AKP Hükümeti gerçekten açılım peşinde ise, daha doğrusu, Türkiye’’de gerçek bir demokrasi istiyor ise, ilk yapması gereken iş, Siyasi Partiler ve Dernekler Yasasının değiştirilmesi ve bunları takiben yeni bir Seçim Yasası çıkarmasıdır.’¶
Türkiye’’de çok partili siyasi yaşama geçtiğimiz 1945’’ten bu yana, hiçbir dönemde gerçek bir demokrasi yaşanmamıştır; çünkü hiçbir zaman halkın siyasete katılmasının, sivil toplum örgütlerinde görev almasının önü açık olmamıştır. Bugün Türk vatandaşları, bir siyasi partiye üye olmak, oradan delege seçilmek veya şoförler derneği gibi bir meslek kuruluşuna üye olmak, delege seçilmek hakkına sahip değillerdir. Bu haklar sadece kağıt üstünde vardır. Bir siyasi parti veya sivil toplum örgütüne ancak yönetimde olanlarca kabul görülürseniz üye olabilirsiniz. Bu da siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin, sıradan vatandaşa kapalı olduğu anlamına gelir. Başka bir deyişle vatandaşlar, seçimlerde oy verdikleri siyasi partilerde görev alma hakkına sahip değillerdir. Türkiye’’de siyasi partiler kapalı birer kutudurlar. Ancak ve ancak mevcut yönetimin uygun gördüğü kişiler üye ve parti içinde söz sahibi olabilmektedir.
Siyasi Partiler, demokrasinin olmazsa olmaz unsurlarıdır ancak bizdeki yapılanmaları ile demokrasiye en büyük darbeyi onlar vurmaktadırlar. Ülkemizde yaşanan lider hegemonyasının, 30-40 yıl süren parti başkanlıklarının ve politik hayatımızda yeni simalara rastlanmamasının, yeni lider adaylarının çıkamamasının nedeni mevcut antidemokratik siyasi partiler kanunudur. Bu demokrasi zafiyeti, tüm demokrasimizi etkilemekte, sonuçta, seçimlerle iş başına gelen bu totaliter yapılı ucubeler ülkenin demokratikleşmesini engellemektedirler.
Siyasi Partiler Kanununda yapılacak değişiklikle parti içi demokrasi sağlanmalıdır. Parti içi demokrasinin sağlanmasıyla l,der hegemonyası yıkılacak ve bütün başarısızlıklarına, kamuoyunun güvenini yitirmelerine rağmen parti başkanlığından ayrılmayarak, başında bulunduğu en köklü partileri bile yol eden liderler devri kapanmış olacaktır. Ayrıca, parti içinde rekabeti engelleyen mevcut sistemin değişmesi ile her siyasi parti, kendi diyalektiği içinde,sürekli gelişme ve yenileşme imkanı bulacaktır. Dernekler yasasında yapılacak aynı yoldaki değişikliklerle de sivil toplum örgütleri gerçek bir demokrasi kalesi haline geleceklerdir.
Siyasi Partiler Kanununda düzenlenecek en önemli kurum. ’“İlçe Siyasi Partiler Sicil Büroları’” olacaktır Hakim denetiminde ve bilgisayar ortamında çalışacak olan bu bürolar, siyasi partilerin geçerli üye kayıtlarını tutacaktır. Bu siciller herkese açık olacaktır.
Üyelerle ilgili ikinci düzenleme de, siyasi partiye veya derneğe yapılan üyelik başvurusunun reddedilmesi halinde yargı yolunun açık olmasının sağlanmasıdır. Bu da parti ve dernek yöneticilerinin kendi yandaşlarını üyeliğe kabul etmeyerek, parti içinde kurdukları anti-demokratik egemenliğe son verecektir.
Siyasi Partininin Genel Başkanı, il kongreleri delegelerince, gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile seçilecektir. Böylece, siyasi parti genel başkanlarının, kontrolü çok kolay, 1000-1200 kongre delegesi tarafından seçilmesine son verilecek, 50- 60 bin delege ile seçilmesi sağlanacaktır. Bu hükümle siyasi parti liderliğine bir defa seçilen kişinin, partisi defalarca seçim yenilgisine uğrasa, başarısız olsa da o görevde kalmasına izin veren sistem değişecektir.
Siyasi Partilerin milletvekili adaylarının tespitinde, merkez yoklaması ile belirlenen adaylık, yüzde 2 ile sınırlandırılacaktır. İlçe Siyasi Partiler Sicil Bürolarında kayıtlı bulunan ve Cumhuriyet Savcılığınca seçim kurullarına gönderilen listelerde yer alan üyeler, ön seçimde oy kullanarak. Milletvekili adaylarını seçeceklerdir.
Bu değişikliklerle siyasi partiler’’de sadece temelli seçilmiş lider, lider hegemonyası, liderin uzlaşmaz politikaları ile ülkede siyasi istikrarsızlık oluşması sona ermeyecek, demokratikleşme konusunda da en ciddi adımlar atılmış olacaktır. Parti içinde demokrasinin egemen olması, ülkedeki demokrasinin gelişmesini de sağlayacaktır.
AKP Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan’’ın çok sık kullandığı bir cümle var: ’“Halep orada ise, arşın burada’”. Gerçekten ülkede demokrasiyi gelişmeyi, demokratik standartları yükseltmeyi istiyorsanız işte size bir reçete. Anayasa değişikliğine, referanduma da gerek yok. Görelim kim demokrat, kim ise ’“çakma demokrat’”.
BİLGİLENDİRME NOTU:26 Ocak tarihli yazıma, Sayın Ümit Çorapçı'dan bir soru geldi. Yanlış anlamayı önlemek için doğru bildiğimi yazıyorum. Zamanınızı aldığım için özür dilerim. Sayın Çorapçı; ’“Atatürk’’ün ezanı Türkçeleştirmesine rağmen Arapçaya çeviren kim?Atatürk hayranı ise, neden böyle bir şey yaptı?Bence Menderes İslamı siyasete alet etmenin yolunu açan şahıstır’” diyor.
1930 yılının başında ezanın, tekbirin ve salanın Türkçeleşmesi, Kuranın Türkçe okunması ve namazında Türkçe dualarla kılınması kararlaştırılmış ve Türkiye’’nin önde gelen hafız ve din adamlarına ezanın ve duaların Türkçeleştirilmesi görevi verilmişti. Hazırlıkların tamamlanmasından sonra, Kuran’’ın, tekbirin ve duaların Türkçesi 1932 yılının 3 Şubatına rastlayan Kadir gecesinde Ayasofya Camiinde okundu. Daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından, Türkiye’’nin tamamına gönderilen tamimlerle ezanın artık sadece ’“Tanrı Uludur’” sözleriyle başlayan Türkçe şekliyle okunacağı bildirildi. Arapça ezan yasaklandı, bu arada salanın ve tekbirin de Türkçe olması emredildi ve yasaklar sıkı bir şekilde denetlendi. Karara uymayanlar için yasal yaptırımlar gerekiyordu. 1941 yılına kadar, ’“kamu düzenini sağlamaya yönelik emirlere aykırılık’” suçundan ceza verilirken, 1941 yılında çıkarılan 4055 sayılı kanunla, TCK nın 526. Maddesine bir fıkra eklendi. Buna göre Arapça ezan ve dua okuyanlar, 3 aya kadar hapsedilecek ve on liradan ikiyüz liraya kadar para cezasına mahkum olacaklardı. Yasak 18 yıl devam etti. 14 Mayıs 1950 de DP nin seçim kazanmasıyla, yasağın kaldırılması için üç ayrı kanun teklifi verildi. Tokat MV Ahmet Gürkan, Kayseri MV İsmail Berkok ve 13 arkadaşı, Arapça ezana hapis cezası getiren 526.maddenin değiştirilmesi için yasa teklifi hazırladılar. Tabii ki Menderes Hükümeti bu teklife destek verdi. Adalet Komisyonunda teklif kabul edildi ve 16 Haziran 1950 de Genel Kurulda görüşülmeye başlandı.
Bu arada CHP Grubu adına söz alan Trabzon Milletvekili Cemal Reşit Eyüboğlu, partisinin ezanın Arapça okunmasına KARŞI ÇIKMAYACAĞINI açıkladı. Daha sonra üç maddelik tasarının oylanmasında DP VE CHP Milletvekilleri beraberce oy kullandılar ve yasağı BERABERCE kaldırdılar.(TBMM Zabıt Ceridesi 16.6.1950 Birleşim 9, Oturum 1 Sahife 182.)
Bunları, birilerini aklamak veya karalamak için yazmadım. Gün politika yapıp mensup olduğumuz fikirlere prim sağlama günü değildir. Ülkemiz ilk kez, Cumhuriyetin kuruluş değerlerine açıkça karşı olduğunu söyleyen ve bu eylemi sebebiyle Anayasa Mahkemesi tarafından mahkûm edilen bir siyasi parti(cemaatler birliği) tarafından yönetiliyor. Hedefleri ise İslam Cumhuriyeti. Adım adım mesafe alıyorlar. Türk Silahlı Kuvvetlerine saldırmaları da bu yüzdendir. Bizlerin yapması gereken, o bunu demişti, bu şöyle yapmıştı tartışması yapmak değildir. Böyle bir tartışma, Fatih İstanbul’’u alırken, Romalıların meleklerin cinsiyetini tartışmaya benzer. Kaybedecek, kenara itecek bir tek insanımız bile yoktur. Ölçümüz şu olmalıdır; Atatürk’’ü sevmek, devrim ve ilkelerine inanmak, Laik Demokratik ve Sosyal Hukuk Devletine bağlı olmak, Çağdaşlığa, ve zenginliğe ulaşmak için çalışmak, kişi hak ve özgürlüklerini çağdaş demokrasilerdeki seviye’’ye çıkarmak. İnanın bu grup, Türkiye mizin en az %90 ını kapsar. Elimizdeki tek gücümüz ise olabildiğince çok sayıda insanımızı bilgilendirmek, uyandırmak olmalıdır.
Sıkılan, gücü tükenen, morali bozulan, aklına Atatürk’’ü, arkadaşlarını ve Kurtuluş Savaşımızı getirsin.