Bazı anlar vardır, o anlarda milyonlarca düşünce bir anda geçer gider aklımızın çıkmazından’…’¶
Bugün hava yer yer şiddet saçıyor, kısmi öfke dolu.
Zile bastığım anda pişman oldum’… Gelmemeliydim. İçeriden gelen tahrikkar topuk sesleri yüreğimi bir an ağzıma getirdi, yutkundum. Üzerime çeki düzen vermek, geçti gitti aklımdan. Kapı açılır açılmaz deterjan ve oda spreyi kokusu genzimi yaktı. Onu eşikte gülümserken gördüm, alaycımıydı yoksa içten mi anlayamadım sonra anlamaktan vazgeçtim. Konuşmadık, arkasını döndü ve salona doğru yürüdü, ben de ardından, dünyanın çekimine kapılmış ay gibi’… Beyaz eteğinin altındaki beyaz bacakları, aynı’… Salondaki beyaz koltuklar, beyaz halı beyaz duvarlar. Aynı albino ev’… Eskiden de böyle düşünürdüm’… Beyaz konsolun üzerindeki biblolar aynı düzlemde, milim kayma yok, duvardaki tablolar’… Bu aşırı düzen içimi daraltıyor bir an. Elimi kolumu nereye koyacağımı şaşırıyorum yine. Yok yok eskiden bu kadar da değildi diye bir düşünce ışın hızıyla geçip gidiyor aklımdan.
Son nefesini verdiğin anda ailen evsiz kalacak...
Göğsüm daralıyor, derin bir nefes alıyorum. Karşımdaki koltuğa oturuyor. ’“Neden geldin?’” Diyor bakışları, gülümsüyorum. Haklı neden buradayım ben?Sigara dumanı dolu barlarda sabahlamalar, boyunlarından plastik çiçek kokusu aldığım kadınlar’… Sıkıldım mı bunlardan artık’… Havadan sudan konuşmaya başlıyoruz. Aklındaki soru hala gözlerinde duruyor ’“Neden Geldin?’” ’“Çünkü o lanet güven duygusunu başka hiçbir kadında hissetmedim’” diyemiyorum tabii. Elim gömleğimin cebine gidince bir an susuyor, sigara paketini çıkarıyorum gözleri büyüyor, her yer yemyeşil. Aceleyle kalkıp balkon kapısını açıyor. ’“ Hava çok güzel dışarıda oturalım mı?’” diye soruyor. Paketin içinden bir tek çıkarıyorum, ince uzun boynunun sol tarafındaki damar beliriyor, dudaklarımı oraya yapıştırıyorum bir an’… Elini boynuna götürüyor ansızın’… Pantolonumun cebimden çakmağımı çıkarıp odadan çıkmadan yakıyorum bir tane ve dumanı büyük bir zevkle üflüyorum içeri. Yine yapıyorum aynı şeyi’… bile bile’… bana bakıyor ’“Hiç değişmemişsin’” demiyor bile. Yasak olan her şeyi yapma tutkuma sarılıyorum, müthiş zevkli’…
Onu seviyorum, sevmeseydim işkence etmekle uğraşmazdım hala.
Balkondayız’… Beyaz mermer masada karşılıklı oturuyoruz. Onun güzelliğinin benim bakışımdan olduğunu biliyorum. Bilmek hiçbir şeyi değiştirmiyor. Kendini yine kaybolmuş, hapsolmuş hissettiği sesinin tonundan, elini saçlarına dokunduruşundan bile beli oluyor, Bu beyazlığa hapsolmuş’… ’“ Ruhun albino’” demek geçiyor içimden ve hiç beklemeden çekip gidiyor. Gözlerinin içine bakarak dudaklarımdaki sigaradan son nefesimi alıyorum. Gözlerinin içine doğru uzuyor duman. Nefes alışları hızlanıyor, eli ayağına dolanıyor, bir an ne diyeceğini şaşırıyor, çayı bahane edip içeri kaçıyor. Mutfağa doğru giderken içeride oturduğum koltuktaki örtüyü düzeltiyor. Esaretinin farkında değil ’… Yıllar geçmesine rağmen görüşmediğimiz o koskoca on yıla rağmen onu hala arzuluyorum. Eminim hala sol kasığındaki ameliyat izini saklayacağım diye açamıyor kendini kimseye. Göğüsleri sutyenin esaretinden kurtulduğunda yerçekimine karşı koyamayacak diye hala tedirgin. Belki de artık karanlıkta bile sevişemiyor’… Yazık. Ona acıdığım için kızıyorum kendime. Bir kadının en zor tahammül ettiği şeydir acınmak.
İki bardak çayla balkona dönüyor. Yerine otururken zor duyulan bir sesle o gözlerinde takılıp kalan soruyu soruyor. ’“Neden geldin?Bunca yıl sonra’” ’“Zor soru’” diyorum. Gülümsüyor, kararlı bir sesle yanıtlıyor beni. ’“Hadi, yine kaç o zaman’…’”
Tam zile basacakken çekiyorum elimi, o beyaz küçük yuvarlağın üzerinden ve koşarak iniyorum merdivenleri’…