Bana sırat köprüsünün hangi tarafında olduğumu sorsanız her halde 'tam olarak bilmiyorum' derim size... Elimde sahip olduğum değerlere bakarak ne kadar şanslı bir kadın olduğumu her zaman yüksek sesle söyleyebiliyorum. Ama diğer yandan pek çok insanın aslında sadece kadın oldukları için değil, bir insan olarak bile ne kadar değersiz kabul edildiklerini biliyorum.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak ilan edildiğinden bu yana, her sene daha bir coşku ve bilinç içinde kutlanıyor. Çoğu erkekler kadınların bu özel günlerinde kutlamalarda bulunuyor. Gün içinde çeşitli kuruluşlara girdiğinizde (banka, havaalanı,alışveriş merkezleri, hatta yolda yürürken) size uzatılan bir adet karanfili alıyorsunuz. Bunu ne ölçüde değerli buluyor, ne kadar önemsiyorsunuz bilmiyorum ama, ben bu 8 Mart gününde yeniden bir içimi bir' hüzün' kapladı ve derin derin düşünmeye başladım.

Gazetelerde; kadının sosyal, ekonomik ve siyasi hayata katkılarının hatırlanmasını amaçlayan ama daha çok kadınların bu alanlara erişimlerinin önündeki engellerin tartışıldığını okudum. Bu engeller arasında yoğunluklu olarak erkek patron ve siyasi liderlerin ağırlığından bahsediliyordu. Dünyanın kadın siyasi liderlerinin arttığı ve toplamda 19 kadın devlet ve hükümet başkanının artık kadın olduğu bir dünyada yaşıyor olduğumuzu gözlemleyebiliyorduk artık… Geçmişte de ülkelerin başında kadın liderler vardı. Ancak bunların büyük çoğunluğu kendisinden önce güçlü erkek liderler ile kan bağları nedeniyle iktidara ulaşmışlardı. Bugün ise kadın liderlerin büyük bir bölümü siyasi basamakları zorlu bir mücadele ile çıktığı ve iktidar koltuklarına oturduklarını görebiliyorduk. BM verilerine göre son 5 yılda kadın parlamenter sayısı 2 kat arttı ama hala dünya meclisindeki kadın sayısı erkeklerin dörtte biri kadar ne yazık ki...

Dünyanın ilk kadın devlet başkanı Moğolistanlı Sükhbaataryn Yanjmaa oldu; dünyanın ilk kadın başbakanı SriLankalı Sirimavo Bandaranaike; dünyada her hangi bir siyasetçi yakını olmadan başbakanlığı seçilen ilk kadın lider Margareth Thatcher; Sri Lanka'da 1994-2000 yılları arasında hem devlet başkanı hem de başbakan kadındı.

Siyasette kadınların ayrı özel bir yeri var iken, ekonomide güçlü kadınları görmek aslında daha büyük bir heyecandı. Janet Yellen (ABD Merkez Bankası Başkanı), Christine Lagarde (IMF Başkanı), Elvira Nablullina (Rusya Merkez Bankası Başkanı), Minou Klanirad (İran Merkez Bankası Başkanı)…

Sadece dünyada mı kadın bu kadar aktif ve heyecanlı, Türkiye'de de kadının iş dünyasında güçlenmesi için ciddi adımlar atılıyor. Önceki günlerde Borsa İstanbul'da (BİST) gong, kadınlar için çaldı, 18 şirket, Kadının Güçlendirilmesi Prensipleri'ne (WEPs) imza attı.

Boyner Group'ta şirket içi uygulamaların bir yansıması olarak, tedarikçilerinde bile özellikle kadına yönelik ayrımcılık, cinsel taciz ve mücadele politika ve mekanizmaları geliştiriyorlar. Borusan Holding'de 'Annemin İşi Benim Geleceğim' projesinde 10 ilde 10 organize sanayi bölgesinde 0-6 yaş çocuklara yönelik her biri 75 çocuk kapasiteli kreş ve gündüz bakım evi açıldı.

Eczacıbaşı Topluluğu'nda yeni işe alımlarda iki eşit aday arasında kadın adaya öncelik veriliyor. Anadolu Grubu'nda 'Anadolu Kadını' programıyla kadın çalışanlarına iş yaşamından kişisel gelişimine uzanan farklı uygulamalar ile eğitimler verilmeye başlandı. Zorlu Holding ise, tekstilin yanı sıra, çalışma koşulları gereği erkeklerin ağırlıkta olduğu dayanıklı tüketim ve elektronik, maden-metalurji, gayrimenkul ve enerji gibi erkek ağırlıklı olduğu düşünülen sektörde bile 9 bin 400 kadın çalışanımız var diyebiliyor.

Şimdi bir de tablonun öteki yüzüne bakmak istiyorum. Benim gibi şanslı olmayan kadınlar neler yapıyorlar? Bu kadınların aslında 'kadınlar günü' ne şekilde kutlanıyor? Bu kadınlar kendilerini bu evrenin kaçıncı sınıf vatandaşı görüyorlar? Ya da hangi adımları atarak büyümeye ve yükselmeye, tutunmaya ve inanmaya gayret gösteriyorlar.

Okuma yazma oranı ülkemizde artıkça inanıyorum ki, kadınların yaşamdan beklentileri de kendiliğinden yükselecek. Üniversitede okuyan gençlerimizi gördüğümde bunu daha yakından anlayabiliyorum. Ama 'Tarladaki Ayşe Teyze' neler yapıyor? Eğer ki, eline sadece kendi kazancıyla geçen parası yok ise ne kadar 'ben buradayım' dese, işe yaramıyor. 'İlkokul mezunu Fatma Abla' neler yapıyor? Eğer ki, bir mesleği yok ise bu nedenden dolayı çalışma imkanı yok ise 'ben buradayım' dese, işe yaramıyor.

Klasik bir laftır aslında ama en doğru söz her halde bu anlatım olacaktır diye düşünüyorum: 'Bacılarımız, analarımız, ablalarımız' bütün bu kadınlar Türkiye'nin gelişmesinde söz sahibi olan insanlardır. Bu insanların okuma düzeylerini artırmak, özgüvenlerini yükseltmek, var olduklarına inandırmak zorunluluğu vardır. Biz şehrin belli bir bölgesinde yaşayan 'elit kadınlar' olarak ne kadar onları anlamaya çalışsak da, empati kurmaya çalışsak da, kadınların acıları devam ediyor.

Bugün bir öğrencim: ' eve bir postacı geldiğinde onu kapıda bekletirken sanki evde bir erkek varmış gibi baba yada ağabey diye seslenmelerimiz, erkek ayakkabısını kapının önlerine koymamız, yolda giderken arada bir arkamızdan birisi geliyor mu diye bakmamız ne kadar içimize işlemişler, ne kadar korkutulmuşuz ' dedi. Doğru dedim içimden, nasıl bir erkek baskısı içinde büyütülmüşüz de farkında değiliz. Asla 'kadınlar ve erkekler eşittir',demeyeceğim. Ama diyeceğim ki: 'birey olduğum için bu yaşamda her hakka sahip olduğumu düşünüyorum: 'okumaya, istediğim kişi ile evlenmeye ,boşanmaya, çalışmaya, konuşmaya ve hatta oy vermeye'…

Neden mi? Çünkü ben, önce : 'İNSANIM'