Türkiye’’de sadece Anayasa değişikliğine değil, toplumsal uzlaşma ile yeni bir Anayasa’’ya ve bu yeni anayasa’’nın felsefesine uygun Siyasi Partiler, Seçim Kanunları ve TBMM İçtüzüğüne ihtiyaç vardır.’¶ Bu ihtiyaç çok partili siyasi hayata geçtiğimiz 1946 yılından bu yana süregelmektedir.
Bu ihtiyacı ve nedenlerini anlamak için Türk Anayasal Sistemlerinin tarihçesini iyi bilmemiz gerekir.
Anayasalar yalnız devletlerin temel yapılarını, örgütlerini ve işleyiş kurallarını gösteren metinler değil, aynı zamanda çıkarılacak yasaların uymak zorunda olduğu temel ilkeleri gösteren belgelerdir. Bu nedenle Anayasaların tam bir toplumsal sözleşme niteliğinde olmaları başka bir deyişle tüm toplumsal güçlerin üzerinde uzlaşma sağladığı metinler olması gerekmektedir. Ancak Anayasalar genelde, toplumsal güçlerin dengede olmadığı, ihtilallerin veya yerleşik rejimi değiştirici büyük tarihi olayların akabinde hazırlanır. Bu nedenle çoğu zaman toplumsal güçlerin uzlaşması aranmaz. Sadece o an hakim olan güçlerin daha evvel yaşanan siyasal ve ekonomik gelişmelere karşı oluşan tepkileri, yeni Anayasaların hazırlanışında belirleyici olurlar.
Ülkemizde, Senedi İttifak, Gülhane Hattı Hümayunu, Islahat Fermanı, Abdülaziz’’in Cülus Hattı ve Fermanı Adalet’’ten geçerek varılan 1876 Kanuni Esasisi tam bir parlamenter sistem, yani meclise karşı sorumlu bir hükümet düzeni getirmediği için Milli Egemenliği hakim kılamamıştır. Bu nedenle, 1921 ve 1924 Anayasalarında milli egemenliği hakim kılmak amacıyla TBMM’’ye büyük bir ağırlık verilmiş ve ulusal iradenin parlamento çoğunluğunda vücut bulacağı felsefesi hakim olmuştur.
Ancak böylesine güçlendirilmiş bir meclisin çok partili siyasi hayata geçişten sonra hangi seçim sistemi ile seçileceği hususunun önemi göz ardı edilmiştir. 1945’’te çok partili siyasi hayata geçişle birlikte geniş bölgeli çoğunluk sisteminin meclis aritmetiğinde yarattığı eksik temsil 1950- 1960 arasında rejimin yaşadığı en ciddi sıkıntı olmuştur.
1961Anayasa’’sı ise, 1921 ve1924 Anayasalarındaki bütüncü egemenlik anlayışına bir tepki olarak, ulusal egemenlik ile meclis çoğunluğunun aynı şey olmadığı felsefesi üzerine inşa edilmiştir. Bu nedenle 1961 Anayasa’’sı genel oydan çıkan güce duyulan güvensizlik ile meclis çoğunluğuna dayalı iktidarı yeni bazı kurum ve kuruluşlarla sınırlamaya yönelmiş, ayrıca katı devletçi bir anlayışla belirleyici ekonomik düzenlemeler getirmiştir. Bütün bu yeni tedbirler düzenlenirken, gelecekteki meclis aritmetiklerinin de yine çoğunluk esaslı seçim sistemleri ile şekilleneceği varsayılmış, ama öte yandan nispi seçim sistemi anayasa’’ya ilave edilerek, 1961 Anayasa’’sının felsefesine aykırı bir seçim sistemi oluşturulmuş ve anayasal düzene işlerlik sağlanamamıştır.
1961’’den 1980’’e kadar geniş bölgeli nispi temsil esasına dayalı seçim sistemleri ile oluşan meclislerde tam temsil sağlanmış, ancak bu defa da meclis egemenliğini sınırlayan kurumlarla, yasama ve yürütme arasındaki dengesizlik ciddi sorunlar yaratmıştır. Bu dengesizliği yumuşatacak bir demokrasi teamülünün eksikliği ve 12.Eylül.1980 öncesinde oluşan kargaşa ortamı, toplumda bir otorite isteği yaratmıştır.
1982 Anayasa’’sı hazırlanırken, 1961’’den beri devam eden yasama tıkanıklığı ve yürütmede gözlenen zafiyetlere çözüm getirmeye çalışılmıştır. Senato’’nun kaldırılması, Cumhurbaşkanı’’na şartlı da olsa meclisi fesih yetkisinin verilmesi, hükümetlere kanun hükmünde kararname yetkisi tanınması, Cumhurbaşkanı ve TBMM Başkanı seçimlerinin kolaylaştırılması ve milletvekillerinin parti değiştirerek milli iradeden sadır olan meclis aritmetiğini değiştirmelerini önlemeye yönelik bazı yeni anayasal düzenlemeler getirilmiştir.
Seçim sisteminde de çoğunluk partisi lehine işleyecek bazı yenilikler yapılmıştır. Bu değişiklikler sorunun özündeki temel yanlışlara yönelik olmadığı için, devlet sistemimizdeki tıkanıklık 1982 Anayasa’’sı ile de çözülememiş, sadece anayasal sistemimiz anti-demokratik hükümlerle malul olmuştur.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’’nin en önemli sorunu, alınan bütün tedbirlere, zaman zaman bu uğurda kabullenilen anti- demokratik uygulamalara rağmen, gerekli reformları gerçekleştirip, çağın gereklerine uygun olarak yeniden yapılanamamasıdır. Başka bir deyişle anayasal düzen bütün kurumlarıyla işliyor olmasına rağmen, sistem çalışmamaktadır. Türkiye’’nin demokraside bazen yaşadığı kesintilerin en önemli nedeni bu tıkanıklıktır. Bu nedenle Türkiye bu tıkanıklığı toplumsal güçlerin dengede olduğu, yani demokrasinin işlediği bir ortamda uzlaşarak çözmek, radikal bir anayasa değişikliği ile işleyen bir devlet sistemi kurmak zorundadır.
Not: Yarın Anayasa Değişikliği (2)