Hani derler ya, çocuklar ne kadar büyürse büyüsünler, ebeveynleri için hep küçük kalırlar diye.’¶
Orta yaşa gelmiş, iki çocuğu olan ben; bu sözün gerçekliğini her geçen gün daha çok içselleştiriyorum. Neredeyse evlenecek yaşa gelen kızımı düşündüğümde; aklıma, daha dünyaya geleli dakikalar olmuşken kucağımda, hastane bezine sarılı kırmızı suratı geliyor çünkü’…
Nasıl da teşneyizdir çocuklarımızın hatalarını bağışlamaya...
Ama hayat, onların hatalarına karşı bizim kadar hoşgörülü değildir.
Düşünsenize okula giden çocuğunuz, okulda kendisi ve arkadaşlarının hayatını tehlikeye atan büyük bir hata yapıyor. Kendisinden sorumlu öğretmeni kapının arkasında tek ayaküstünde durma cezasının yeterli gelmeyeceğin düşünerek, hatanın bir kez daha tekrarlanmaması için, iyi niyetle çocuğunuzun eline pimi çekişmiş bir el bombası verip, okulun koridorlarında dolaşma cezası veriyor.
İlk bakışta ne kadar da gerçekleşmesi imkansız bir varsayım gibi geliyor değil mi?
Oysa benzeri bir durum 17 Ağustos’’ta Elazığ Karakoçan’’da yaşandı.
Biliyorum konu hiç de güncel değil; şehitlerin ailesi dışında çoğumuz unuttuk.
Üstüne, kamuoyunu meşgul eden önemli pek çok konu gündeme yerleşti. Ama bazen olay aktüalitesini kaybettikten sonra yazmak, daha sağlıklı düşünmemizi sağlıyor.
Ölenler bizler için askerlik görevini yapan yetişkinler.
Annesi içinse muhtemelen küçük bir çocuk.
Mahkeme sonuçlanınca gerçeği öğreneceğiz ama iddialar doğruysa, askerlerin eline bomba veren içinse, insan bile değiller.
Bu satırları okuyanların bir kısmının ilk tepkisinin, savunma mevzilerine yerleşip yazacaklarıma ’“Orduyu Yıpratmayalım’” ekseninde söylem geliştirmek olacağını tahmin edebiliyorum.
Ben de münferit bir olaydan kalkarak Türk Ordusu’’nun şerefli subaylarına, ordunun askeri yönetme anlayışına dair iddialı şeyler söylemeyeceğim. Belki söylememiz gerekir ama şimdilik unutalım.
Benim kendi adıma cevabını bulmaya çalıştığım husus bu olaydan kalkarak ’“Orduyu Yıpratmamak’” sadece sivillerin sorumluluğu mudur?
Bir başka değişle orduyu yıpratacak davranışları sadece siviller mi yapar?
Kamu görevi yürütenlerin mensubu oldukları kurumların, kamuoyundaki algılarının oluşmasında sorumlulukları yok mudur?
Bence vardır ve herkesten çok onlar kurumlarını korumalı, mensubu oldukları kurumu yıpratmak için pusuda bekleyenlere fırsat vermemelidirler.
Elbette yaşanan müessif hadise önemlidir ve sebepleri ve bir daha yaşanmamasını temini ve sorumlularının gerekli cezayı alması TSK tarafından sağlanacaktır.
Olayın kendisi ve yaşananlar üstüne söylenecek çok şey varsa da, ben olayın kendisinden daha çok olayın kamuoyuna duyurulması üzerine konuşmak istiyorum.
Burada beni sarsan, derinden yaralayan, kendimi kötü ve değersiz hissetmeme yol açan şey, olayın kamuoyuna duyurulması ve sonrasında yaşananlar.
Kısaca olayı hatırlayalım.
17 Ağustos’’ta Elazığ’’da bir karakolda bir el bombası patlıyor ve 4 askerimiz şehit oluyor
Aynı gün Elazığ valisi ajanslara düşen şu açıklamayı yapıyor. ’“Koçyiğitler Jandarma Komutanlığı'nda görevli askerler mevzide bulundukları sırada bir askerin üzerindeki el bombasının kazayla patlaması sonucu yanındaki 3 askerle birlikte ağır yaralandı.’”
Hastaneye kaldırılan askerler şehit oluyorlar.
Genelkurmay tarafından ordu aleyhtarı yayın yapmakla suçlanan Taraf gazetesinde, 26 Ağustos’’ta manşetten verilen haberde olayın bir kaza olmadığı, teğmenin bir ceza olarak askerin eline pimi çekilmiş el bombası verdiği duyuruluyor ve olayla ilgili ifade tutanakları kamuoyuna açıklanıyor.
İlk başta haber, Taraf Gazetesinin genel çizgisinin kamuoyundaki genel algısına koşut olarak şüpheyle karşılandı. Ancak kısa süre sonra haberin doğru olduğu anlaşıldı.
Taraf Gazetesinin haberinden iki gün sonra Genelkurmay 28 Ağustos 18:25’’te 85 numaralı bilgilendirme notu yayınlıyor ve Teğmen’’in sevk edildiği Askeri Mahkeme tarafından 17 Ağustos’’ta "Bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olmak" suçundan tutuklandığını duyuruyor.
Olayın gerçekleştiği 17 Ağustos’’tan 28 Ağustos’’a, Genelkurmay’’ın internet sitesinden bilgi notunun yayınlanmasına kadar geçen sürede yaşananlar, demokratik bir ülkede olmaması gereken biçimde gelişmiştir.
Olayda üç tane açıklanması zor, kabul edilmesi mümkün olmayan durum var.
Bir;
Olay kamuoyuna daha baştan doğru biçimde duyurulmamıştır. Kamuoyunun doğru bilgi alma hakkına saygı göstermemiştir.
İki;
Çocuklarını bu vatana şehit veren ailelere, Teğmen cenazeler toprağa verildiği tarihte tutuklanmış olmasına rağmen bilgi verilmiyor. Askerlerimizin aileleri bu süreçte olayın kaza ile meydana geldiğini sanıyor. Bu, şehitlerin hatırasına saygısızlıktır. Çocuklarını bu vatana şehit veren ailelerin, çocuklarının nasıl öldüğünü bilmeye halkkı yok mudur?
Üç;
Şehit aileleri ve kamuoyu, olayın gerçeğini bizzat Genelkurmay tarafından ordu aleyhtarı yayın yapmakla suçlanan Taraf gazetesinden öğrenmek zorunda kalmıştır.
Olayın kamuoyuna doğru biçimde duyurulması için gerekli özenin gösterilmemesi, bundan sonraki bilgilendirilmelere olan güveni aşındırabileceği gibi, zihinlerde soru işaretleri oluşmasına yol açabilecektir. İnsanlar bu kez art niyetli kaynakların enformasyonlarına daha açık hale gelecektir.
Ülkesini seven, ülkesinin geleceğine duyarlı insanların, bu ülkenin her kurumundan vatandaşlarına saygı ekseninde çalışmasını beklemek hakkıdır. Bu ülkenin vatandaşları doğru ve zamanında bilgilendirilmek hakkından mahrum bırakılmamalıdır.
Peki, bu süreç demokratik çağdaş bir ülkede nasıl olmalıydı?
Olay gerçekleşir gerçekleşmez ilgili kişi ve kurumlar kendilerini yurttaşlarına karşı sorumlu hissedip gerçekleri duyurmalıydılar.
Ben derim ki, bu olay TSK’’ya yakışmamıştır. Ülkesini ordusunu seven insanlarda hayal kırıklığına yol açmıştır.
Benim gibi düşünenler, bu olayın Türk Ordusunu yıpratacağını düşünenler, karşılaştıkları askeri yetkililere sitemlerini iletsinler.
Bunu, ülkesini ve ordusunu sevdikleri için yapsınlar.
Teğmenin davranışına bakarak eleştirimizden, sitemimizden hoşnut kalınmazsa, avucumuza pimi çekilmiş bomba verilerek cezalandırabilir miyiz?
Görünen o ki, olabilir’…
Ancak demokrasi cesur insanların rejimi değil midir?
Ya da Atatürk’’ün dediği gibi ’”Cumhuriyet Fazilettir’”.