12 Ağustos 1999'da aramızdan ayrıldı büyük şair. Şairlikte büyüktü, düşüncelerinde de öyle. O iğneleyici, sivri ve nüktedan tarzını bu kadar yerinde ve doğal kullanarak yüreklerde yer eden Can Yücel'in entelektüel birikimi ve hatta geleceğe dair öngörüleriyle de ne kadar büyük olduğunun farkına varıyoruz her geçen gün.
Adı, İzmir'in en mütevazi, gösterişten uzak ama en değerli yerinde, en nezih mekanlarının olduğu benim de en sevdiğim sokağında yaşayan Can Baba'yı anma etkinlikleri yapılıyor şu günlerde. Bu satırlar Can Yücel'i anlatmaya ne yeter, ne de bu yazıyı yazanın haddinedir onunla ilgili uzun uzun yorumlar yapmak. Büyüktür o kadar. Bana göre büyüklüğünün en önemli göstergelerinden biri de vasiyetidir. Neydi o?
1-Beni Datça'ya gömün.
2-Adımı karhaneye vermeyin. (Gözünü para hırsı bürümüşleri hiç hazzetmedi belli ki ve bu nedenle tam bir insan-ı kamile yakışır mal beyanını da sundu kamuoyuna.)
3-Yerli tohum kullanın.
Yerli tohum kullanın dediği zaman ne 'Tohumculuk Yasası' çıkmıştı, ne de bu denli 'GDO Tartışmaları' gündemi meşgul ediyordu.
Ülkede her şey babalar gibi satıldıktan sonra küresel güçlerinin asıl göz diktiği gen kaynaklarımız da bir çırpıda tohumculuk yasasıyla bu küresel sermeyenin emrine sunuluverdi. Artık biliyoruz ki en stratejik ihtiyaçlar gıda ve su. Küresel sermeye mi dersiniz, emperyalist güçler mi dersiniz her ne ise tüm gücü ve varlığı paradan ibaret sayan anlayış, son yıllarda bu iki değer üzerine oynuyor. Gen kaynakları ise gıdanın temeli ve bu konuda en zengin coğrafyalardan biri neresi diye sorulsa ilkokul bilgilerimizle bile pek çoğumuz Anadolu deriz. Deriz de bunun ne anlama geldiğini ne büyük zenginlik olduğunu ve neden korumadığımızı bilemeyiz. GDO sağlığa zararlı mı değil mi diye süren yapay tartışmaların içinde, dünyada gıda yönetimini ele geçirmek isteyen canavar sermayeyi görmezden geliriz.
Yerli tohumlar, yerli genler milyonlarca yıldır bulundukları topraklarda var olmuş, o iklime, o coğrafi yapıya entegre, bulundukları alanlardaki hastalık ve zararlılara dayanıklı, kendine has lezzetleri de olan çeşitlerdir. Bunları geliştirerek, ıslah ederek mi daha ve ekonomik üretim yaparız, yoksa dünyanın herhangi bir coğrafyasında sadece verim olarak (tüketicinin taleplerini karşılayan kalite değil) yüksek bir tohuma, istediği her koşulu sağlayarak mı? Yanıt gayet açık değil mi? Daha çok tarım ilacı kullanmak, tohumu en yüksek paralara satmak, daha çok girdi kullanımı ve daha yüksek gıda fiyatları tam da küresel sermayenin istediği ve dayattığı yöntemdir. Ne acıdır ki tarım teşkilatlarımızı, araştırma enstitülerimizi, bir zamanlar var olan devlet üretme çiftliklerimizi ya yok ederek ya da işlevsizleştirerek ve bir de üzerine tohumculuk yasaları çıkararak biz de buna teslim olmuş durumdayız.
Yediğimizden içtiğimden şikayet ederken biraz da bilinçli olmak gerekiyor. Bilinçli olmanın yollarından biri de bu konuda söz söyleyenlere, çevrecilere ve hatta o 'istemezükçü' olarak takdim edilmeye çalışılan gruplara biraz kulak kabartmak.
Datça da yerli tohum kullanımıyla ilgili konular da 12-14 Ağustos ta gerçekleşecek 3. Datça Edebiyat Günleri etkinlikleri içinde önemli bir yer alıyor. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Lokali'nde de 12 Ağustos Cuma akşamı bu konuda bir etkinlik var.
Can Yücel'i anarken bu hayati bir konuda söyleneceklere biraz ilgi umuyor ve diliyorum.

Sağlıklı, sürdürülebilir ve insanca yaşam dileklerimle.