Yaş ilerledikçe, yaşamın nasıl rengi değişiyorsa, bayramlarında beklentisi değişiyor galiba… İtiraf etmek zor olsa da, insanlar yılın belirli günlerinde yaşadıkları geçmiş bayram anılarını yaşadıkları günler ile kıyaslıyor ve sonra da ya içlerinde garip bir hüzün ya da bir gülümseme ile geçiriyor.
Kişisel gelişim eğitimleri verdiğim yıllardan bu yana, slatylarımda bir 'yemek tepsisi' resmi vardır. Geçmişi özler misiniz diye sorarım eğitim verdiğim kişilere. Bu görüntü aslında bir 'metafor'dur. Anneannemin sofrasıdır, ya da çocukluğumun geçtiği ilin özellikleridir anlatmak istediğim. Bayram günlerinde bizi aynı sofraya oturtan 'akrabalık ilişkilerinin' bir anlatımıdır bu resim ile başlayan söyleşim. İnsanları da geçmişe götürürüm kendimi de… Her Kurban Bayramı toplanırdık anneannemin evinde, kurban kesilmiştir ve ilk 'kavurma' orada aynı sofrada kuzenlerim ile yenilirdi. Bu yıllar boyunca böyle gitmişti. Eskiden bayramların aile dışında geçirilme diye bir özelliği yoktu ki, sonradan edindik bu alışkanlıkları… Evlenip çoluk çocuğa karıştığımızda ise bu başka bir formata dönüştü. Anne evinde yenmeye başladı bu yemekler bu sefer, benim kuzenlerim yoktu yanımda ama oğlumun kuzenleri vardı çevresinde. Ritüel ama hep aynıydı, anneanne evindeydik ve bir sofranın etrafında buluşmuştuk. Benim annemin yaptığı gibi ben de aynı geleneği sürdürmeye devam etmiştim. Sanki bir 'öğreti' gibi, nesilden nesile geçiş gibi…
Bilmiyorum sizler de benim gibi düşünüyor ve hissediyor musunuz yaşamı? Ben bazen buruk bir hoş seda yaşıyorum günlerimi geçirirken, sanki annemin beni yetiştirdiği gibi oğlumu yetiştirmediğimi düşünüyorum. Ya da babamın babaannemi sevdiği gibi, benim oğlumun beni sevmediğini hissediyorum. Bu yolculukta, bu hayat devri aleminde, bir yerde 'hatalar' yapmış olabileceğimi düşünüyorum. Aslında bu düşünceleri bazen 'kuruntu' haline bile getirdiğim oluyor, içim burkuluyor ve kalbimin hızla attığını fark ediyorum.
Korkuyorum 'devredememekten', korkuyorum 'sevilmemiş olmaktan'..Ya da yeterince sevgiye 'doymamış' olmaktan. Halbuki, kendime bir söz vermişimdir mezar taşıma:' çok mutlu yaşadı' diye yazdırma kararlığı aldığım günden itibaren…
Bayramlar insanlara bazen hoş seda bıraktırır gider aslında, düşündürür yaşamın neresinde olduğunuzu.. Yazmak, söylemek istersiniz ama yazamazsınız. Ama aynı duyguları yaşayan yine birilerini buluncaya kadar. Bir dosttur, bir akrabadır bazen karşılaştığınız. O kişi seni yaşamıştır geçmişte. Onunla kesişmiştir yollarınız farklı kişilerle bile olsa bir yerde…Kaybettiğiniz kişiler vardır yaşamınızda çok küçük yaşlarınızda; birden onunla kucak kucağa oturuvermişsinizdir. Göz göze oluvermişsinizdir. Anılar insanların canını bazen acıtır ama bazen de ortak anılar ruhu tazeler ansızın bilinmedik bir şekilde.
Bayram tebriği için gittiğim halamın evine varıncaya kadar bu devri alem yolculuğuma çıkacağımı bilmiyordum. İçimden bir ses, şu anda yazdığım yazının senaryosunu kuruyordu sessiz sedasız. İnsanlar bilmiyorlar ki bazen o sessizliğin birden göz yaşları ile buluşacağını… Halam yaklaşık üç ay önce eşini, hayat yoldaşını kaybetmişti. Çok güzel bir hayatları olmuştu, birbirlerini gerçekten çok seven bir çift olmuşlardı kimseye nasip olmayan. Bu duygusallığın etkisiyle, bugün onunla göz göze geldiğimizde garip bir yakınlaşma olmuştu aramızda. Nedense beni 'babama' benzetmişti. Ben 'babamı' özlerken, o da 'kardeşini' arıyordu ya da özlüyordu. Kelimelere gerek kalmamıştı artık zaman durmuş, ikimizi de geçmişe sürüklemiş götürmüştü. 'Biz' olmuştuk bir anda, sanki yıllar önce anneannemin sofrasında kuzenlerimle oturduğum günlere gitmiştim. Akraba olmanın, aile olmanın ne demek olduğunun öğretildiği günlere gitmiştim. Halam da biliyorum ki, aynı duyguları benimle yaşamaya başlamıştı. İzmir'e taşındığımız zaman babam, halamların evine çok yakın bir yere taşınmamızı istemişti. Bunun nedenini hiç anlamamıştım, her halde kendi annesine çok düşkün bu nedenle istiyor demiştim. Ama bugün halam bu olayın nedeni anlattığında, sevginin ancak bu şekilde anlatılabileceğini fark ettim.
Babam, ev ararken halama, 'sizi uğramasam bile, pencereden sana el sallarım' demiş yıllar önce… Yazımın başında bahsettiğim gibi, benim oğlum beni acaba benim onu sevdiğim kadar seviyor mu derken, halamın anlattıkları bu konuda ne kadar haklı olduğumu gösterdi bana nedense, bu bayram arifesinin gecesinde…
Bir varmış bir yokmuş gibi, sevdiklerimizi zamanla kaybedeceğiz. İçim pır pır ediyor, bir gün 'annemi'de kaybettiğim günlerimi göreceğim ve sonra da sırasıyla diğer yaşlılarımız ve sevdiklerimiz. Baki olan sadece 'anılar' ve yaşanan güzellikler. Bu nedenle bu yaşamın bana öğrettiği en güzel öğretinin 'sevgi' olduğunu düşünüyorum. Bunu bana sağlayan başta annem ve babama sonra da akrabalarıma teşekkür ediyorum. Bana bir 'aile' olmayı öğrettiler. Bayramların bizler için ne anlama geldiğini, onlar yanımda olmasa bile yaşamaya devam ettim ve edeceğim de.. Oğlum belki beni, benim onu sevdiğim gibi sevmeyecek ama, biliyorum ki ; o da kendi kuracağı yeni ailesinde aynı 'sevgi yumağını' kurmaya çalışacak. Öğretiyi devam ettirmek bu işte… Herkese çok güzel bir bayram diliyorum. Lütfen sevdiklerinize sarılmayı unutmayın. Kucak dolusu sevgiler sizlerle olsun…