Yıl 1990… Bartın'da askerim… Üs komutanı, bizden rahatsız…
Cuma akşamları orduevinde düzenlenen ve 'bingo' denilen 5 yaş seviyesine uygun bir oyunun da oynandığı eğlenceden kaçıyoruz diye çok öfkelenip, şöyle demiş:
'Bu asteğmenler ot gibi yaşıyor.'
Daha da çıldırması için kendimize 'ot' isimleri buluyoruz. Elebaşı olan ben, kendime 'ayrık otu'nu seçiyorum. İlk aklıma geldiği ve inatçı yapıma uyduğu için… O günden beri düşünürüm galiba hep 'ayrık otu' oldum.
***
Tarımla uğraşanların 'zararlı ot' diye çeşitli yöntemlerle 'kökünü kazımaya' çalışmalarına aldanmayın. Genelde başarılı olmaz bu çalışmalar, bir şekilde yine filiz verir ve aslında sağlık açısından pek çok yararları vardır. Bakın Wikipedi'de ne yazıyor:
'Ayrık otu, Klasik Yunan döneminden bu yana bitkisel ilaç olarak kullanılmıştır. Hasta köpeklerin toprağı kazarak kökleri yediği bilinir. Orta Çağ'da iltihaplı idrar hastalıklarının tedavisinde kullanılmıştır. Antiseptik özelliği vardır. İdrar söktürücüdür. Kanda ve bedendeki toksit maddeleri temizler, böbrek ve mesane taşlarının atılmasına yardımcı olur.'
***
Yaklaşık 25 yıllık meslek hayatım böyle geçti. Ekonomik krizler ve 'doğru bildiğim yoldan dönmemek' ile 'başımı hep dik tutmak' gibi çeşitli 'ot'tan sebeplerle bazen gazetecilikten uzaklaştım. Fakat milletvekili danışmanlığı ve basın danışmanlığı gibi görevlerle hep 'aynı tarla'daydım.
Son dört yılda sığındığım liman olan Gaziemir'de basın danışmanlığını yaptığım Belediye Başkanı Halil İbrahim Şenol'dan büyük destek ve fazlasıyla saygı gördüm. Yeni ayrık otluklarına yelken açmak için emekli olurken, 'Seçime kadar yanımda ol' diyen Sayın Şenol'a buradan bir kez daha şükranlarımı sunuyorum.
***
Yeni bir dönem başlıyor benim için…
Basın danışmanlıklarının yanı sıra aktif gazetecilik ve yorumculukla ilgili yeni bir sayfa açılıyor.
Hoş buldum diyor ve ekliyorum: Nerede kalmıştık?
Siyah orkide…
'Büyük köy' diyerek başladılar. 'Gavur', 'sümüklü' ve 'faşist' dediler. Kentin kötü yönetildiğini iddia ettiler. Uçaktan bakınca Afrika'daki geri kalmış kentlere benziyor diyen de oldu. Son olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 'Kongre merkeziniz bile yok, onu da biz yaparız' dedi. Ulaşılamayan ciğer mundardır, galiba ondan…
Siyah orkidedir oysa İzmir…
Varlığı bile şüpheli, egzotik ve bulunması çok zor bir çiçektir siyah orkide…
İnsanoğlunu peşinden koşturmuştur.
Şimdi değil tarih boyunca hep özgürlüğüne düşkün ve muhaliftir İzmir…
Genlerinde Cumhuriyet ve demokrasi vardır.
Ötekine saygılı, birlikte yaşamaya meyillidir.
Kilise ile havra, cami ile cemevi kavga etmez İzmir'de…
Başı açık ile kapalı olan genç kızlar bildiğin kankadır.
Uçaktan ya da uzaktan bakmakla anlaşılmaz.
Bunun için İzmir'i yaşamak gerekir.
Bizim Çernobil…
Sene başında patladı skandal. Gaziemir'de atıl kurşun fabrika alanında toprağın altına gömülü tonlarca zehirli atık vardı. Başka korkunç bir gerçek ortaya çıktı ardından. Türkiye'de nükleer santralı yoktu ama burada nükleer atık vardı. Belediye ilgili devlet kurumlarına, üniversitelere resmi yazılar yazdı. Cevaben çok sayıda 'tısss' geldi. Son rapor ürkütücü. Kurşun, arsenik, demir ve mangan gibi atıkların 10 bin metreküp yer altı suyunu kirlettiği belirlenmiş.
Geçenlerde Basmane'deki çukurda görülen fareler İzmir Valisi Mustafa Toprak'ı harekete geçirmişti. Sorumluluğun belediyede olduğunu söylemişti Sayın Vali. Günlerce manşetler atıldı. Dahice çözüm bulundu. Çukur saç perdelerle çevrildi. Kurşun fabrikasındaki atıklardan havaya ve yer altı sularına karışan zehir için de çözüm bekliyoruz. Fabrika çevresi tel örgüyle çevrili ekstra masrafa gerek yok.
Körfez savaşı sırasında sınır köylerde kimyasal silaha karşı 'tavuk'lu önlem alınmıştı. Tavuklar ölürse kimyasal silah kullanıldığı anlaşılacaktı. Bizim Çernobil için bu yöntem şahane olur. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı fabrika sahiplerine 5 milyon 700 bin lira tutarında 'rekor' ceza kesti. Bu ceza tahsil edildiğinde en az 475 bin adet tavuk alınabilior ki bu kadar tavukla arazinin etrafına rahatlıkla 'tavuklu perde' çekilir. Elde kalanlarla 'tavuklu pilav' yapılır ve hayra girilir.