Ben bu ülkede doğdum. Sizin gibi.’¶
Annemi hastaneye, bu ülkenin ambulansı yetiştirdi.
Annemi hastaneye, bu ülkenin ambulansı yetiştirdi.
İlk nefesimi aldığımda, ameliyathanedeki doktor, hemşire, hastabakıcı herkes Türkçe konuşuyordu (doğal olarak).
Emeklemeye başladığım halı bir Türk halısıydı, belki Hereke’’de dokunmuş, kim bilir?
İlk 5 yılımı kucağından inmeden geçirdiğim, bana bakan, evimizin işlerini yapan, soframızda yemek yiyen Ayten Teyze (abu ayten) ise Kürtt’’tü. Başı kapalı mıydı, açık mıydı farkında bile değildik. Aklımda kalan Aytenimin başörtüsü değil, kalın kaşları, ağlamaklı bakan gözleri, anlam veremediğim hayat çilesi ile ağırlaşmış göz kapakları ve bana olan şefkatiydi.
İlk 5 yılımı kucağından inmeden geçirdiğim, bana bakan, evimizin işlerini yapan, soframızda yemek yiyen Ayten Teyze (abu ayten) ise Kürtt’’tü. Başı kapalı mıydı, açık mıydı farkında bile değildik. Aklımda kalan Aytenimin başörtüsü değil, kalın kaşları, ağlamaklı bakan gözleri, anlam veremediğim hayat çilesi ile ağırlaşmış göz kapakları ve bana olan şefkatiydi.
Kürt-Türk ayrımı yapmadan büyürdü o zamanlar çocuklar’…
Karşı bakkal Rum’’du mesela’… Kapısından her içeri girdiğimde, karısı Eleni’’yle kavga ediyor olurdu. O güzel lehçeyi dinlemeye doyamazdım.
Karşı bakkal Rum’’du mesela’… Kapısından her içeri girdiğimde, karısı Eleni’’yle kavga ediyor olurdu. O güzel lehçeyi dinlemeye doyamazdım.
Muslukçumuz bir Ermeniymiş, annem sonraları anlattı.
Çocuklar Ege’’de, ’“Rum’” nedir, ’“Ermeni kime denir’” ayırt etmeden büyürdü.
İlkokulda sıraya ilk kazıdığım isim, bir Türk oğlanın adıydı. Sınıf başkanıydı Alper ve biz onlara akşam oturmasına gittiğimizde, sırf babasının kanununu gözlerimin içine bakarak içli içli çaldığı için ben ona çok aşık olmuştum.
İlkokulda sıraya ilk kazıdığım isim, bir Türk oğlanın adıydı. Sınıf başkanıydı Alper ve biz onlara akşam oturmasına gittiğimizde, sırf babasının kanununu gözlerimin içine bakarak içli içli çaldığı için ben ona çok aşık olmuştum.
Yüzlerce yıldır bir kanun sesinin, bir Türk kızının içini sızlatması, belki de buradan gelir’…
Denizle ilk tanışığım yeri hatırlayamayacak kadar küçüktüm ama hep masmavi ve berraktır bu ülkenin derin suları hafızamda.
Denizle ilk tanışığım yeri hatırlayamayacak kadar küçüktüm ama hep masmavi ve berraktır bu ülkenin derin suları hafızamda.
Hepimizi ’“Kürt’”, ’“Türk’”, ’“Rum’”, ’“Ermeni’”, ’“Süryani’” demeden koynuna alan, serinleten, yıkayan, arındıran bu ülkenin engin suları’…
Pek çok şehirde, pek çok yeni insanla iç içe geçti çocukluğum.
Pek çok şehirde, pek çok yeni insanla iç içe geçti çocukluğum.
Antalya’’da, mahallenin oğlanlarıyla akrep yakalayıp etrafını taşla çevirdiğimizde, başımıza geleceklerden bizi son anda kurtaran, yaşlı, aksi, sokakta kimsenin sevmediği ama kimsenin de saygısızlık etmediği Tokatlı bir ihtiyardı’…
Mersin’’de futbol oynarken başımın arkasına gelen şutla kan revan içinde kaldığımda beni hastaneye ilk götüren Karslı kapıcımız Ramazan’’la, Mardinli karısı Süheyla’’ydı. O kadar minnet duymuştum ki, o küçücük halimle, benden en fazla 2-3 yaş küçük, ama 2 yıldır bir türlü okuma-yazmayı sökemeyen kızlarına okuma yazma öğretmeye kalkışmıştım okul sonraları’… Minnetin memleketi olmaz ya çocukken’…
İlk rakımı babamın çok efkarlandığı, teybe bir Müzeyyen Senar taktığı, Müzeyyen teyzenin davudi sesi ’“dalgalandım da duruldum’” diye inlettiği küçücük bir bahçede içtim’…
Mersin’’de futbol oynarken başımın arkasına gelen şutla kan revan içinde kaldığımda beni hastaneye ilk götüren Karslı kapıcımız Ramazan’’la, Mardinli karısı Süheyla’’ydı. O kadar minnet duymuştum ki, o küçücük halimle, benden en fazla 2-3 yaş küçük, ama 2 yıldır bir türlü okuma-yazmayı sökemeyen kızlarına okuma yazma öğretmeye kalkışmıştım okul sonraları’… Minnetin memleketi olmaz ya çocukken’…
İlk rakımı babamın çok efkarlandığı, teybe bir Müzeyyen Senar taktığı, Müzeyyen teyzenin davudi sesi ’“dalgalandım da duruldum’” diye inlettiği küçücük bir bahçede içtim’…
Büyüdüğüm her yıl, daha da içime işledi o rakının anasonu, acılı ezmenin tadı, sadece bu ülkede yaşayanların içine işleyen o klarnetin darbukaya, kemanın kemençeye ağlayışı’…
Kütahya’’da, arka mahallenin kızları ile kuran kursuna gitmeye heveslendiğimde ilkokul 5’’teydim. Ailem bir şeyi yasaklamak yerine ’“deneyerek öğrenmemin’” hayattaki en önemli ders olduğu bilincine sahip olduğu için, karşı çıkmadı hiç. Başörtüleri alındı. Kur’’an-Kerim indi duvardaki yerinden, tozu alındı, uzun entari dikildi. Ben bir heves başladım ilk gün kursa. Yaşlı, aksakallı bir hoca’… Etrafında benden 20 tane’… Arap alfabesi ile başlayan ders, benim sıkılıp ’“Allah’” ile ilgili sorular sormaya başlamamla biçim değiştirdi. Hatırladığım tek şey, o ak sakallı Hoca’’nın ’“Allah’’ın, hiç birimizi ayırt etmeden, hepimizi tek tek çok sevdiği’”ni anlatışı ve oradan da Atatürk’’ün bu memleketi nasıl kurtardığına geçişi’….
Ertesi gün gitmedim kursa ama o aydın Hoca ve anlattıklar hala hatırımda.
Şimdi, ara ki bulasın kuran kursunda Atatürk’’ü anlatan Hoca, Kütahya’’da’…
Kısacası diyeceğim şudur’…
Ertesi gün gitmedim kursa ama o aydın Hoca ve anlattıklar hala hatırımda.
Şimdi, ara ki bulasın kuran kursunda Atatürk’’ü anlatan Hoca, Kütahya’’da’…
Kısacası diyeceğim şudur’…
Bu memlekette doğduk. Burada sevdik. Burada misket attık. Burada okula gittik. Burada büyüdük. İlk rakımızı burada içtik. Komşularımız buralı. İçimiz dışımız buralı. Gidecek başka yerimiz yok. Dünyanın neresinde olursak olalım özleyeceğimiz yer burası. Öleceğimiz yer burası.
Doğduğum topraklara bir şeyler oluyor. Birileri birilerini öldürüyor.
Herkes birbirini diğerinden ayırıyor. Adamını kayırıyor.
Müzeyyen Senar’’ın sesi, rakının keskin anason kokusu duyulmaz oluyor’…
Arapça kelimeler bir uğultu halinde göklere yükseliyor.
’“Ülkem için çalışıyorum’” diyen, devlet arazilerine lüks siteleri dikiyor.
Terörün örgütü, davulun zurnaya karıştığı bir törenle karşılanıyor.
Doğduğum topraklara bir şeyler oluyor. Birileri birilerini öldürüyor.
Herkes birbirini diğerinden ayırıyor. Adamını kayırıyor.
Müzeyyen Senar’’ın sesi, rakının keskin anason kokusu duyulmaz oluyor’…
Arapça kelimeler bir uğultu halinde göklere yükseliyor.
’“Ülkem için çalışıyorum’” diyen, devlet arazilerine lüks siteleri dikiyor.
Terörün örgütü, davulun zurnaya karıştığı bir törenle karşılanıyor.
’“Pişmanım’” deme lütfünü bile göstermeleri beklenmiyor.
Elebaşı Ada’’ya villa yaptırdı, yaptıracak’…
Elebaşı’’nın konforunu duyan geliyor.
Bizse, sadece çok seviyoruz.
Çok sevmekten başka ne gelir elden, bilen var mı?