"Başka bir dünya mümkün" sloganının derinlikli bir felsefesi var.
Bir düşün hatta ütopyanın peşinde yeni bir yaşam formu kurma hayalini ile hayata meydan okumayı iç içe geçiren "Başka bir dünya mümkün" sloganı 2000'lerin başından bu yana Türkiye'de sosyalist solun bazı kanatları tarafından kullanılmaktaydı.
Bu slogana İzmir’de oldukça aşina bir 5 yıl geçirdik.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin önceki dönem başkanı Tunç Soyer’in son yazdığı kitabın esin kaynağı olma özelliği de taşıyan bu slogan, 5 yıllık sürede yelpaze genişletildi ve Soyer eli ile yerelleştirilmek istendi. “Başka Bir Türkiye Mümkün”, “Başka Bir Engelli Politikası Mümkün”, “Başka Bir Hayat Mümkün”, “Başka Bir Tarım Mümkün” değişim-dönüşüm konusunu yerele indirgeyen bir siyaset hattı kurmak istedi.
“Başka bir dünya mümkün” sloganının mucidi olan antikapitalistler, savaşlarla, çevre felaketleri ile yok olma aşamasına gelen dünyaya dertlerini anlatamadı. Bunu yaparken imajı oldukça sarsılan sosyalist ideolojinin yerine onun yerini dolduracak, kapitalizme alternatif yeni bir sistemin ipuçlarını da ortaya koyamadı. Kendisine algısal olarak en açık olan sosyal demokratlara da kendilerini anlatamadılar.
Tunç Soyer de İzmir’de benzeri bir duruma düştü. Muhafazakarlar ve milliyetçiler zaten “hötsöt” çekti, sosyal demokratlar sloganın mahiyetini anlayacak kalibrede de değildi. Asli görevleri kapitalist restorasyon olan, yoksulluğu çözme konusunu iki koli gıda dağıtmak olarak algılayan sosyal demokratların kendisini değiştirip dönüştürmesi işi zor bir iş, işlerine de gelmedi. Soyer’in kendince hayalleri vardı ve şu sıralar tek kişilik hücrede hayallerinin cezasını çekmekle cebelleşiyor.
*
Bu konular biraz sıkıcı… Hatta çoğunuzun da işine gelmiyor. Gelseydi bu ülkede farklı şeyler konuşulurdu zaten.
Derdimizi anlatabilmek için işi biraz boyalı hale getirmek gerekiyor.
Gelelim konumuza…
Bundan 5 yıl önce, tam da pandemi günlerinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Selçuk’ta yaklaşık 17 aileye manda hibe etti. Selçuk’ta 50 yıl önce besiciliği duran mandacılığın yeniden topraklara geri döndüğü biçimde haberler belediye eli ile servis edildi.
Amaç, manda sütünden elde edilecek mozorellayı markalaştırmak ve iç ve dış piyasada satışa sunmak ve üreticiyi hayvancılığa teşvik etmek, para kazanmasını sağlamaktı.
İlk başlarda işler yolunda gitti. Belediye başta saman olmak üzere gerekli tüm destekleri verdi. Farklı ilçelerde de benzeri biçimde manda hibeleri yapıldı. Manda sürüsü ise gittikçe büyüdü.
2024’te yönetim değişince işler terse gitti. Süt alımının yapıldığı Bayındır’daki fabrika kapandı. Sütler el kaldı. Saman gibi üretici için oldukça kritik olan saman desteği durdu. Tarım, Hayvancılık Bakanlığı’nın umrunda dahi olmadı. Artık tek çare kalmıştı; malı elden çıkarmak…
Bugün Bayındır fabrikası yeniden çalışıyor ancak Selçuk’ta manda üreticisi olan aile sayısı 3’e geriledi. Mandaların ise nerede olduğu belirsiz. Belki de sucuk oldu.
*
“Başka Bir Tarım Mümkün” sloganı ile başlayan bir hayal, hayatın gerçekliği ile yüzleşmiş oldu.
“Hayaller Paris, gerçekler İzmir” sloganından düşünürsek; hayal kuracak bir ülkemiz ya da kentimiz bence yok.
Ama bir gerçekliğimiz var; o da Türkiye ve İzmir…
İşin içinden çıkmak isteyen nasıl isterse öyle çıksın.
*
Olanı, biteni kimse anlamadı ya da görmek ve duymak istemedi.
Anlatmak istedim.