Demokrasinin olmazsa olmaz iki koşulu vardır;
1- Sosyal ve ekonomik sınıflar arasındaki sınırların ve geçişlerin yumuşak olması.
2- İfade ve inanç özgürlüğü.
Sağlam bir adalet sistemi, yasama gücünün bağımsızlığı, seçimle yönetim vb. diğer ilkeler temel güçlerini bu iki özellikten alırlar.
Toplumsal sınıflar arasında keskin bir ayrışma yok ise ve bireyler inanç ve fikirlerini özgürce savunabiliyorsa o toplumda demokrasinin yeşermemesine imkan yoktur.
Birincisi; sömüren ve sömürülen ikileminin olmadığı toplumlarda, ekonomik ve sosyal imtiyazcılık da söz konusu olmayacaktır. Dolayısıyla, gruplar arasında ortak dayanışma ülküsü yaratılması daha kolaydır. Bu ortak dayanışma ülküsünün zirvesi; sınırları çizilmiş vatan topraklarında benzer kültürel, sosyal gelenekleri sürdürme karalılığıdır ki, buna ulusalcılık denir.
Ulusal temele dayanan toplumsal yapıyı devam ettirebilmenin ön koşulu ise bireyler arasında yapılan dil birliği sözleşmesidir.
Bir ulus olarak yaşama konusunda anlaşan bireyler evvela, kendi aralarında iletişimi en iyi sağlayacak hakim ve en yaygın dili seçmek zorundadırlar.
İkincisi; bir toplumda inanç ve ifade özgürlüğü korunduğu sürece, inanç farklılıkları o ülkeyi kolay kolay bölünmeye götürmez. Yeter ki, bir ülkede kanunlar bu özgürlükleri teminat altına alsın.
Örneğin, geçmişte Osmanlı İmparatorluğu'nun en sadık tebaası Ermenilerdi. Hatta çoğu Ermeni, kendi dilini dahi bilmez ve Türkçe konuşurdu. Aynı köy ve mahalledeki komşularıyla gül gibi geçinip giderlerdi. Aralarındaki işbirliği ve dayanışmayı sağlayan temel faktör aynı inançtan gelmeleri değil, fakat aynı dili konuşmalarıydı...
Günümüzden en iyi örnek ise A.B.D'dir. Her etnik köken ve dinden insanın yaşadığı bu ülkede hakim ve en yaygın dil olan İngilizce, tek resmi dildir. Ama isteyen istediği şeye inanır ve yine isteyen özel hayatında istediği dili konuşur.
Ülkemize baktığımızda da, ikinci büyük etnik köken olan Kürt ulusalcılığını savunanların çoğunun Kürtçe'yi bilmediklerini ve Türkçe okuyup, yazdıklarını ya da konuştuklarını görüyoruz.
Kıssadan hisse;
1- Türkiye'nin demokratik yönetim biçimi önündeki açmazlarından ilki ve en önemlisi; toplumsal gelir dağılımını en az indirgeyecek ekonomik kaynak ve planların yaratılması meselesidir.
2- Laiklik ilkesinin bütün kurum ve sosyal yapılarda uygulanması ve ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılarak, çağdaş ve demokratik yasalarla güvence altına alınmasıdır.
İnanıyorum ki bu açmazlara çözüm bulma iradesi en başta halka dayanmaktadır. Bunu talep etmeyen halk yığınları ne demokrasiyi bulabilir, ne de ulus olarak varlığını devam ettirebilir.
Maalesef, başta halka öncü olması gereken muhalefet partileri ve aydınlarımız olmak üzere bu iki meseleye ciddi anlamda kafa yoran insan sayısı hüzün vericidir...
Ve yine inanıyorum ki, halk gereken iradeyi gösterdi mi; ne emperyalist oyunları ne iç düşman ve işbirlikçileri emellerine ulaşamaz...
Gerisi teferruattan ibarettir...
Eğer söz konusu vatansa!
Bu nedenle, demokrasilerin en olmazsa olmazı; halkların vatan belledikleri topraklarda bir arada yaşama arzusu ve bunu toplumsal barışı koruyarak, her ne pahasına olursa olsun, hayata geçirme azmidir...