metinler… Bunlar Maimonides’in gözünün önündeydi.
Yahudi geleneğinde ise durum farklıydı. Talmud daha çok tartışmalar, karşıt görüşler ve uzun muhakemeler içerir. Maimonides’in yazdığı MishnehTorah bu yüzden bir yenilikti; tartışmaları arka planda bırakıp, “nihai hüküm budur” diyen, başlık başlık ilerleyen bir hukuk kitabı.
Maimonides’in bu tercihinin arkasında birkaç katman var. Birincisi, İslam hukukunun sistematik yazım tarzını görmüş olmasıdır. Örneğin Malikî çevrelerde dolaşan, konulara göre düzenlenmiş hukuk metinleri (Endülüs’te yaygın olan gelenek) ona “dinî hukuku böyle de sunabilirsin” fikrini vermiştir. İkincisi, İslam dünyasında yetişmiş Yahudi âlimlerin daha önce yaptığı çalışmalar vardır; Geonim denilen önceki kuşaklar da kararları özetleyen metinler üretmişti. Maimonides bu hattı ileri taşıdı. Üçüncüsü ise onun kendi hedefidir; sıradan bir Yahudi’nin yüzlerce sayfa tartışma okumadan ne yapacağını bilmesini sağlamak.
Maimonides medrese tarzı bir eğitim almadı ama İslam dünyasının hukuk, felsefe ve bilim literatürünü doğrudan okuyabildi. Al-Farabi, Avicenna (İbn Sînâ) ve Averroes (İbn Rüşd) gibi düşünürlerin eserlerini okudu; aynı kültürel ortamda yaşayan Müslüman hukukçuların yöntemlerini gözlemledi. Bu, ona “bilgiyi sınıflandırma, konulara ayırma ve sonucu net söyleme” alışkanlığı kazandırdı.
Sonuç olarak Maimonides’in yaptığı şey, Yahudi geleneğini tamamen değiştirmek değil, onu daha düzenli ve uygulanabilir bir forma sokmaktı. Bunu yaparken İslam dünyasında gördüğü sistematik hukuk yazımından açıkça ilham aldı.
Asıl köprü: “Aynı hakikatin iki dili”
Maimonides’in en derin fikri; hakikatin tek olduğu ve din ile felsefenin bu hakikati farklı dillerle anlattığı temelline dayanır. Bu fikir, İslam filozoflarında da özellikle Averroes’ta(İbn Rüşd) vardır. Maimonides, bunu Yahudi dünyasına taşır. Ona göre, “Tevrat ile Aristoteles çelişmez, yanlış yorum çelişir.”
Özetle, Maimonides Yahudilik ile İslam arasında köprüler kurdu; Yahudi düşüncesini Arapça yazdı ki bu bir kültürel köprüdür. İslam filozoflarını kullanarak Yahudi teolojisini yeniden yorumladı, bu felsefi köprüdür. Dini hukuku akılcı bir yaklaşımla sistemleştirdi, bu ise metodolojik köprüdür. Böylece Yahudi dünyasını, İslam medeniyetinin entelektüel evrenine bağladı.
…devam edecek
Kaynakça:
Herbert A. Davidson, MosesMaimonides: The Man and His Works.
ShmuelFeiner, TheJewishEnlightenment.
Allan Arkush, MosesMendelssohnandtheEnlightenment.
Wael B. Hallaq, An IntroductiontoIslamicLaw.
Adin Steinsaltz, TheEssentialTalmud.