Geçtiğimiz günlerde yeni biz söz öğrendim; ’‘Çakma Alsancaklı’’ diye. Önce çok şaşırdım ve hatta bu ’‘ötekileştirme’’ hoşuma da gitmedi. Bu sözü söyleyen arkadaşım şöyle devam etti :’‘-Bu lakabı, Alsancak’’a sonradan taşınmış olup da, herkesle tanışmaya çalışan ve bir şekilde aramıza girmek için çaba sarf edenler için kullanıyoruz’’ dedi ve ekledi: ’‘Çevrende sürekli kendisini ispat etmeye çalışan, biz eşortmanla evimizden rahatça dışarı çıkabilirken Gül Sokağa süslenmeden gitmeyen, senin arkadaş çevrenle tanışmak için can atan ama belli etmeyen, okuduğu okulu, nasıl bir aileden geldiğini bile tam olarak bilmediğin, hafta sonları süs püs içinde arz-ı endam eden kişiler yok mu?’’ dedi. Evet vardı.. Ve hak vermemek mümkün değildi’…
Sonra bir düşündüm, gerçekten de, toplasan 500 kişi ya varız ya yokuz birbirini yıllardır tanıyan.. Muhakkak ya aynı okula gidilmiş, ya da aynı apartmanda yaşanmıştır,ya da aileler tanışır.. Ama sonuçta bilir herkes birbirini. Hatta ilkokul haline kadar hatırlanır. Hiç sohbet etmişliğimiz dahi olmayan, ama göz aşinalığımızın yıllarca sürdüğü kişiler ile selamlaşılır. Böyle medenidir Alsancak.
***
Alsancak camiası denilen bu ortamda bir güven vardır aslında. Örneğin yıllardır gittiğiniz mekanlarda, daha bir rahat edersiniz. Mesela Rouge, çünkü Ümit ve Murat vardır. Sirena deseniz, Selim karşılar sizi. Doydoy ve adem ile Tarık, Damla Restaurant ve Fuat bey, Cafe Biyer ve Mikail bey, Micasa ve Selim bir bütündür. Akşit aramızdaki en neşeli simadır, Tibet (Özer) her zaman çok kibardır, Mehmet (Özöner) hep çok ’‘cool’’dur, Can’’a (Barhan) her zaman akıl danışabilirim, sohbeti çok keyiflidir, Öncel (Öziçer) için Sabah Gazetesi okunur..Ve burada daha sayamadığım bir sürü kişi... Yeri gelir bir oluruz birbirimiz için, biliyorum.
***
Neyse fazla dağıtmayayım konuyu, İzmir’’i çok ama çok severim, üçüncü nesil Alsancak Gündoğdu’’luyum. Kim ne derse desin, İzmiri İzmir yapan semtimizdir Alsancak.
Mesela, Alsancak cemiyetinde dedikodu çoktur derler. Ama bilmezler ki dedikodu dedikleri şeyi de dışarıdakiler yapar çoğunlukla. Etrafınıza bir bakınız, dedikoduyu yapan kişi, dedikodusunu yaptığı kişiden muhakkak ’‘eksiktir’’. Zaten kim dedikodu yapmayı seven birisi ile arkadaşlık etmek ister ki?
***
Biz biliriz birbirimizi..500 kişi belki ama, biz yeteriz birbirimize. Her kesimden ve her yerden arkadaşlarım var evet ama insanın yıllardır tanıdığı dostlarının yeri apayrı gerçekten. Tatlı bir mesafeyi her zaman korumak lazım yeni tanıdığımız insanlara karşı bence. Kimseyi ötekileştirmek değil amacım, ama işte böyle de içten içe, birbirini bilen bir topluluğuz gerçekten. Bunu da inkar edemedim. Çünkü gerçekten bir insana değer vermek için, karakterini doğru tahlil etmek, altyapısından emin olmak, hayattaki değer yargılarını öğrenmek ve aynı frekansta olmak önemli. Tüm bunları da en çok aile yapısı belirliyor, sonra yaşadığı çevre, sonra da arkadaş ortamı. İşte Alsancaklıların da gizli bağı bu.. Aynı yerde birlikte büyümemiz, aynı okullara gitmemiz, birbirimizle hep arkadaş olmamız..İzmir’’in en medeni yüzüdür bu camia.. Ve en çok özenilen.. Ben de en çok bundan dolayı gurur duyuyorum önce o birlikte büyüdüğüm arkadaşlarım ile ve sonra da kendimle’…