CHP Olağanüstü kurultayına sayılı günler kaldı. Görünen o ki iki adaylı bir seçim yaşanacak. Beni kimin genel başkan seçileceği ilgilendirmiyor, değişmesi gereken yönetim anlayışı ve sosyal demokrasi ilkelerinin bundan sonra uygulanıp, uygulanmayacağı. Konuşulan o ki tüzükte de bazı değişikliklere gidilecekmiş. Öyleyse bir CHP'li olarak önerilerimi sunayım: CHP Eş Başkanlık modeline geçmelidir ve genel başkanlık, il ve ilçe başkanlığı ile belediye başkanlıklarında bu model uygulanmalıdır. Genel başkanlık hariç tüm başkanlıklarda ve parti temsili makamlarında tüm üyelerin oy kullanacağı şekilde ön seçim yapılmalıdır. Genel merkez kontenjanı yüzde beşe indirilmelidir. Seçimler her kademede çarşaf liste ile yapılmalıdır. Partiyi bağlayacak kararların alınma sürecinde halka ve üyelere sorulmalıdır. CHP solu ve kendi toplumsal tabanını kucaklamalı, sola dönük politikalar üretmeli, Eşitlik, Özgürlük, Adalet ve Barış istemini kararlıca dile getirmelidir. Bunlar olamazsa CHP'nin iktidarı bizler için bir hayal olmaktan öteye asla geçemez. Kazayla iktidar olunsa da yüzümüze, gözümüze bulaştıracağımız kesindir. Tabii ben bu tüzük değişikliklerinin yapılacağına inanmıyorum ama yine de düşüncemi aktarayım dedim. Kurultay delegelerine önerim ise Urla'ya bakıp kararlarını öyle vermeleridir. Neden mi Urla'yı işaret ettim. Baratalı dahil İzmir'in ağır toplarının orada yaşıyor ve bazılarının orada araziler kapatıyor oluşundan değil, CHP anlayışının ve aday göstermekteki yanlışlarının ileride nelere sebep olacağının şu an en güzel örneğinin ortaya çıktığı yerin Urla oluşundandır.
30 Mart yerel seçimlerinde memleketim olan Urla'da tam dokuz kişi başkanlığa aday oldu. İçlerinde görevdeki belediye başkanı Selçuk Karaosmanoğlu, eski Urla belediye başkanı ve CHP milletvekili Bülent Baratalı, Eski Dekan ve profesör Mesut Önen, Yüksek Harita Müh. Murat Gül, Mali Müşavir Burak Oğuz güçlü ve iddialı isimlerdi. Urla CHP oylarının yüksek olduğu bir yerleşim. CHP' li birinin ceketini assan seçim kazanır türden yerlerden biri yani. İzmir'deki güç sahipleri bunu bildiklerinden olsa gerek genel merkeze aday adaylarından Sibel Uyar'ı önerip aday yaptırıverdiler. Yani ön seçim yapılmadı. Anketlerin işaret ettiği isimlerin üstü çizildi. Tabii seçim Urla'nın özelliklerinden dolayı kolayca ve farkla kazanıldı. Sibel Hanım koltuğa oturur oturmaz kolay elde edilen başarının zevkini ilk günden itibaren çalışanlarına saldırarak almaya çalıştı. Tam olarak öğrenemiyoruz ama sanırım yüz seksen taşeron işçiyi kapı önüne koydu. Yerlerine de iddialara göre eşinin tanıdığı iki yüzü aşkın yeni eleman aldı. Sürgüne gitmek ise şanslı olmak demekti. Sibel Uyar başkan beş aydır elinden geldiğince halkın içinde olmaya özen gösteriyor. Kültürel faaliyetler, anma etkinlikleri ama öyle ama böyle düzenli olarak yapılıyor. Herhangi bir projeye başlandı mı ? Hayır. Yönetim anlayışında hukuka, adalete özen gösteriliyor mu? Hayır. İlçeye bir kadın eli değdiğini gösteren, insanlar arasında sevgi, saygı ve dostluğu geliştirici yaklaşımlar var mı ? Hayır.Urla çeşitli olumsuz dedikodularla çalkalanıyor mu ? Evet. Sibel hanım kendisini destekleyen İlçe Başkanı , yönetim kurulu ve partili meclis üyelerinin çoğuyla dargın durumda mı ? Evet. Ya yerel basınla arası nasıl? Dibe vuruk. Peki seçimlerde iddia ettiği gibi Urla'yı halkla birliktemi yönetiyor? Hayır. Peki kiminle ' Çerkez Efe' lakaplı bir başkan yardımcısı, belediyecilikten anlamayan eski bir CHP milletvekili ve ilgisiz bir üniversiteden gelmiş bir profesör ile yönetiyor. Yönetebiliyor mu? Bence ve bir çoklarınca yönetmeye çalışıyor! Neyse gelelim esas konumuza: İşte bu özen gösterilmeden, itirazları ciddiye almadan ve en önemlisi ön seçim yapılmadan aday gösterilen Sibel hanım, işten attığı, bürolarını zorla tahliye ettirdiği onu aşkın Urlalı gencin dokuz yıl önce kurup yönettiği Urla Toprak Sahne Tiyatrosu'nun 4. Sü nü düzenlediği bir Tiyatro festivalini engelleyerek biz Urlalıların ve CHP'lilerin yüzünü kızarttırdı. Ülkenin değişik yöre ve kesimlerini temsilen Urla'ya gelen 26 Tiyatro topluluğu ve üç yüze yakın tiyatro sanatçısına festival süresince elinden gelen zorluğu ve konuk seversizliği göstererek hem kendine hem de Urla'mızın tanıtım fırsatına yazık etti. Gelişen olayları ulusal ve yerel basından mutlaka okumuşsunuzdur. Ben sadece sizlere bu festivale konuk olan üç önemli sanatçımızın yaşananlarla ilgili basına verdikleri açıklamalarını aktaracağım. Okuyun ve karar verin CHP'li bir yönetim böylemi olmalı? Bence hayır. Öyleyse gerek genel merkez gerekse partinin İzmir temsilcileri Sibel hanıma ne zaman dur diyecekler? Veya CHP'de bu tür ayıplara izin vermeyecek bir yönetim anlayışı ne zaman ve kimlerle iş başına gelecek?
Bakın bu festivale katılan ve dört gününü Urla'da geçiren Türkiye Sanatçılar Girişimi Sözcüsü sayın Orhan AYDIN Urla'da yaşananları nasıl anlatıyor:
'Biz iktidarın çıkardığı TÜSAK denilen düşmanlıkla karşı karşıyayken ve yerel yönetimler aracılığı ile sanatsal girişimlerimizi örmek için yola çıkmışken, İzmir gibi bir kentte bir ilçe belediyesinin tiyatro buluşmasını budayan, karşısına koyup düşman ilan eden bir davranış ile karşılaşmış olmak hem üzücü, hem de tüm yurttaşların sorgulaması gereken bir durum. Ancak çaresi yok, hangi noktada olursa olsun, sanat düşmanlarına set olmaya çalışacağız.'
İşte bu kurultayda ne yapmamız gerektiğiyle ilgili bir işaret veriyor tarihi Gezi Direnişinin sembol isimlerinden usta tiyatro sanatçısı Orhan Aydın.
Ya dizilerin balıkçısı ünlü sosyalist sanatçımız Orhan Alkaya ne diyor? hadi okuyalım.
' Bir festivale geldik üzücü bir tablo ile karşılaştık.Adeta düşman kuvvetler gibi algılandığımızı fark ettik.Zaten yeni belediye yönetiminin ilk iş olarak Toprak Sanat Tiyatrosu'nu kullandıkları binadan çıkarması,belediyede çalışan tiyatrocuları işten kovması can sıkıcıydı. Bir de üzerine tutanak olayının yaşanması çok kötü oldu. Aynı zamanda komik. Urla bunları hak etmiyor.'
Haklı değil mi Orhan hoca ? Biz Urlalılar, biz CHP'liler böyle anılmayı hak ediyor muyuz? Bence hayır.
Ya 24 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde nasıl anlatmış Urla'da yaşananları ünlü aydınımız gazeteci-yazar, sokak tiyatrocusu Işıl Özgentürk.
'Gençleri Sevin Efendiler! ' başlığını atmış yazısına üstat ve şöyle anlatıyor gözlemlerini:
' Ben dört günlük 4. Urla Toprak Sahne Festivali için Urla'daydım. Toprak Tiyatro, dokuz yıldır Urla'da ve çevre ilçe ve köylerde varlığını sürdüren bir tiyatro. Dört yıldan beri de Urla'da Türkiye'nin her yerinden gelen yerel tiyatrolara ev sahipliği yapıyorlar. Bu yıl 16 tiyatro ( sehven hata sanırım. 26 olacak. A.Ç) Urla'daydı. Buraya kadar güzel.Yerel yönetimden ne beklenir, gelen gruplara en azından bir kamp alanı açmaları,karavana usulü yemek temini ve tabi ki ulaşım.Ben tanık oldum. Seferihisar, Karaburun,Mordoğan'da yerel yönetimler gençlere kol kant germişlerdi. Ama Urla'da bırakın kol kanat germeyi, kamusal alanda, İzmir Valiliği'ne haber verildiği halde, hem de Demokrasi Parkı'nda oyun oynamaları neredeyse yerel yönetim tarafından engelleniyordu. Beni bilirsiniz, tanık olmadığım olayları yazmam. Ama bu oldu. Canla başla köylerde, parklarda oyun oynayan gençlere bırakın bir şişe su vermeyi, oyunlarını engellemeye kalktılar! Üstelik Urla'nın CHP'li yeni belediye başkanı bir kadın.Çok genç. Sibel Uyar. Ondan ne beklenir, kentine, Türkiye'nin her yöresinden gelmiş gençleri bir anne şefkatiyle kucaklaması. Oysa o Demokrasi Parkı'na zabıtaları gönderip hem tehdit etti hem de tutanak tutturdu.Tutanakta gençlerin kamusal alanda oyun oynadıkları ve kaçak elektrik kullandıkları yazıldı. İmzalandı. Neyse ki , gençler daha sonra başlarına gelecekleri göze alarak oyunlarını oynadılar. Ertesi gün daha da vahim bir şey oldu. Elektrik alınan trafo mühürlendi. Neyse ki gençler gene de oyunlarını oynadılar.'
İşte böyle anlatmaya başlıyor sayın Özgentürk yaşananları ve devam ediyor anlatımına.
'Şimdi hikayenin can alıcı noktasına gelelim. Paraları olmayan, Toprak Sahne oyuncularına kim sahip çıkmış? Tabii, kentteki aydınlar ve kent esnafı. Birisi 'gelin benim kamp alanımda sizlere yer veriyorum, buyurun çadırlarınızı kurun' demiş. (Çeşmealtı'nda Özbay Kamping'in sahibi Temel Özbay. Yönetim bu davranışı için onu da tehdit etti. A.Ç.) AKP'li Selçuk Belediyesi ses teşkilatını göndermiş.
(eksik bilgi Selçuk Belediyesi barınmaları için benim aracılığım ile 60 çadır verdi. A.Ç.) İzmir Büyükşehir, çadır yardımı yapmış ( Doğrusu Selçuk Belediyesi olacaktı .A.Ç.) bir başka belediye tişörtleri bastırmış. Ben gittiğimde çocuklar esnafı dolaşıp kiminden bir çuval mercimek, kiminden domates, kiminden prinç alıyorlardı. Peki yemekleri kim yapıyor, Urlalı kadınlar kolları sıvamışlar işini bitiren tiyatrocularda annelere yardım ediyor.Eh bir kap çorba elbette çıkar. Festivalin tiyatrocu, yazar benim gibi hem sokak tiyatrocusu hem gazeteci dostları var.Yaşları pek uygun olmadığı için onlara otel gerekiyor.Oteller tamam demişler,dolu sezon ama her birimiz bir kişiyi konuk edebiliriz.Ben bu yazıyı Urla'nın en cazibeli oteli Otel Seferis'in bahçesinden yazıyorum. Buraya kadar dört otel değiştirdim, olsun yatacak yerim var.'
İşte böyle anlatıyorlar sevgili devrimci, demokrat aydınlarımız CHP'li bir ilçede yaşadıklarını. İşte ön seçim bunun için şart bir ilke. Eğer Urla'da ön seçim yapılsaydı Sibel hanım beş oy dahi alamaz ve biz bu ayıbı yaşamazdık. Onun için CHP yöneticileri ve kurultay delegeleri Urla'ya bakıp kararınızı ve oyunuzu ona göre verin diyorum. Yaşasın gerçek sosyal demokrat CHP...