Yaklaşık 4 aylık bir ayrılıktan sonra, tekrar sizlerle olmaktan dolayı çok mutlu olduğumu belirterek başlamak istiyorum bu yazıma. Bir takım rahatsızlıklarım sebebiyle yazmaktan uzaklaşmış olsam da, ateş hattı tadındaki siyaset dünyasını takip etmekten uzaklaşmadım aslında. Atışmalar, kasetler, skandallar, kıyasıya yarışlar ve trajikomik bir seçim sürecinin ardından 12 Haziran geldi çattı ve sonuç malum…
Bu sonucun ardından, seçim öncesinde yaşadığım ve çok etkilendiğim bir anımı sizlerle paylaşmak istedim. İstedim ki; belki biraz silkelenip, takkeyi önümüze koyar ve düşünürüz…
Çok sevdiğim can dostumla birlikte çok acıkmıştık. Bir şeyler atıştırmak için Alsancak'ta bir mekana oturduk. Yemek faslının ardından biraz keyif yapalım diye düşünüyorduk ki; bu yazımın baş aktörü olan ve adını son satırlarda açıklayacağım, bana göre saygıdeğer bir büyüğümle karşılaştık. Sonrasında ise hararetli bir şekilde siyaset sohbetine koyulduk.
Kendisi, cadı kazanı gibi kaynayan siyaset dünyasının İzmir'deki en doğru ismiydi belki de. Siyasete bakış açısı, özeleştiri konusundaki netliği ve hassasiyetiyle pek çoğuna örnek olacak nitelikteydi aslında. Tabi fark edebilene..
Yaşadığımız şehrin köhneliğinden, 3 cü büyük şehir ünvanını taşımasına rağmen ücra bir köyden farksız oluşuna dair gözlem ve duyumları konuşuyorduk. Buna rağmen her şeyi bir kenara bırakıp demokrasi, laiklik ve özgürlük aşkıyla direnen İzmirlilere haksızlık edildiğini söylüyordum. İzmir'de tek umut olan CHP'nin kritiğini yaparken, O'nun ağzından hep aynı cümle dökülüyordu… 'Fatoş… Olacak olacak, her şey çok güzel olacak..'
Bunu söylerken öyle boş beleş de söylemiyordu hani. Gerçekten inanarak, yürekten söylüyordu. Bas bas bağıran açıkları görüyor, biliyor ama ' Kol kırılır yen içinde kalır. Bunları içimizde halledeceğiz' diyordu..
Koltuğuna yapışan, hastalıklı ve tutkulu makam aşıklarından değildi. Dedikoduyu ne yapar, ne de buna müsaade eder yapısından hiç taviz vermiyordu. Gençlik teşkilatıyla ya da kadın kollarıyla herhangi bir yol kenarında, aile sigortasını ve neden CHP'yi desteklemek gerektiğini anlatıyorken görmüşsünüzdür O'nu. Kişisel egolarını bir kenara koyup, yalnızca inandığı ideoloji için, yalnızca partisi için çıkar gütmeden çalıştı. Yenilgiye rağmen hala da çalışmakta. Pek çok CHP'linin yapamadığını yapıyor. Çünkü O'nun yüreğindeki zafer umudu, hiç bitmiyor, bitecek gibi de görünmüyor..
12 Haziran'ın ardından yaşanan hüsranın üzerine bunları yazmak istedim. Yüzde 6 gibi çok küçük bir fark kaldı kaybetmeye. Bu fark herkesi sarsmalı artık. Örgütlenmek, bir an bile boş durmadan çalışmak ve İzmir'i gerçekten hak ettiği şekilde yükseltmek için feyz alınması gereken biridir bu yazıda bahsi geçen kişi. O kişi CHP Konak İlçe Başkanı Aytekin Tunus'tur. Ve O, pek çok partidaşına örnek olacak bir inanış ve çalışkanlıktadır.
Çamur atma politikalarını, iç savaşları, hırs yarışlarını bir kenara bırakıp, özgürlük, laiklik ve İzmir için samimiyetle çalışma vaktidir artık. Bu başarılabilirse, ki bana göre başarılmak zorundadır; işte o zaman Aytekin Başkan'ın dediği de gerçek olacaktır.. 'Herşey çok güzel olacak' tır…
Bu sonucun ardından, seçim öncesinde yaşadığım ve çok etkilendiğim bir anımı sizlerle paylaşmak istedim. İstedim ki; belki biraz silkelenip, takkeyi önümüze koyar ve düşünürüz…
Çok sevdiğim can dostumla birlikte çok acıkmıştık. Bir şeyler atıştırmak için Alsancak'ta bir mekana oturduk. Yemek faslının ardından biraz keyif yapalım diye düşünüyorduk ki; bu yazımın baş aktörü olan ve adını son satırlarda açıklayacağım, bana göre saygıdeğer bir büyüğümle karşılaştık. Sonrasında ise hararetli bir şekilde siyaset sohbetine koyulduk.
Kendisi, cadı kazanı gibi kaynayan siyaset dünyasının İzmir'deki en doğru ismiydi belki de. Siyasete bakış açısı, özeleştiri konusundaki netliği ve hassasiyetiyle pek çoğuna örnek olacak nitelikteydi aslında. Tabi fark edebilene..
Yaşadığımız şehrin köhneliğinden, 3 cü büyük şehir ünvanını taşımasına rağmen ücra bir köyden farksız oluşuna dair gözlem ve duyumları konuşuyorduk. Buna rağmen her şeyi bir kenara bırakıp demokrasi, laiklik ve özgürlük aşkıyla direnen İzmirlilere haksızlık edildiğini söylüyordum. İzmir'de tek umut olan CHP'nin kritiğini yaparken, O'nun ağzından hep aynı cümle dökülüyordu… 'Fatoş… Olacak olacak, her şey çok güzel olacak..'
Bunu söylerken öyle boş beleş de söylemiyordu hani. Gerçekten inanarak, yürekten söylüyordu. Bas bas bağıran açıkları görüyor, biliyor ama ' Kol kırılır yen içinde kalır. Bunları içimizde halledeceğiz' diyordu..
Koltuğuna yapışan, hastalıklı ve tutkulu makam aşıklarından değildi. Dedikoduyu ne yapar, ne de buna müsaade eder yapısından hiç taviz vermiyordu. Gençlik teşkilatıyla ya da kadın kollarıyla herhangi bir yol kenarında, aile sigortasını ve neden CHP'yi desteklemek gerektiğini anlatıyorken görmüşsünüzdür O'nu. Kişisel egolarını bir kenara koyup, yalnızca inandığı ideoloji için, yalnızca partisi için çıkar gütmeden çalıştı. Yenilgiye rağmen hala da çalışmakta. Pek çok CHP'linin yapamadığını yapıyor. Çünkü O'nun yüreğindeki zafer umudu, hiç bitmiyor, bitecek gibi de görünmüyor..
12 Haziran'ın ardından yaşanan hüsranın üzerine bunları yazmak istedim. Yüzde 6 gibi çok küçük bir fark kaldı kaybetmeye. Bu fark herkesi sarsmalı artık. Örgütlenmek, bir an bile boş durmadan çalışmak ve İzmir'i gerçekten hak ettiği şekilde yükseltmek için feyz alınması gereken biridir bu yazıda bahsi geçen kişi. O kişi CHP Konak İlçe Başkanı Aytekin Tunus'tur. Ve O, pek çok partidaşına örnek olacak bir inanış ve çalışkanlıktadır.
Çamur atma politikalarını, iç savaşları, hırs yarışlarını bir kenara bırakıp, özgürlük, laiklik ve İzmir için samimiyetle çalışma vaktidir artık. Bu başarılabilirse, ki bana göre başarılmak zorundadır; işte o zaman Aytekin Başkan'ın dediği de gerçek olacaktır.. 'Herşey çok güzel olacak' tır…