Çok acayip bir kabus gördüm. Yok, gerçek olamaz, kesinlikle kabustu ve devlet şizofren olamayacağına göre akıl tutulması yaşayan benim bilinçaltımdı.
31 Mayıs'tan bu yana benzerlerini sıkça yaşadım açıkçası… TOMA'ların içine girip arkadaşlarımı, ailemi, sevdiğim kızı falan kurtardım… 'Ölmek için güzel günlerdi', ben de beyaz tişörtümle tam bir Bruce Willes! Bir keresinde de ne düğü belirsiz bir 'pat' sesiyle, gözlerim kapalı halde uyanıp bütün evi ayağa kaldırmıştım, 'Kaçın gaz atıyorlar!' diye…
31 Mayıs'tan bu yana benzerlerini sıkça yaşadım açıkçası… TOMA'ların içine girip arkadaşlarımı, ailemi, sevdiğim kızı falan kurtardım… 'Ölmek için güzel günlerdi', ben de beyaz tişörtümle tam bir Bruce Willes! Bir keresinde de ne düğü belirsiz bir 'pat' sesiyle, gözlerim kapalı halde uyanıp bütün evi ayağa kaldırmıştım, 'Kaçın gaz atıyorlar!' diye…
Ama bu seferki en garibiydi… Çok uzundu bir de, bitmek bilmedi! Hemen anlatayım da rüya tabiri falan bilen varsa yazsın bana tüm bunların ne anlama geldiğini, ne şekilde 'hayra yorabileceğimi…'
Rüyamda, pardon kabusumda, Gezi Parkı İstanbul Valisi Avni Mutlu tarafından öğle saatlerinde açılıyor. Gariplik burada başlıyor zaten… Vali Mutlu tarafından açılıyor, açılış konuşmasını Vali yapıyor, Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş arkasında durmuş onu dinliyor. Aynı gün Taksim Dayanışma Platformu da 'terbiyesizce ve terörize' bir kararla tüm park forumlarını Gezi Parkı'nda buluşmaya, bir arada sohbet etmeye çağırmış. Vali altını çiziyor zaten, parkı açıyor ama bu yönde duyumlar aldıklarını ifade ediyor.
Her neyse halkın parkı 23 gün sonra halka açılıyor. Her şey normal… Çimlere uzanan, kitap okuyan hatta devletten gizli gizli öpüşen çiftler, örgü ören teyzeler… Ve bomba! Artık nasıl bir bilinçaltıysa benimkisi, park açıldıktan 3 saat sonra çevik kuvvet parka giriyor ve herkesi dışarı çıkarıyor. Çünkü Vali vazgeçmiş, 'Ezan okunmadan eve gel' diyen anneler misali parkı yine kapatmış!
Polise 'Oğlum şaka mı bu, bi aç-bi kapa' diyen teyzeler mi ararsın, parktan çıksın diye itilip-kakılan, yüzüne spreyle gaz sıkılan gençler mi? Hepsi kabusta figüran…
Bitmedi… Parkla birlikte Taksim de halka kapatılıyor. Aslında kabus da tam olarak burada başlıyor. İstiklal'de saatler süren gaz, su ve plastik mermi işkencesi! Engelli, yaşlı, genç, çoluk, çocuk, kadın, erkek demeden! Hastane, eczane, restoran, kafe, bar gözetmeden!
Bir yandan korkuyorum, bir yandan oradaki insanlarla bir arada olmak istiyorum. Uyanmaya çalışmıyorum ama bir anda uyansam o kadar mutlu olacağım ki…
Bitmedi… Polisten can havliyle kaçan halka karşı havaya ateş açan bir adam görüyorum… İşte bunlar hep bilinçaltı! 'Palalı adam' kabusumda havaya sıkan bir 'delikanlıya' dönüşmüş! Twitter'dan haberler yağıyor… Ateş sonrası delil kovanları götüren amcayı gözaltına almaya çalışmış polisler… Yok artık!
Aklımı kaybedeceğim! Bu nasıl kabus! Twitter'ı açmaya korkuyorum ve korktuğum başıma geliyor… 17 yaşındaki bir çocuk kafasına atılan gaz fişeği nedeniyle beyin kanaması geçirmiş, daha aşık bile olmadan hayatta kalma savaşına girişiyor. Bilinçaltı işte… Uyumadan önce Dilan'la Berkin gelmişti aklıma…
Bir reji odasında gibiyim… Kafamı hangi ekrana çevirsem canım yanıyor! Gecenin sonunda onlarca insan yaralı, onlarca insan gözaltında… Üstelik çoğu Taksim Dayanışma Platformu üyesi… Başkan bir deyişle katılımcı bir yerel yönetim olsa bu ülkede ağzının içine bakılması gereken insanlar topluluğu…
Bir reji odasında gibiyim… Kafamı hangi ekrana çevirsem canım yanıyor! Gecenin sonunda onlarca insan yaralı, onlarca insan gözaltında… Üstelik çoğu Taksim Dayanışma Platformu üyesi… Başkan bir deyişle katılımcı bir yerel yönetim olsa bu ülkede ağzının içine bakılması gereken insanlar topluluğu…
Kafamda 31 Mayıs sonrasının klasikleşen tınıları; Makbule, Hakan, Barış, gaz bulutlarının yavaş yavaş dağıldığı bir ekran beliriyor… Canhıraş 'Gezi yeniden açıldı' haberi veriliyor. Kabus bu ya tekrar açılıyor ama insanlar parka üst aramasından geçtikten sonra giriyor…
Tam burada uyandım işte! Kan ter içinde… Gözümün kenarından coşkusuz, sakince akan yaşla terler birbirine girmiş, anlamsız bir tuz festivali vücudumda… İyice kontrol ettim etrafımı, sorun yok, yataktayım ve güvendeyim! Gülümsüyorum, bilinçaltım parkı unutulmaz 'Artema' reklamına dönüştürmüş, zulüm yaratıcılık sınırlarını zorluyor!
Ve kişisel tarihimin unutulmaz ironilerinden biri… Televizyon açık kalmış ben uyurken… Hafifçe öne eğilip ekrana bakıyorum: Bin dokuz yüz seksen dört! Kendi dispotik dünyamdan George Orwell'ınkine geçiş…
Winston Smith dayanılmaz işkence anında 'Benden ne istiyorsunuz?' diye haykırıyor… Talep net: Big Brother'a itaat etmen yetmez, O'nu sevmek zorundasın!
Tam burada uyandım işte! Kan ter içinde… Gözümün kenarından coşkusuz, sakince akan yaşla terler birbirine girmiş, anlamsız bir tuz festivali vücudumda… İyice kontrol ettim etrafımı, sorun yok, yataktayım ve güvendeyim! Gülümsüyorum, bilinçaltım parkı unutulmaz 'Artema' reklamına dönüştürmüş, zulüm yaratıcılık sınırlarını zorluyor!
Ve kişisel tarihimin unutulmaz ironilerinden biri… Televizyon açık kalmış ben uyurken… Hafifçe öne eğilip ekrana bakıyorum: Bin dokuz yüz seksen dört! Kendi dispotik dünyamdan George Orwell'ınkine geçiş…
Winston Smith dayanılmaz işkence anında 'Benden ne istiyorsunuz?' diye haykırıyor… Talep net: Big Brother'a itaat etmen yetmez, O'nu sevmek zorundasın!