Türkiye'de ilk online anket yapan bir kuruluşun, 2014 yılına ait resmi olmayan 'yerel seçim' ile ilgili sonuçları her halde pek çok kişi görmüştür. 5 Temmuz tarihi ile yayınlanan anket sonuçları oldukça ilginç. Anket, iki bölümden oluşmakta... Birinci bölümde: 'CHP'nin yeni genel başkanı kim olmalı?', ikinci bölümde ise: '2014 yerel seçimlerde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ve İlçe Belediye Başkanları kimler olmalı?' şeklinde sorulan sorulara verilen yanıtlar, beni birden beş yıl önce İzmir Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği (KA-DER)'nin Başkanlığı'nı yaptığım günlere götürdü.
Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği, 1997 yılında kadınların seçimle ve atamayla gelinen tüm karar mekanizmalarında 'eşit temsilini' sağlamak amacıyla kuruldu. Kuruluş amacı; kadınların politikaya katılımlarını engelleyen ekonomik, sosyal, kültürel ve yasal engellerin ortadan kaldırmak; kadınların karar mekanizmalarında eşit temsilini sağlamak için geçici özel önlem politikalarının yasalarda ve siyasi parti tüzüklerinde yer almasını sağlamak; siyasi partilerde yer alan kadınlar arasında, onlarla kadın hareketi arasında, kadın sorunları ve politikaları konusunda iş ve güç birliğinin gelişmesi amacıyla 'lobi, kampanya, örgütlenme ve eğitim' çalışmaları yapmaktır.
5 Aralık 1934 yılında, sevgili Ata'mızın Türk kadınına seçme ve seçilme hakkını vermiş olduğu yıldan bu yana, yani tam 78'inci yıldönümünde, TBMM'de 78 kadın milletvekilinin bulunması her halde oldukça ilginçtir. 2013 yılı itibariyle mecliste bulunan 550 milletvekilimizin ancak %14,3'ü bir 'başarı' göstergesi midir, yoksa bir 'başarısızlık' göstergesi midir tam olarak bilinmese de, son on yıl içinde kadınların siyasetle ilgilenmeleri ve mecliste yer almaları 'dikkati çekmeyen' bir şekilde değişmemektedir. 1999 yılında, kadın milletvekili oranı, %4,2, 2002 yılında %4,4, 2007 yılında ise %9,1 olarak demokrasinin 'eşitlik' ilkelerine bile ters bir oranla 'seyir' etmektedir. Şu anda ülkemizde 43 ilde, kadın milletvekilimiz yok. Seçimlerde kadınların 'birey' olduklarını düşünmeyen erkek siyasetçiler, bütün 'seçim listelerinde' yine kadının adının olmadığının farkında bile değillerdir.
Yıllar önce, kadın araştırmalarına başladığımda, konusunda uzman olan ve üst düzey yönetici konumuna gelen kadınlara: 'neden, siyasete katılmadıklarını' sorduğumda, aldığım yanıt aslında oldukça açıklayıcıydı. Bireyin cinsiyetinin kadın ya da erkek olması hiç fark etmez, her iki taraf da koymuş olduğumuz 'hedeflere' ulaşmayı planlar. Bu normalde, iş dünyasında kabul gören bir gerçektir. Ancak 'siyaset arenası'nda durum böyle düşünüldüğü gibi değildir. Siz, yıllar boyunca bir partiye hizmet veriyorsunuz, ancak öyle bir an geliyor ki, 'liderin iki dudağı' arasından çıkacak olan bir 'söz' ile ya aday oluyorsunuz, ya da partide çalışan 'sıradan bir kişi'..
Yaşanan uzun stresli yıllar dikkate alındığında, sonucunun ne olacağı belli olmayan bir 'yolculuğa' aklı selim bir kişinin çıkmasının pek de mümkün olamayacağı düşünülebilir. İşte bu nedenden dolayı, konusunda uzman, gerçekten siyasetle ve siyasi konularla oldukça yakın ilişkiler içinde bulunan bir 'kadın adayın', kendine riske atması bir o kadar 'zor' gözüküyor.
Siyaset öyle bir şey ki; kendinizi ona 'adamadıktan' sonra, başarıya ulaşmanız mümkün değil. Bugün siyasi partilerin kapılarını aşındırdın, yarın istediğini alamadığında 'geri çekildiğinde', siyasette seni hiç affetmiyor. Siyaset, aslında bir 'okul'. Her bir yılı, sınıf… Birinci sınıf, üçüncü sınıf, sekizinci sınıf gibi gidiyor.
Siz, bu okulu yarı yılda bıraktığınızda, eğitiminiz de yarıda kalıyor. Bu dayanıklılığı gösterenler de amaçlarına ulaşabiliyorlar. Ayrıca siyaset 'parayı' seviyor. Hatta 'parası olanı' daha çok seviyor. Eğer milletvekili ya da belediye başkanı olmak istiyorsanız, cebinizin biraz 'şişkin' olması gerekiyor. Ya da, sizi destekleyen 'kişilerin'..
Siyasi Arena, bu nedenle kadınların çok arzu etmelerine rağmen, sonucunun ne olacağını bilemedikleri bir yolu 'gerisin geri' dönmek zorunda kalınması nedeniyle, kadın adayların pek de tercih etmedikleri bir kariyer tercihi..
2014-2015 yılı, ülkemiz için önemli iki yıl olacak gibi gözüküyor. Mart 2014'de 'Yerel', 28 Haziran 'Cumhurbaşkanlık', Mayıs 'Anayasa Referandum', 2015 ise 'Genel' seçimlerin ülkemizde bazı 'yapı taşlarının' sanki yer değiştireceğinin sinyallerini şimdiden gösteriyor. Ama hangi yöne?
İzmir'de 2014 yılında yapılacak olan 'yerel seçimler'de aday olan, Belediye Başkanları'mızın isimlerine baktığımızda, sanki bir 'şablon' konulmuş, bu şablon üçüncü defadır basılıyor ve kimse de bu duruma söz söyleyemiyor gibime geliyor. İzmir gibi, modern, Batı'ya kapısının açık olduğunu düşündüğüm bir şehir de bile, hiçbir ilçede 'kadın' adayların çıkmamış olması oldukça vahim.
Dünyanın ve Türkiye'nin nüfusunun neredeyse yarısından fazlasının kadın olduğu bir popülasyonda, kadınların 'görünmemesi', ya da göründükleri halde, erkek siyasetçiler tarafından tercih edilmemesi oldukça 'üzücü'. Yıllar önce yaptığım araştırmalar sonucunda ortaya çıkan bulgulara göre, kadınların siyasete bir türlü aktif olarak katılamamalarının nedeni; her ne kadar 'özgüven' eksikliği gibi çeşitli karakteristik özellikler de olsa, işin gerçeği erkek siyasetçilerin halen kadınların da siyasette başarılı olabileceklerine dair bir 'bakış açısına' sahip olamamış olmalarıdır.
Geçtiğimiz hafta içinde, CHP Genel Merkezi'nden 'tatlı' bir öneri geldi. Milletvekili olmak isteyen kadın adaylardan artık 'adaylık ücreti' almayacaklarını beyan ettiler. Erkek adaylardan 3000 TL, kadın adaylardan yaklaşık 1500 TL alan parti idaresi, büyük bir jest yaparak, bu miktarı almama kararı almış.
Güleyim mi, ağlayayım mı bilemedim. 1500 TL, bir kişinin istediği zaman eşinden-dostundan toplayarak verebileceği bir miktar zaten. Önemli olan bundan sonraki masraflar…. Ve de kadınların listelerde seçilebilen sıralara konulmaları.. Kadınlar ne kadar başarılı da olsalar, eğer seçilecek sırada olmadıkları takdirde, bizim partimizde şu kadar kadın adayımız oldu denilmesinin pek de anlamı yok her halde…
Bazen 'şeytan' diyor ki, gelecek seçimler de kadına hak ettiği değeri vermeyen hangi parti olursa olsun 'oy verme'… İşte bu bence, en önemli kozumuz.. Ülke nüfusunun kadınların, seçimler nedeniyle, bu kadar kararlı olmaları, inanıyorum ki; parti meclislerini de etkileyecektir. Liderler, bunu sorgulayacaklardır. Gerçi, ne kadar sorgulayacakları konusunda emin olmasam da, 'kararlı adımlar' ancak 'direniş' gösterilerek sağlanabilir.
Yoksa, isteklerimiz sadece 'temenni'den başka bir işe yaramaz. Ben, bir vatandaş olarak çevremde artık kadın belediye başkanlarının, kadın milletvekillerinin daha yüksek oranlarda temsil edildiği ortamlar istiyorum.
Ben, artık; Mine Hanım'ım 'Belediye Başkanı', Hatice Hanım'ım 'Milletvekili', Işıl Hanım'ın 'Müsteşar', Ayşe Hanım'ım 'Büyükelçi', Zuhal Hanım'ın 'Parti Başkanı' olduğu bir ülkede yaşamak istiyorum. Kadınların 'ev hayatında' göstermiş oldukları 'ev ekonomisini', siyasette de çok başarılı kullanacaklarına inanıyorum. Beden dilini, duygusal zekalarını (kişisel farkındalık, empati, kişiler arası ilişkiler) daha iyi kullanacaklarına eminim.
Kuzey ülkelerinde meclislerinin %40-50 oranlarında 'kadın temsil oranına' rastlandığı ortamlarda, 'yönetim şeklinin' bile değiştiğini gözlemlemek, inanıyorum ki, ülkemizde yaşanan pek çok 'kaotik ortama' bile çözüm önerileri sunabilecektir.
Kadınların bu konuda daha duyarlı olmaları gerekiyor. Haklar verilmez, alınır. Bu nedenle de, gerek siyasi kadrolarda, gerekse iş hayatında önemli 'kilit' noktalar da, kadınların mutlaka bulunması için, öncelikle kadınların bir araya gelerek, 'güç birliği' oluşturmaları gerekir.
'Gezi Parkı' olayları bana çok önemli bir hayat mesajı verdi. Eğer ki, istersek 'başarabiliriz'…. İstemek, istemek ve istemek gerekiyor. Adımlar ağır bile olsa, bizleri sonuca götürecektir. Kadınların bilgi düzeyinden yararlanmayı kabul eden kişiler, siyasette ve piyasa şartlarında önemli yer edineceklerdir.
Bu nedenle son sözüm siyasetçilere: Artık eski Belediye Başkanları'mızı istemiyoruz. Bu başkanlarımız, yapmaları gereken görevlerini ve misyonları tamamladılar. İzmir'in ilçelerine 'kadın' Belediye Başkanları yakışıyor. Farkı görmek için, bir değişiklik yapmaya ne dersiniz?