Bazı filmler bir yolculuğu anlatır; bazıları ise yolculuğun arkasında birikmiş bütün bir tarihi. Matteo Garrone’nin Io Capitano filmi, ilk bakışta Dakar’dan Avrupa’ya gitmek isteyen iki Senegalli gencin hikâyesi gibi görünür. Oysa film ilerledikçe anlarız ki bu yalnızca iki çocuğun evden kaçışı değildir. Bu, Afrika ile Avrupa arasında yüzyıllardır kurulmuş eşitsiz ilişkinin, sömürgeciliğin bıraktığı hayaletlerin, küresel yoksulluğun, gençlik hayallerinin ve insanın onurlu bir hayat arayışının hikâyesidir. Film, bir göç hikâyesi anlatır; fakat asıl sorusu göçün kendisinden çok daha derindir. Bir insan neden doğduğu yeri; terk etmeye, bilinmeyen bir çöle, zalim kaçakçılara, Libya zindanlarına ve ölüm ihtimaliyle dolu bir denize tercih eder?

Io Capitano, 2023 yapımı bir film. Yönetmeni Matteo Garrone. Garrone, daha önce Gomorra ve Dogman gibi filmlerle İtalya’nın karanlık toplumsal yüzlerini anlatmış bir yönetmen. Bu kez kamerasını Avrupa’dan Afrika’ya çeviriyor; fakat bunu klasik Avrupa merkezli bir merhamet anlatısı kurmak için yapmıyor. Film, Avrupa kıyılarına ulaşan göçmen teknelerinin haber bültenlerinde birkaç saniyeye sıkıştırılan görüntülerinin arkasındaki uzun insan hikâyesini görünür kılmaya çalışıyor. Garrone’nin asıl yaptığı şey, Avrupa’nın çoğu zaman yalnızca “kriz” olarak gördüğü göçü, göç eden kişinin gözünden yeniden anlatmak.

Filmin senaryosu Matteo Garrone, Massimo Gaudioso, Massimo Ceccherini ve Andrea Tagliaferri tarafından yazıldı. Hikâye, Afrika’dan Avrupa’ya göç yollarını deneyimlemiş gerçek insanların tanıklıklarından esinleniyor. Bu nokta önemli; çünkü Io Capitano bütünüyle kurmaca bir macera filmi değil. Kurmaca bir yapı içinde ilerlese de, arkasında gerçek bedenlerin, gerçek korkuların ve gerçek yolculukların hatırası var. Film, haberlerde “düzensiz göçmen” diye anılan insanların aslında isimleri, aileleri, umutları, korkuları ve çocuklukları olan bireyler olduğunu hatırlatıyor.

Filmin başrollerinde Seydou Sarr ve Moustapha Fall yer alıyor. Seydou Sarr, filmde Seydou karakterini; Moustapha Fall ise onun kuzeni Moussa’yı canlandırıyor. Her ikisi de Dakar’dan gelen genç oyuncular. Bu tercih, filmin inandırıcılığı açısından son derece önemli. Çünkü Garrone, Afrika’yı dışarıdan süslenmiş egzotik bir dekor gibi kullanmak yerine, hikâyenin merkezine gerçekten o dünyanın içinden gelen yüzleri yerleştirmiş. Seydou Sarr’ın performansı özellikle dikkat çekici. Venedik Film Festivali’nde Marcello Mastroianni En İyi Genç Oyuncu Ödülü’nü kazanması boşuna değil! Onun filmdeki performansında, yüzünde hem çocukluğun saflığı hem de zorla büyümek zorunda kalan bir gencin acısı aynı anda görülür.

Filmin görüntü yönetmeni Paolo Carnera. Carnera’nın kamerası, Afrika’yı yalnızca yoksulluğun ve çaresizliğin mekânı olarak göstermez. Dakar’ın sokaklarında canlılık, renk, müzik, hareket ve gençlik vardır. Film bu açıdan önemli bir denge kuruyor. Senegal’i terk edilmesi gereken bir ülke gibi sunmuyor. Tam tersine, karakterlerin geride bıraktıkları dünyanın da sıcak, ilişkilerle dolu ve kültürel olarak zengin bir yer olduğunu gösteriyor. Böylece seyirci, Seydou ve Moussa’nın yalnızca yoksulluktan kaçmadığını; aynı zamanda sevdikleri bir dünyayı geride bırakmak zorunda kaldıklarını hissediyor.

Filmin müziklerini Andrea Farri besteledi ve Io Capitano’nun müzikleri daha sonra Io Capitano (Original Motion Picture Soundtrack) adıyla albüm olarak yayımlandı. Bu ayrıntı önemli; zira filmde müzik yalnızca sahnelere eşlik eden bir arka plan değil. Seydou ile Moussa’nın gençlik enerjisini, Avrupa hayalini, yola çıkma arzusunu ve yolculuk ilerledikçe ağırlaşan keder duygusunu taşıyan temel anlatı damarlarından biri. Albümde Io Capitano, Baby, Touki, Le Marabout, Bay Boyo, Dans le Désert des Âmes, La Mer n’a pas d’Arbres ve Senegal gibi parçalar yer alıyor. Özellikle Io Capitano ve Baby parçalarında Seydou Sarr’ın sesi duyuluyor; Baby’de ona Moustapha Fall da eşlik ediyor. Touki’de ise Seydou Sarr, Moustapha Fall ve Badara Seck birlikte yer alıyor. Böylece filmin genç kahramanları yalnızca oyunculuklarıyla değil, sesleriyle de filmin ruhuna katılıyorlar.

Baby, filmin en dikkat çekici müzikal parçalarından biri. Andrea Farri’nin müziği üzerine Seydou Sarr’ın sözleri ve yorumu, bu şarkıyı yalnızca bir film müziği olmaktan çıkarıyor; Seydou’nun iç dünyasının, gençliğinin ve Avrupa’ya doğru uzanan hayalinin sesi hâline getiriyor. Nitekim Baby, 2024 David di Donatello Ödülleri’nde En İyi Orijinal Şarkı dalında aday gösterildi. Aynı ödüllerde Andrea Farri’nin müzikleri de En İyi Müzik dalında adaylık aldı, filmin ses dünyası uluslararası başarısının en önemli unsurlarından biri olarak öne çıktı.

Io Capitano, 80. Venedik Film Festivali’nde yarıştı ve burada Matteo Garrone’ye En İyi Yönetmen dalında Gümüş Aslan kazandırdı. Seydou Sarr ise aynı festivalde En İyi Genç Oyuncu ödülünü aldı. Film daha sonra İtalya’nın Oscar adayı olarak seçildi ve 96. Akademi Ödülleri’nde En İyi Uluslararası Film dalında aday gösterildi. Ayrıca David di Donatello Ödülleri’nde En İyi Film dahil birçok ödül kazandı. Bu başarılar, filmin yalnızca politik konusu nedeniyle değil, sinema dili, oyunculukları ve duygusal gücü nedeniyle de uluslararası karşılık bulduğunu gösteriyor.

Fakat Io Capitano’yu yalnızca “ödüllü bir göç filmi” olarak tanımlamak eksik olur. Çünkü film, göçü yalnızca bir sonuç olarak değil, uzun bir tarihsel sürecin bugünkü görünümü olarak düşündürüyor. Seydou ve Moussa’nın Dakar’dan ayrılma kararı, yalnızca iki gencin kişisel cesareti ya da saflığıyla açıklanamaz. O kararın arkasında Senegal’in tarihsel koşulları, Batı Afrika’nın sömürgecilik deneyimi, Fransızca konuşan Afrika’nın Avrupa’yla kurduğu karmaşık ilişki, genç nüfusun işsizlikle sınanması ve küresel dünyanın yarattığı hayal ekonomisi de var.

Bugün Senegal denildiğinde çoğu zaman huzurlu, Müslüman çoğunluklu, kültürel olarak canlı, müziği güçlü, misafirperverliğiyle tanınan bir Batı Afrika ülkesi akla gelir. Bu doğru, ama eksiktir. Senegal aynı zamanda eski imparatorlukların, ticaret yollarının, İslamî tarikatların, Fransız sömürgeciliğinin, Atlantik köle ticaretinin, bağımsızlık mücadelelerinin ve modern göç ağlarının kesiştiği bir ülkedir. Bu nedenle Io Capitano’nun anlattığı yolculuk Dakar’da başlamaz. Çok daha geride, Batı Afrika’nın tarihsel hafızasında başlar.

Filmin asıl gücü de burada yatıyor. Garrone, bize yalnızca Avrupa’ya ulaşmaya çalışan iki çocuğu göstermez; bu çocukların niçin yola çıktığını, neyi geride bıraktığını ve neyin peşinden gittiğini düşündürür. Seydou’nun yüzünde yalnızca korku yoktur; aynı zamanda hayal vardır. Moussa’nın neşesinde yalnızca çocukluk yoktur; aynı zamanda dünyaya açılmak isteyen bir kuşağın sabırsızlığı vardır. Onların Avrupa’ya bakışı, yalnızca ekonomik bir kurtuluş beklentisi değildir. Avrupa, uzaktan bakıldığında bir sahne gibi görünür; para, özgürlük, başarı, görünürlük ve kendini kanıtlama imkânı.

İşte bu yüzden Io Capitano, yalnızca göçmenlerin yaşadığı acıyı anlatan bir film değildir. Aynı zamanda çağımızın en büyük yanılsamalarından birini anlatır. Uzaktangörünenin daha iyi olabileceği inancını... Avrupa, filmde yalnızca coğrafi bir hedef değil, genç zihinlerin içine yerleşmiş bir imgedir. Bu imge bazen televizyondan, bazen sosyal medyadan, bazen daha önce gitmiş akrabalardan, bazen de sömürgecilikten kalma eski kültürel hiyerarşilerden beslenir. Senegal’in gençleri yalnızca bugünün yoksulluğuyla değil, geçmişten gelen bir dünya düzeninin gölgesiyle de mücadele eder.

Bu yazı dizisinde Io Capitano’yu tam da bu geniş perspektiften okumaya çalışacağım. Filmi yalnızca sahneleri, oyunculukları ve sinema dili üzerinden değil; Senegal’in tarihsel oluşumu, etnik yapısı, İslamlaşma süreci, Fransız sömürge mirası, aile kültürü, gençlik dünyası ve göç sosyolojisi üzerinden değerlendireceğim. Çünkü bir filmi gerçekten anlamak, bazen o filmin geçtiği ülkenin yüzyıllarını anlamayı gerektirir.

Bir sonraki bölümde Senegal’in nasıl Senegal olduğunu inceleyeceğiz...