Karanlık günlerdi.
Ülkenin dört bir yanından yağmalanmıştı güzelim topraklarımız.
Korkaklar, kötüler, iki yüzlüler ortalıkta kol geziyorlardı.
Sorumlular, yönetenler kendi çıkarlarını, kendi canlarını düşünür olmuşlardı.
Bir çoğu terk etmişti öz vatanını.
Şurada, burada gruplaşan aydınlar arasında birlik darmadağındı.
Ulus başsızdı ancak farkında değildi içersindeki durumun.
Yorgun düşmüş, yoksullaşmış ve bir kuzu sessizliğinde olup bitecekleri bekliyordu.
Ülkenin sürüklendiği felaketin boyutlarını ve şartların ağırlığını anlamlandıramıyordu bir türlü.
Ümitsiz, yenik ve bezgindi yurdun insanı.
İç düşmanlarının eliyle dış düşmanlarına satılmıştı çoktan habersiz.
Hala taparcasına severdi, sayardı yönetenlerini inandığı dini duygular ve gelenek bağlarıyla.
Hep kutsaldı onlar halkın gözünde, hep dokunulmazdı.
Onlara karşı çıkıp tek bir laf edenler ise dizsizdi, imansızdı, vatan hainiydi.
Oysa kendi perişandı zavallı halk, saraylı zevk ve sefada iken.
Hem halife, hem de padişahtı Vahdettin.
Damat Ferit'te hükümetin başı.
Hiç kırmazdı padişahını Ferit, o ne buyurursa onu yapardı.
Sadece tahtını ve rahatını korumanın peşindeydi halife, İngiliz'in kontrolünde.
Ordu ise adı var kendi yoktu ortada.
Darmadağın edilmiş, silahları elinden alınmıştı.
Ne dirençli komuta kademesi kalmıştı ayakta, ne de moral unsuru.
Hıristiyan azınlıklar gizli, açık ihanet içersindeydiler düşmanla el ele.
En büyük iller çeşitli milletlerden işgalcilerin çizmeleri altında eziliyordu.
Basın suskun, çoğu da işbirlikçiydiler.
Hainlik altınla ödüllendiriliyordu kese kese.
Devleti daha da çökeltmek için harekete geçmişti tüm alçaklar.
Kurumların tümüne yabancı devletlerin adamları yerleşmişti çoktan.
İşbirlikçi dernek ve örgütlenmeler yüzlerle sayılıyordu.
Karanlık ve sinsiceydi her şey.
Ama bu karanlıklarda aydınlığı görenlerde vardı azda olsa sayıca.
Bağımsızlık ve özgürlük bir düştü farkında olanlarca.
Onlar hazırdılar mücadeleye, bir kurtarıcı, bir önder bekliyorlardı sabırsızca.
İzmir'in Yunanlılar tarafından işgalinden tam dört gün sonra Samsun'a ayak bastı beklenen önder, bir avuç yoldaşıyla.
Bir umut yeşerdi o günden sonra tüm yenik gönüllerde.
Bir düş olmaktan çıkmaya başlamıştı bağımsız ve özgür bir vatan.
Evet çok yorgundular, çok yoksuldular ama yine de düştüler bu düşün peşine.
Tek bir karar almışlardı tereddütsüz.
O da ulus egemenliğine dayanan, bağımsız ve koşulsuz, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmaktı.
Önce birlik oldular kongrelerde, çeşitli müdafaa cemiyetlerinde.
Sonra çetelerini ve Kuva-i Milliye güçlerini oluşturdular.
Kalkıştılar ellerinde ne varsa iç ve dış düşmana karşı.
Kan verdiler, can verdiler kurtuldular tutsaklıktan.
Boyun eğmeyenlerdi onlar kaderlerine.
Onlar yarınlara umut olanlardı.
Bir birikim, bir yurt sevgisi, bir düşünceler bütünü bırakanlardı.
Bu gün yine dört bir yanımız barut kokusu, kan ve göz yaşıyla örülü.
Hainlik yine sarmış her yanı.
Ama daha kötü değiliz dünden.
Bize kalan zengin bir miras var dağarcığımızda.
Oradan beslenecek ve tekrar ayağa kalkacağız mutlak.
Bir ülkeyi yeniden kurmak kurtarmaktan zor değildir çünkü.