Son günlerde özellikle yandaş medyada devamlı olarak, ’“Türkiye’’nin Yeni Yol Haritası’”, ’“Yeni Türkiye Tablosu’” , ’“Yeni Bir Dünya Kuruluyor’” gibi başlıklar atılarak AKP’’nin açılımı destekleniyor ve milletin beynini yıkama çalışmalarına hız veriliyor.’¶ Öyle bir hava yaratılmak isteniyor ki, içeriği belli olmayan açılımı destekleyenler ’“ilerici’”, açılımı bu haliyle sorgulayanlar ise, ’“tutucu- gericidirler’”.
Bu, adını dahi her gün değiştirdikleri açılım denen illetin tarihi geçmişini bir kez daha beraberce irdeleyelim. Bunu yaparken şu gerçeği asla unutmamalıyız. Bu gün başımıza gelen dertlerin, sıkıntıların hemen tamamı geçmişten gelen problemlerdir. Bu problemlerin tamamı ülke güvenliği ile ilgilidir. Bu meselelerde ülke olarak edindiğimiz kazanımlardan geri gitmeden, taviz vermeden çözüm olursa, tabiî ki desteklenir. Fakat bizden yani Türkiye’’den, Milli konularda ülkemizin zararına taviz istenirse ve iktidar bu tavizi vermeye hazırsa elbette itiraz olacaktır. Kürtçülük meselesi de bunlardan sadece birisidir.
Kürtçülük sorununun geçmişini anlatmadan önce bu sorun günümüzde nasıl hortlatıldı, bazı sorularla cevap arayalım;
’—Eline silah alıp dağa çıkanlar kimler?
’—Devletine, Bayrağına sadık Kürt vatandaşlarımızı bebek, kadın, genç, yaşlı demeden kurşuna dizenler kimler?
’—Okullarımızı, Sağlık Ocaklarımızı, Karakollarımızı bombalayanlar, yakanlar, öğretmenleri, sağlık çalışanları ve güvenlik görevlilerimizi öldürenler kimler?
’— Uyuşturucu kaçakçılığı yapıp gençlerimizi zehirleyenler kimler?
’— Kasaba basıp, kepenk kapattıran, dükkan yakanlar kimler?
’— Mağazaları, dershaneleri, tren duraklarını bombalayıp, yakarak insanlarımızı öldürenler kimler?
’— Kürtçüler adına siyaset yapıp, PKK’’ya terör örgütü demeyenler kimler?
Buna rağmen muhatap alınıp, bunlarla ve İmralı’’daki eli kanlı katille ve kandildeki katil sürüsü ile görüşenler kimler?Kim bunlar kim?Kim mi gelin şimdi tarihe bir kez daha bakalım:
’—1769 yılında Diyarbakır’’a VATİKAN’’IN emri ve parasıyla Maurizo Garzoni adlı bir papaz gelir. 16 yıl, evet evet tam tamına 16 yıl burada yaşar. Roma’’ya döner ve Kürtçe sözlük ve gramer kitabını yazar. Amaç insanlarımızı kışkırtmak ve Osmanlı’’yı parçalamaktır. Dünkü Grozni Papazını gönderenler, bu günkü Kürtçülük sorununu, kendi emellerini gerçekleştirmek için kullananlardır.
’—10.Ağustos.1920 Sevr antlaşması 64. maddesinde, Türkiye’’nin Güneydoğusunda ’“Kürt devleti’” kurmayı kimler karar altına aldılarsa, bu günkü iktidarı ’“açılım’” için zorlayanlar aynı kurumlardır.
’— 24.Temmuz.1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşmasında, azınlıklar olarak sadece
’“Müslüman olmayanlar’” kabul edilmesine rağmen, Kürtleri azınlık olarak kimler gösterme gayretinde ise, bu gün AKP’’yi açılım diye sıkıştıranlar aynı kurumlardır.
’—Tam Musul- Kerkük meselesinin çözüleceği zaman Kürtçü- Bölücüleri hangi kurumlar isyan ettirdi ise, bu gün PKK’’yı destekleyenler de aynı kurumlardır.
’— Cumhuriyet döneminde, Kürtçüleri 26 defa isyan ettiren hangi kurumlarsa, bugün açılım adı altında bizi bölmeye çalışanlar aynı kurumlardır.
’— 04.Haziran.2003 tarihinde kimler AKP’’ ye ’“ İkiz Sözleşmeler’”(*) denen sözleşmeleri TBMM’’de kabul ettirdi ise, bugün Kürtçüleri destekleyenler aynı kurumlardır.
’—17.Aralık.2004 te AB’’ye katılım müzakerelerine başlanabilmesi için Başbakan tarafından imzalanan belgenin 4. sıradaki maddesi aynen şöyledir. ’“ KÜRT AZINLIKLARA haklarının tanınması çerçevesinde, Güneydoğu Anadolu’’da federe bir Kürt Devleti’’nin kurulması yolu açılacaktır’”. Kimler bu belgeyi imzalatmak için Başbakan’’ın otel odasına gitti ise, bu gün AKP’’yi sıkıştıranlar aynı kurumlardır.
Kısaca Kürtçülük olayı’’nın gelişimi ve kışkırtılmasının tarihi bu. Peki, bizden istenen ne ve bize söylenen ne?
Anaların gözyaşı dinsin, silahlar sussun.
Kim istemez ki?Hemen olsun. Dağa çıkıp devletine isyan eden, silah bıraksın gelsin teslim olsun. Olmaz, peki ne olacak?İki tarafta silah bıraksın!
İki taraftan biri Türk Silahlı Kuvvetleri yani bu ülkenin ordusu. Bu kafa, çapulcu sürüsünü TSK ile eşdeğer görüyor. AKP’’de bunlarla açılım yapmaya çalışıyor.
Aslında bugün yaşadığımız ciddi bir bunalımdır. AKP ve Recep Tayyip Erdoğan bizzat en yakınındakiler tarafından aldatılmış ve Kürtçülük kuyusuna atılmışlardır. Hiç gereği yokken sanki halkımız arasında bir zıtlaşma varmış gibi, bir ’“ kardeşlik projesi’” ortaya atılmış ve milletin kafası karıştırılmıştır.
Halbuki başımızda ki büyük belanın kaynağı bellidir; Sudan bir bahaneyle Irak’’ı işgal ederek üç’’e bölen, Irak Cumhurbaşkanlığına Talabani’’yi, Bölgesel Kürt Yönetiminin başına Kürt Yahudi’’si Barzani’’yi oturtan, Irak’’ın tüm yeraltı ve yerüstü kaynaklarına el koyan; ABD, İNGİLTERE ve İSRAİL’’DİR. PKK’’yı oluşturan, silah veren, besleyen ve koruyan başımıza bela edenlerde bunlardır. Asıl hedefleri ise, Türkiye’’de bir iç çatışma çıkararak, zora sokmak, Kürt devletini ’“kontrolü sizde olacak’” diye kabul ettirmek, sonrasında çıkarılacak bir iç ayaklanmanın, BM gücü vasıtasıyla ülkenin bölünmesini sağlamak. 1769 yılından beri bunların hedefleri bu ve bir santimetre gerilemediler. Son günlerde iki olay bu dediklerimi doğruluyor.
1) Basında Musul ve Kerkük’’ü sınırlarımız içinde gösteren haritalar yayınlanmaya başladı,
2) Dedesi Kürt Teali Cemiyeti’’nin kurucusu olan Cüneyt Zapsu, İstanbul İş çevrelerini dolaşarak, ’“ bakın Musul ve Kerkük’’ün kontrolü bize veriliyor, açılımı destekleyin’” diye konuşmasıdır.
Türkiye’’de vatandaşların tümü, gerçek bir demokrasinin kurulmasını sağlayacak, açılımların ve reformların yapılmasını elbette istiyorlar. Fakat daha fazla demokrasi adlı ’“elma şekerinin’” kazığını kimse yemek istemiyor.
Her şeye rağmen Sayın Erdoğan’’ın, Cüneyt Zapsu, Emine Ayna, İhsan Aslan, Cengiz Candar,
Ahmet-Mehmet Altan, Ethem Sancak ve Kürtçü Danışmanları gibi düşünmediğini, hala bir yerlerde Karadeniz uşağı olmanın gururunun var olduğunu ummak istiyorum. İnşallah yanılmıyorumdur.
Başta ülkede yönetim sorumluluğunu sırtlayanlar olmak üzere kimsenin unutmamasını istediğim atasözü şudur:
BEDAVA PEYNİR, FARE KAPANINDA BULUNUR. HELE PEYNİRİ İKRAM EDENLER EMPERYALİST DEVLETLERSE’…
Not: Yazılarından yararlandığım, değerli dostum Sayın Sezar Aygen’’e çok teşekkür ederim.
(*)
Bu sözleşmeler BM’’de İkiz Sözleşmeler olarak adlandırılır. Bunlar ’“ Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’” ve ’“Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesidir. Bazı ilginç hükümleri;
Md 1’’in 1. ve 3. bentleri; (1. Bütün halklar kendi sosyal statülerini serbestçe tayin edebilir ve ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelerini serbestçe sürdürebilir), (3.Sözleşmeye taraf bütün devletler, kendi kaderini tayin hakkının gerçekleştirilmesi için çaba gösterir)
Md 1’’in 1. bendi; ( Bütün halklar doğal kaynakları ve zenginlikleri üzerinde kendi yararlarına serbestçe tasarrufta bulunabilir. Bir halk sahip olduğu maddi kaynaklardan hiçbir koşulda yoksun bırakılamaz.
Yine, Medeni ve Siyasi haklar sözleşmesinin Md. 27 si; ( Etnik, dilsel veya dinsel azınlıkların bulunduğu bir devlette, böyle bir azınlığa mensup bulunan kişiler, grubun diğer üyeleri ile birlikte toplu olarak kendi kültürel haklarını kullanma, kendi dinlerinin gerektirdiği ibadetleri etme ve uygulama veya dillerini kullanma haklarını sağlamak’….)
Kürt ve Alevi vatandaşlarımızın ısrarla AZINLIK olarak gösterilmek istenmesinin arkasındaki gerçek, umarım daha iyi anlaşılmıştır.