İnsan benim yaşıma gelince başlıkta kullandığım ' ben demiştim' cümlesini maalesef fazla kullanıyor.

Bu bir megalomanlık sonucumudur, yoksa farklı bir ruh halinden mi kaynaklanıyor bilemem.

Çocuklarım benim bu cümlemden nefret ediyor ve bu onların zaman zaman bana isyan edişlerine zemin hazırlıyor.

'Neden baba bilmişlik taslıyorsun' dediklerinde de ben önce ık-mık ediyor, sonra da onlara ' ben öngörüleri isabetli bir adamım' yanıtını verip havamı basıyorum.

Tabii bu tavır onları daha da çok sinirlendiriyor.

Ancak ben mutlu oluyorum ya koy ver yakasını gitsin.

Son günlerde yine böylesi bir mutluluk yaşadım ki sormayın.

Mısır'da son yaşananlardı beni böylesine mutlu eden.

Mısır'da yaşananlar kimilerini fazlasıyla mutsuz ettiyse de ben mutlu olmuştum.

Öyle uzun uzun orada yaşananlar 'darbedir-değildir ' tartışmalarına girmeyi anlamsız buluyorum.

Sonuç ortadadır.

Yaşananların tarihin sayfalarında kayıtları tutulmuştur.

Mısır'ın dinci örgütü Müslüman Kardeşler hiç bir katkıları olmamasına rağmen Ocak 2011'de

Mısırlı ilerici güçlerin başlatıp günlerce sürdürdüğüdevrimci kalkışmanın kazanımlarını Mısır Ordusuyla işbirliği yaparak çalmıştır.

Ocak 2011'de kırk yıl süren Mübarek diktatörlüğüne karşı ayağa kalkarak aylarca Tahrir Meydanı başta olmak üzere alanları dolduran milyonların arasında bulunmayan Müslüman Kardeşler Örgütü fırsatçı bir biçimde yönetimi ele geçiren Yüksek Askeri Konseyle devrimci kalkışmanın son anlarında işbirliği yaparak kendini göstermeye çalıştı.

2012 yılında ilerici güçlerin boykot ederek katılmadığı ve Mısırlı seçmenin yalnızca yüzde 51' inin katıldığı Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ilk turda Muhammed Mursi yüzde 24.70, Mübarek yanlısı Ahmet Şefikise yüzde 23.66 oranında oy aldı.

İkinci turda ise yine yaklaşık aynı katılım oranı yaşanırken seçime katılanların yüzde 48.27'sinin(12.347.380 adet) oyunu alan Ahmet Şefik'in karşısında şeriatçı Selefi Nur Partisinin yüzde 25'lik desteğiyle yüzde 51.73 oranında ( 13.230.131 adet) oy alan şeriat takkiyecisi Muhammed Mursi ordunun kucağında Cumhurbaşkanı seçildi.

Anlayacağınız Mursi ve onun iktidarı bir hırsızlığın ürünüydü.

Mübarek'e karşı başlatılan ve aylarca süren 2011 Ocak kalkışmasında hiçbir emek
harcamamışlar, mağduriyet yaşamamışlardı.

Ancak ava giderken avlandılar.

Daha iktidardaki birinci yıllarını yeni tamamlamışlardı ki yine Mısır'ın ilerici güçleri ayağa kalkıpTahrir( Özgürlük) Meydanını hem de sayılarını ikiye katlayarak doldurdular.

Gözlemcilere göre ülke çapında bu kez 20 milyon Mısırlı yeni bir devrimin meşalesini yakmıştı.

Halkın gerçek devrimi yakındı ki Mursi tarafından göreve getirilen Genel Kurmay Başkanı General Abdülfettah El Sisi önderliğindeki Mısır ordusu ayaklanmanın daha dördüncü gününde bir kez daha devrimin yönünü çevirip iktidarı yine halkın elinden çalıverdi.

Bu kez ekonomik hayatın yüzde kırkını elinde tutan 'Mısır'ın en büyük ve en deneyimli hırsızları' n dan oluşan Mısır Ordusu bir yıl evvelki işbirlikçileri Müslüman Kardeşleri ve Mursi'yi satıp iktidarı yine göstermelik olarak bir başka ekibe veriyor.

Yani en büyük hırsız diğer küçük hırsızdan emanetinitekrar çalıverdi.

Tabi Tahrir Meydanı'nı dolduran İLERİCİ GÜÇLERDENDE.

Şimdi kafalar bu nedenle bu kadar karışık.

Mısır'da ne oldu, yapılan darbe mi değil mi tartışmaları gazete sayfaları ve ekranları doldurdu.

Herkes 'darbe karşıtı' olma ünvanını eline geçirme peşinde.

Hemen naçizane fikrimi belirteyim.

Eğer Mısır Ordusu'nun bu günkü eylemi bir darbe ise 2011 yılında ki eylemi de bir darbedir.

Değilse de ikisi de değil.

Ben aralarındaki ince nüans farlılıklarını bilmem, siyaset ve sosyal olaylar alanlarında uzman olanlar bilir.

Ben bir gazeteciyim ve sadece sonuçlara ve tarihe bakarım.

Bakar ve de ' ben demiştim' lafını haklı olarak kullanıveririm.

Şimdi yine zevkle kullanıyorum.

Ahmet Çipli olarak 11 Şubat 2011 tarihinde yazdığım bir köşe yazımda Tunus olaylarını yorumladıktan sonra Mısır'da yaşanmakta olanlarla ilgili bakın şunları yazmışım:

'Ardından isyan ateşi Mısır'ı sardı.

Mısır'da uzun süredir iç kargaşa vardı.

Halk Hüsnü Mübarek'in 32 yıllık iktidarında nefessiz ve takatsiz kalmıştı.

Açlık, yoksulluk ve işsizlik halkın büyük bir kesimini adeta bunaltmıştı.

Demokrasi laftan ibaret hale gelmiş, insan haklarından eser yoktu.

Sonunda milyonlar ayağa kalktı.

Sokaklar, caddeler ve meydanlar şimdi muhaliflerin gür sesleriyle çınlıyor.

Tahrir (Özgürlük) Meydanı her kesimden ve değişik görüşten özgürlüğe aç insanlarla dolu.

İktidardan beslenen Mübarek yanlıları azgınca Özgürlük Meydanı'na saldırıyor.

Mübarek'in beslemeleri Emniyet ve istihbarat Teşkilatı sokaklardan çekilip 'taraftar' kılığında kan döküyor.

Ancak Mısır halkı tüm provokasyonlara karşı direniyor.

ABD'nin Ortadoğu'daki karakol bekçisi, Ortadoğu'da kurulmak istenen 'Ilımlı İslam' Projesinin baş aktörü Mübarek 'in saltanatı sallanıp duruyor.

Evet; Tunus'ta olduğu gibi Mısır'da da isyan eden halkın önünde gerçek kurtuluşu sağlayacak halk hareketini gerçek anlamda bir devrime dönüştürecek doğru bir önderlik, doğru bir ideoloji yok.

Büyük ihtimalle Mübarek iktidarı yıkılacak, süreç içinde en güçlü ve toparlanık örgütlenme olan Müslüman Kardeşler Örgütü İran'a benzer bir yöntemle iktidarı ele geçirecek.

Amma…

Yine de halk kendi gücünün diktatörleri yıkmaya yetebildiğini gördü ya..

Müslüman Kardeşleri veya başka bir gücüde nasılsa bir gün olur yola getirir.

Yeter ki 'Eşkiyalar' sokağa bir çıkmayı öğrensin.

Yeter ki birilerine direnmenin EŞKİYALIK olmadığını göstersin!..

Yeter ki tüm dünyada ki diktatörler bir gün sıranın kendilerine de gelebileceği korkusunu yüreklerinde hissedebilsinler.

Yeter ki dünya halkları 'ZİNCİRLERİNDEN BAŞKA KAYBEDECEK BAŞKA BİR ŞEYLERİ OLMADIĞINI' GÖRSÜN ve AYAĞA KALKSIN.

YETER Kİ GERÇEK EŞKİYALARIN DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLAMAMASININ TEK GÜCÜNÜN HALK OLDUĞUNU TARİHE BİR KEZ DAHA YAZABİLSİN.

NOT: Bu satırları yazarken Mısır halkı Tahrir Meydanında faşist Mübarek yanlılarına karşı göğüs göğüse mücadele ediyordu. Ankara Kızılay Meydanı'nda da Torba Yasaya karşı mücadele eden Emekçiler Polis'in biber gazı ve copuna karşı direnmeye çalışıyor. Mısır diktatörü Mübarek'e dinsel bir öğütte bulunan, direnen Mısırlı muhaliflere de utangaçça destek verdiği yatıştırıcı sözlerinden anlaşılan Başbakan ve ekibinin atadığı Ankara Valisi emekçilere haklarını arama ve uğradıkları hak kaybını dile getirmelerine izin vermedi. Şu an Mısır'da ki Özgürlük Meydanı'nda da, Türkiye'nin Başkenti Ankara'nın ünlü Kızılay Meydanı'nda da ezilenlerin destansı direnişi var.'
İşte o günkü öngörülerimi okudunuz.
Haksız mıyım dostlar ?
' Ben demiştim' demek megalomanlık mı ?