Duman almış,
Dere yatağında evler.
Dışarıda fırtına ve sel,
Biz evimizde oturup bekliyoruz.’¶
Son on yılımızın Türkiye’’de geçen büyük bir dilimi, değişim projelerinde ve Bornova Altındağ’’da (Altındağbaşı)’’nda geçti.
Hepsi Gönüllü...
Hepsi amatör bir ruhla’…
Parasal nedenlerin dışında bir amaçla’…
Amatör kelimesini ’‘kalitesiz’’ anlamında değil, parasız, karşılıksız ve de canla başla çalışan anlamında kullanıyorum.
Zaman zaman bir şeyler beklediler, öküzün altında buzağı misali.
Ya da otun üstünde oturup keçiye, koyuna ve de ineğe ot yedirmeyen it misali, oturduğu yerden bir dünya merkezi yaratan felsefe çıktı karsımızda...
Bazen kültür müdürlüğünde gözümü aradılar,
Bazen de ’‘Bu adamın gizli bir amacı var’’ dediler.
Amaç vardı tabi ki.
Ben aynı soruların daha acımasızlarıyla Aziz Nesin Vakfında Rene KRES ( Hollandalı Pantomim sanatçısı) ile gönüllü çalıştığımda da duyduğum için, Altındağ’’dakiler hafif kaldı.
Altındağ’’da Ankara Dil Tarih kazanan A.Gül ile ağladık, DEÜ Tiyatro’’yu bitiren Arzu ile staj için Aziz Nesin Vakfı’’nda sabahladık. Ellisinden sonra kabakulak mikrobunu da oradaki çocuklardan kaptım. İyi ki o çocuklardan kapmışım. Ölmeden kaldık iste.
Altındağbaşı’’ndaki ilk yıllarımızda jiletli, bıçaklı, silahlı, tinerci ortamlarda Afrikalı Victor, Kübalı İsolte ve Davit, Hollandalı Rene ile çalıştık.
Ama şimdi akan sular duruldu, hangi evler ayakta kaldıysa belirginleşti.
Belediyeler lüks ve elit olandan çok, altyapıya özen gösteren, yol gibi su, fosseptik gibi acil, metro gibi hızlı olana stratejik açıdan bakar ve de bakmalı.
Tüm mahallelerde salonlar dolup taşmalı. Yetmemeli. Semt sahalarında binlerce insan Brezilya’’daki Sokak Oyunları gibi esmeli. Ve insanlar hangi metroya bineceğim misali hangi nolu sahada bugün gençlerin, miniklerin, yıldızların maçı var diye adres sormalı.
Amsterdam’’dan yazıyorum. AJAX sahasının dibinden’…
Dünya müzik okulunun içinden, kanalların kenarından, 177 dilin konuşulduğu dünya rekortmeni bir kentten’… Bulunduğum yer denizden 5 metre aşağıda, bir avuç ülke sayısı, nüfusu İstanbul kadar... Ama sahası, salonları inanılmaz çok ve de tıklım tıklım.
Üniversiteler kenti Bornova, dünya festivallerine ev sahipliği yapan, sanat merkezleriyle kongreler kenti olmaya aday güzel İzmir...
Bornova da Ege Üniversitesi bir merkez ama gel gör ki kolej takımı hüviyetinde bir üniversite takımı. Ve kente birahaneler kadar etkin değil...
Sokaklarında Neyzen Tevfik’’ler ve azalan sokak sanatçıları, müzisyenleri, azalan bir genişleme, büyüyen vücut ve küçükken FELSEFE...
’‘Cami ne kadar büyük olursa olsun imam bildiğini okur’’ derler bizde. Önemli olan ne okumak istediğine bağlı. Aynı statükocu kadrolarla değişmeyen şeyler asla değişmez.
(Çok paraları, paralı birkaç sporcuya yatıran Bornova Belediye Başkanı Prof.Dr. Kamil Oktay Sındır’’ın basket takımı örneği) geride kalan bir dilim ekmeği çoğunluğun önüne koyup sosyal belediyecilik yapılamaz...
Elit bir sanat kurumu yaratmak kolay’… IBB diye başlayan ya da Ankaraspor falan diye sona eren süreçte kotu bir kopya. Yerine devlet tiyatroları büyük....!!!şehir tiyatroları takımı kurmak gibi klişelere bırakırsa, buradan halkın belediyeciliği değil, sistemin var olan kopyaları çıkar, özentileri çıkar.
Maça belediyenin çalışanlarını getirir.
Etkinliğe, kursiyerlerin anası, babası, dayısı, amcası, teyzesi ve bilcümle eşrafı çağırılır ve aynı yerde aynı sahada devam ederseniz, deplasmana gitmeyen şampiyon takımlar yaratmaya çalışırsınız. Ve en yakınınızı en çok oy alınan semtlerde, ’‘dostlar alışverişte görsün kursları’’ ve arada bir oyun iletirseniz, en acısı da dünyayı gezen bir kapasitesi olan Altındağbaşılı gençleri, ellerinde Avrupa biletleri, kalacakları yerleri olan ve ve oynayacakları alanları sergilenmiş, çiçeği burnunda gençleri, İstanbul ya da Ankara havaalanına iletemeyecek durumlara düşersiniz. Ve onlar hemen düşünüp, iletirler. Hani bu belediye bizimdi ..Bir basketciye verdiğiniz paranın binde, milyonda birine bu gençleri Bornova’’ya bile inemeyecek olanaksızlıklar içinde tutarsınız ..Bu en çok örnek verdiğim bir konuya eşdeğerli olur, çıkar. İtfaiye, öncelikle her yangını söndürmeyecekse neden var?
En önemlisi de son yıllarda Avrupa’’da bile oynayan bu gençlerin oyunları, bu semtlerdeki halkın olan salonlarda neden hiç sergilenme olanağı bulamadı... Hiç merak edipte sormadınız mı????
Ben büyük şehir belediye başkanımız Aziz beyin yeterince tecrübeli bir belediyeci olduğunu kabul ediyorum ve Altındağbaşı’’na yeni seçilen başkanın daha önünde uzun yıllar var. Umarım bu konuda gereken stratejik açılımları yapar ve kültür sanat konusunda entelektüel birikimleri olan, üniversiteler kentine uygun yönetici kadroları kurar. Ve sosyal belediyeciliğin onun omuzlarına verdiği bu sorumluluğu birlikte aşarlar. Yoksa;
ünlü bir basket takımı küme düşebilir, bir kaç sezon şampiyon bile olabilir. Ama elit bir sanat kurumu, dağılabilir. Büyük fiyatlara dekor şahane oyun oynayabilir.
Ama kitle spor ve kültür yapıları bu elit açılımlarla asla halka mal edilemez ..
HALK EVLERI BURALARDA YAŞIYOR. Sanatın envai çeşidi, her yastan insanlara sunuluyor... Üretici olmak, bahçıvan olmak, o topraklarda rengarenk ürünleri halkın hizmetine sunmak bir felsefedir... Osmanlının sattığı LALE SOĞANLARINDAN bir dünya yaratmak’… Denizleri kurutarak, toprak elde etmek bir devrim işidir. Önce kafada, sonra kadrolarda ...
Bilgi toplumu olmak zor. Bilgi en pahalı nesne..
Ama her alanda halkın meclislerine gönüllü danışmanlıklar, programcılar ve projeler sunabilecek onlarca insan, boşa akan su gibi gelip geçiyor...
Hele hele geçmişinde Bornova bağlarında üzümü şarabı olan kent’…
Geçmişinde sokak festivalleri, uluslar arası festivaller olan kent simdi bir suskunluk bir vitrin olma hayaliyle... Ekmek bulamayan insanların gözüne baka baka kebapçılarda pizzacılarda prof insanlara bütçe ararlar...
Altındağbaşı geçen sene oradaki gençlerle bir oyun oynayamadı ama geçmişin izinden Ankara sokak festivali ve Hollanda’’ya davet edildiler. İnanılmaz dans ve beste yeteneği olan bu gençler, sırayla ismini anımsadıklarım.Gökhan, Doğan, Zeki ve kardeşleri Rıdvan Nuri...Daha birçok genç Bornova’’ya nasıl giderizlerden dünyaya nasıl açılırızlara geldiler...
Onlara dans dersi vereceklerin kendileri bulundukları yerden şöyle bir bakmalılar... Onlara sokak oyunları ya da beste yapmakta ders verecekler, iyi düşünüp taşınmalılar ki statükoculukların geldiği boyutları görebilsinler...
Ben simdi onlarla kara kara düşünmelere başladım. İnanılmaz besteleri var. Karaburun üzerine, özgürlükler üzerine, Yılmaz Güney üzerine (Doğan’’ın uyarlaması) yaptıkları eserleri nasıl yaygınlaştırırız?Nasıl elinden tutarız?Diye. Onlara kimse şunu demesin. İyi olmuyor. ’‘Bu yıl basket takımı Beko Basketbol Liginde şampiyon olsun ondan sonra size bakarız’’
Ya da ’‘Şu oyun çıksın, şu kadar kişi izlesin’’ sonra size de sıra gelecek...
Ben, kültürün şaka götürmezliğinde yasamış ve 12 Eylül sultasından geçmiş bir kuşağın son göçmenlerindenim... Söz uçar ama ya yazılı belgeler tekstler... İşte onlar ferman olur, yakamıza yapışır bir gün...
Karaburun’’da küçük bir köyde bir eski püskü zeytin işliği için gelen onlarca dünya sanatçısı İzmir’’de havaalanından inip direkt buralara geliyorlar. Bornova üzerinden teğet geçen ....!!! çizgiler gibi yada bir iki kişi Ankara’’da sokakları renklendiriyor. Bornova’’da birkaç kahve sohbeti birkaç bira yudumlayıp...
Ben deplasmana çıkmayan sanatçıya üzülüyorum sadece... Para sorun olmaktan çıkmışsa eğer, ayın sonun gelmeden bitiyorsa, yine de iyi düşünmek gerekir...
Basamak olarak gördüğünüz yere iyi bakın. Sahne ve onun tozu, domuz gribi ya da at gribi değil. Gelip geçici aşılarla dinmez...
Sahneleriniz her yere taşınabilir olsun. Gönüllerinizde halk tiyatrosu bilinci’… Öncelikle İzmir’’den oynamadan bittirdiğiniz oyunların sevdası yaksın içinizi...
Tiyatro tanrıçaları sizi ’‘Ben bu isten anlamıyorum amaaaaa’’ diyen yöneticilerden korusun...
Dünya kenti İzmir’’in Üniversite Kenti Bornova’’sının saygı değer başkanı; Umarım kısa ve uzun vadeli stratejilerle bir kültür danışma kurulları ( Gönüllü )oluşturur yada danışma meclisleri kurar, halka en ucuz ama en sağlıklı ve sıcak ekmeği sunar gibi yaygın spor ve kültür etkinlikleri sunar’… Alanlar açar, sahalar, sahneler ’‘tüm semtlerin çocukları oynasın diye’’ halka açık, yürek ve yürekli her zaman ...
Altındağbaşı’’ndaki engelli oyuncuların oyunu. Altındağ’’da oynayamamanın ne demek olduğunu onlara sorun bir kez. Ama onlar Bademler Köyü’’nde Anbarseki Köyü’’nde sahne aldılar. Hem de araçlarını oradaki belediyeler sağladı....
Umudum hala yerinde
Umutları kenar semtlerdeki gençler seçim zamanlarında sandık başlarında nöbet tutar gibi verilen sözlerin tutulmasını beklemeye devam ederler.
Ama ne kadar?Buna birlikte sizler karar verirsiniz. Biz buralarda öyle gördük, öyle tanımladık.. Bana göre bu böyle. Umarım daha güzellerine layık olan insanlar, daha güzellerini söyler, daha da önemlisi, uygularlar ...
Bana göre Altindağbasılı ya da Bornovalı sanatçılar ve sporcular, önce İzmir karmasında, sonra Türkiye karmasında sonra olimpiyatlarda ve dünya karmalarında yer alacak perspektifte, enternasyonal düşünmeli ve bulundukları havuzu okyanus sanıp küçük karabalık olarak kalmamalı.
Sizler, 12 yeminli oyunları dünya başkentlerinden Amsterdam tiyatro akademisi artistik direktörlerinden oynamış kişilersiniz ..
Bizler hep onikibuçuk olalım yarım elma gönül alma misali’…
Sizleri kendime dost bildim. Üzerinde yazılabilecek insanlar olarak gördüğüm içindir bu internet kösesi ..Belki asılı duran bir çerçeve olur sahnenizin makyaj odalarında ...
KARABURUN
KARA......
KA
RA
BU
RUN
KARA
BETONLASMA
YABANLAŞMA
UZATMA BURNINU
PI
NOKYA
LAS
BETON NERGIS
BETON ZEYTIN
UZAKLASMA ..
Altındağbaşılı gençlerin şarkılarından bir bolum ve sokak futbolcuları kadar estetik dansçılar ve oyuncular...