Şükrü Erbaş’’ın sevdiğim bir şiiri var. Şiirin adı ’“Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz’”
Şair, uzun uzun anlatıyor şiirinde, köylülerle derdini.’¶ Temiz giyinmezler dişlerini fırçalamazlar, otobüste çoraplarını çıkarırlar, karılarını döverler, yere tükürürler filan.
Aklıma bu şiiri getiren, Erzurum Valisi Sami Bulut’’la ilgili haberler. İddiaya göre Erzurum Valisi, İl Genel Meclisi Başkanıyla ormanlık alanda, araç içinde, uygunsuz vaziyette yakalanmış.
Valinin başına gelen, köylülüğünün doğal bir sonucu. Diyebilirsiniz ki nereden çıkardın. Vali, outdoor fantezisi yapmış ve bu da kentli bir aktivitedir. Kesinlikle hayır. Bir kere outdoor fantezisinin yardımcı malzemelerini bu olayda göremiyoruz. Bu türden fantezi meraklıları için battaniye ve buğu yapıcı sprey vazgeçilmez ekipmanlardır. Ayrıca bu yolun yolcuları mekanın güvenliği konusunda önceden gerekli araştırmayı yapar. Erzurum bu türden açık hava faaliyetleri için kesinlikle uygun bir vatan toprağı değildir. Gene de vali şanslıymış, karşısına polis çıkmış. Mazallah gecenin o saatinde karşısına yörenin kültürel ve genetik mirasına haiz bir dadaş gardaşımız çıksaydı neler olurdu. Düşünmesi korkunç. Kendini, emrindeki polise, vali olarak tanıtamayan valimizi, palabıyıklı dadaş hiç tanımazdı. Sonrasını düşünmek bile istemem. Devlet ne duruma düşerdi.
Biz şehirliler bu türden faaliyetleri nasıl yapıyoruz?
Otele gidersin, önce yemek, yemeğe uygun beyaz ya da kırmızı şarap sonra da odaya çıkarsın. Sabah kahvaltısını partnerinin tercihine göre ’“Continental ya da köy breakfast’” olarak odaya istersin.
Valinin, memleketin asri seviyesini düşüren, köylü milletinden olduğunu gösterir bir diğer delil de, polisle ilk karşılaşmasında yaşadığı yenilgi. Hiç başıma gelmedi ama azametli üniforması ve nereye tutacağını bildiği el feneriyle, bir polisi, eşofmanı dizine inmiş birisinin, kentin en büyük mülkü amir olduğuna ikna etmesi kolay olmasa gerek. Ama sorun da bu zaten, vali geldiği toplumsal sınıfının genlerine işleyen, eziklik sebebiyle, iktidar sahibi olduğunu duruşuyla gösteremiyor.
Polis, ’“ben valiyim’” demesine aldırmamış, uygunsuz halde yakaladığı adamın. Polis, valinin yüzüne bakmış ve seçilmiş elitten olmadığını hemen anlamış. Kendisine benzeyen kara kuru Anadolu insanı, nasıl koskoca vali olur. Zaten ne demiş polis ’“sen valiysen ben de cumhurbaşkanıyım’”.
Valinin resimlerini gördünüz mü?Geleneksel, gözümüzün alıştığı, iktidar sahiplerine hiç benzemiyor. Gözlerinde, duruşunda sınıfsal bir kendini beğenmişlik yok. Oysa eski valiler öyle mi duruşları hükümet gibiydi. Eski valilerimize, atalarından miras kalan, yönetici sınıfın bildik karizmasını, basılan valimizde göremiyoruz. Sabık vali benim gibi, yani ortalama kavruk Türk.
Vali okul arkadaşımmış, gerçi aramızda yaş farkı var. Ben Mülkiye’’ye girdiğimde o mezun olmuş. Benim girdiğim dönemde ağabeylerimiz anlatırdı, mülkiye geçmişte böyle değildi, köylülerle doldu diye. Giyinmesini, dans etmesini bilen, flört etmenin temel kurallarından haberdar, güzide öğrencilerle doluymuş Mülkiye.
Ne yazık ki ben yetişemedim anlatılan, asr-ı saadete. Ben okurken okulda, ülkenin dört bir tarafından gelen, köylü öğrenciler vardı. Köyden çuvallarla yiyecek getirirler, sabahları çorba içerlerdi.
Yaşı 50 üstünde olanlar ayırdına daha iyi varacaktır. Özal dönemiyle başlayan, yönetici elitteki sınıfsal değişim, daha belirgin hale gelmeye başladı. Daha yerli, köylü görünüme sahip, geçmişini, yüzünden, giydiği kıyafetten, ev kapısında ayakkabı çıkarmasından dolayı saklayamayan tipler, yönetici sınıfı ele geçiriyor.
Bu arada köylüler hakkında siz ne düşünüyorsunuz?
Böyle giderse daha çok göreceğiz, köylülerin köy hayatının alışkanlıklarını kente getirmelerinden kaynaklanan skandalları.
Unutmadan, valim, biz şehirliler, güzel kadınları artık tarlanın tumbuna yatırmıyoruz, aklında bulunsun’…