Anlaşılan birilerinin canı fena halde Kürt-Türk savaşı çekiyor. Kan gövdeyi götürsün. Ortadoğu gibi Kürt, Türk'ü Türk, Kürt'ü boğazlasın istiyorlar.
Çok kan aksın istiyorlar. Oluk oluk kan aksın…
Hatırlayınız!

Aynı senaristler aynı oyunu 7 Haziran öncesinde de sahnelemek istemişlerdi.
Kobani protestoları son bir yıl içindeki ilk denemeleriydi. HDP'nin çağrısı ile 6 Ekim 2014'te onlarca kentte çıkan protesto gösterileri kana bulanmış, 48 saatte 21 kişi hayatını kaybetmişti.
Ama bir şekilde sağduyu galip geldi ve yangın büyümeden kontrol altına alındı.
Ve tarih 21 Şubat 2015'ti. Yer Ege Üniversitesi Kampüsü…
Ülkü Ocakları Ege Üniversitesi Sorumlusu Fırat Yılmaz Çakıroğlu'nun ölümü Kürt kökenli Nurullah S. isimli öğrencinin ağır yaralanmasıyla sonuçlanan olay, şekli itibariyle tipik bir Türk-Kürt çatışması tertibini andırıyordu.
Üniversitelerden, gençlik üzerinden başlayacak bir çatışma kısa sürede tüm ülkeyi yangın yerine çevirebilirdi. Ülke genelinde 8-10 üniversite karışmış, çeşitli kavgalar yaşanmışsa da sağduyu bir kez daha galip geldi ve senaryo tutmadı.
Hakkını teslim etmek gerekirse ilk olarak MHP Lideri Devlet Bahçeli tehlikenin farkına vardı ve sürece müdahale etti. Aynı müdahaleyi Kobani protestoları sürecinde de yapmış ve Selahattin Demirtaş'tan bile içten teşekkür almıştı.
*
Sonrası malum…
7 Haziran'dan hemen önce devrilen çözüm masası, yırtılıp atılan yol haritası ve seçimin ardından yaşanan kan donduran gelişmeler…
Neden/niçin soruları yanıtsız kalsa da oluk oluk akan kan ve gözyaşı, tekrar tekrar sahneye konan kanlı oyun ortadaydı.
İhanet tuzakları onlarca askeri/polisi aramızdan alıyor, toplumsal öfkeyi kabartıyordu. Çok fena canımızı yaktı olup bitenler. Dişlerimiz, yumruklarımız sıkılıydı. Öfke, kin ve intikamla dolup taşıyorduk.
Şehit yakınlarının yürek dağlayan isyanı, siyasetçilerin selden kütük kapma telaşı, gözü yaşlı yetimlerin, anaların feryadı birbirine karışırken, karanlık odaklar tam da bu noktada devreye giriyordu.
Halihazırdaki toplumsal öfkeyi yönetmek için her türlü kara kirli, kirletilmiş bilgiyi servise koyan kararlık odaklar, sosyal medya hesaplarından binlerce kişiyi sokağa çekmeyi başardı.
Şam'da hırsızlık yaparken yakalanıp halk tarafından linç edilen bir Filistinli'nin fotoğrafı, Eskişehir'de acımasızca darp edilen bir Kürt kökenli inşaat işçisi olarak lanse ediliyor mesela...
Öfke kontrol edilemez boyutlara gelirken güzel yurdun bir yanında kitapçı basılıyor, otobüsler durdurulup Kürt kontrolü yapılıyor.
Kara propaganda, provokasyon diz boyu…
İsteniyor ki kitleler galeyana gelsin.
İsteniyor ki Kürt Türk'ü Türk Kürt'ü gördüğü yerde boğazlasın.
İsteniyor ki oluk oluk kan aksın…
Kardeş kardeşi vursun… Kan kokusu yayılsın yurdun dört yanına.

HDP binalarına yapılan baskınlarda Ülkü Ocakları görüntüsü veriliyor.
Yangına benzinle gidiliyor yani…

Partisini iktidara taşıma konusundaki performansı tartışılsa da bu türden tuzakları bozma konusunda her zaman sağlıklı bir duruş sergileyen Bahçeli, bu kez biraz tutuk görünüyor. Tabanını AK Parti'ye kaptırma korkusundan mıdır yoksa başka bir nedeni var mıdır bilemiyorum. Ama şu ana kadar onlarca kez 'kardeş kanı tezgahını' bozan Bahçeli'ye düşen aynı oyunu bir kez daha bozmaktır. Parti binalarını basmak, kitapçı yakmak, otobüs taşlamak, cadı avı misali Kürt avına çıkmak…
Çok tehlikeli bir oyunun, bir yangının tam ortasındayız.
Malum karanlık odaklar, bu ülkede yıllardır arzuladıkları iç savaşı çıkarmaya hiç bu kadar yakın olmamışlardı. Bu oyunu bir kez daha bozalım. Bu yangını söndürelim. Savaşı değil barışı, ölümü değil hayatı savunalım. 1 Kasım'a yürürken tüm partilere düşen de budur. Unutmayalım ki başka Türkiye yok. Gidecek başka bir yerimiz, vatanımız yok. 72,5 milletten oluşan bu imparatorluk bakiyesi topraklarda binlerce yıldır olduğu gibi yan yana, omuz omuza, kardeşçe yaşamak tek seçeneğimiz.
İtidal ve sağuyu ile bir kez daha karanlık odakların kirli oyunlarını bozabiliriz. Bunu daha önce yaptık, yine yapabiliriz.
*
Gelelim başlığa taşıdığımız 'duyuru' kısmına…
Ege'de Sonsöz editörlerine, yazı işlerine son direktifimi biraz önce, 'Çocuklar yazımı gönderdim. Okuyup öyle paylaşın, lütfen' diyerek verdim.
Çünkü 2009'un Mayıs'ından beri yani kuruluşundan itibaren yaklaşık 7 yıldır keyifle sürdürdüğüm Genel Yayın Yönetmenliği görevini devretme vakti gelip, çattı.
Neden/niçin?
Merak etmeyin! Aday falan değilim.
Ve ben buralardayım. Yazılara devam yani…
Hatta Ege'de Sonsöz için Fahrettin Dokak kardeşimle yolun başında koyduğumuz hedefe varıncaya kadar durmak yok bize…
Lakin zamanı gelmişti.
Bir kan değişimi, bir nöbet değişimi, bir bayrak değişimidir bunun adı…
İçim rahat… Kafam, gönlüm rahat…
Çünkü o koltuğa layık olduğunu çoktan ispatlamış biri vardı tam arkamda. Son bir yılda işlerin büyük bölümünü fiilen yürüten biri… Bugün fiili olanın resmileşmesinden ibarettir sadece…
Fatih kardeşimden söz ediyorum.
Mesleki açıdan elime doğan ve elimde büyüyen, enerjisi, azmi, çalışkanlığı, zekası ve de refleksleriyle her daim göz dolduran Fatih Yapar yeni görevini başarıyla yerine getirecek ve o koltuğu ziyadesiyle dolduracaktır. Bundan zerre kadar şüphem yok.
İçiniz, gönlünüz ve kafanız rahat olsun…
Ege'de Sonsöz 7 yıldır nerede duruyorsa yine orada duracaktır. Yayın politikasından, yazılı olmayan kurallarından, etik anlayışından, adil duruşundan, objektif bakışından, İzmir'den yana tutumundan hiçbir şey kaybetmeyecek, hatta daha da ileriye taşıyacaktır.
Kefil isteyene kefil, garanti isteyene garanti veririm.
Tabi ki Fatih'in işi kolay değil.
İzmir'in en etkili, en güvenilir, güçlü haber sitesi olarak teslim ettiğimiz Ege'de Sonsöz'ü Türkiye'nin sayılı haber sitelerinden birine dönüştürmek gibi bir hedefe yürüyecek.
İnanıyorum ki, Fatih Yapar ve Ege'de Sonsöz çatısı altındaki genç, inançlı, kararlı arkadaşlarımız, habercilikte geldiğimiz noktanın çok ötesine taşıyacaklar bu gemiyi…
Bize de ihtiyaç duydukları her an, bir ağabey olarak yanlarında olmak, yanlarında durmak düşecek.
Fatih kardeşime ve ekibine yeni görevlerinde başarı diliyorum.
Yolları her daim açık olsun.