Türkiye’’nin en büyük üniversitelerinden birini bitirdi. Yurtdışına gidip, yüksek lisans yaptı.’¶ Beyin göçünün en yoğun olduğu yıllarda diğer tüm teklifleri geri çevirip memleketine, ülkesine döndü ve 8 dikiş makinesiyle bornoz üretmeye başladı. Çalışmak ve sürekli üretmekle sorunların çözüleceğine inanıyordu, hiç durmadı. İnsana ve bilime yatırım yaptı. ’“Gerek yok, para harcamaya’” demedi, Ar-Ge birimi kurarak tekstil sektöründe buluşlara imza attı. Çalışanlarına güvendi, yetki verdi. Örnek bir ekip ruhu oluşturdu. 5 kıtada 51 ülkeye ihracat yapan bir holding haline getirdi şirketini. Çalışanının haklarını da vergisini de verdi.
Dünya tekstil sektöründeki fiyat, kalite ve teknoloji rekabetiyle baş edebilmek için en zorunu, inavasyonu seçti. Yani, ürünlerinde farklılık yaratıp, değer kazandırarak büyüdü. Yeni fikir ve icatların kaynağı olan hayal gücünü hep zorladı, mucitlere kucak açtı. Uzay yolculuğu başvurusu yapan ilk Türk’’tü. Ufo müzesi kurdu, adı ’“Ufocu işadamı’”na çıktı. (Biz, tahammül edemeyiz yeni fikirlere, başarıya’… Alttan alta deli der, ’“ufocu’” der silikleştirmeye çalışırız.)
Ama, onu bilen biliyordu.
Yaşamın, en az harcama ile de süreceğine inanırdı.
Bu yüzden, kendi özel odası hiç olmadı.
10 kişi ile aynı ofisi kullandı.
Hiç özel aracı olmamıştı.
Hiç sekreteri olmadı. Hiç yardımcısı olmadı.
Fotokopisini kendi çeker, çayını kendi alırdı.
Şoförü yoktu. Hiç olmadı.
Fabrikada her gün sıraya girip yemeğini yerdi.

Milyon dolarlık cirolara ulaştı. Ekonomik kriz ’“hamdolsun teğet geçince’” birçok şirketini kapatmak, 500 işçisini çıkarmak zorunda kaldı. 6 ay önce konkordato ilan etti. Hep güler yüzlü olan ve bardağın dolu tarafına bakılmasını söyleyen bu işadamı, son gününe kadar içinde bulunduğu durumdan umutla çıkmaya çalıştı ama çıkamadı. Oysa, abartıyordu ya da Başbakan’’ın dediği gibi ’“beceriksiz yatırımcıydı ve o yüzden iflas etmişti!’”. Pırlanta işine girmeliydi (!)
Ama o yapmadı. Bugünlerde hepimizin yaklaştığı bir yol ayrımında buldu kendisini, umutları ve onuru arasında gitti geldi’…
Birlikte çalıştığı insanların yüzüne bakamamaya başladığında, onuru her şeyin üstüne çıktı ve hayatını koyduğu işletmesinde yaşamına son verdi. Funika Holding’’in kurucusu, tekstil sanayisine büyük katkıları olan Osman Nuri Sözkesen, ekonomik kriz nedeniyle aramızdan ayrıldı. Gençlik yıllarında tanıştığı ve etkilendiği Japon işletmecilik modeli uygulayan Sözkesen, şirketinin iflasını onur meselesi yaparak tıpkı bir Japon gibi öldü.
Geriye bir mektup bıraktı. Silahı korumasından habersiz aldığını, onun boş yere suçlanmamasını, ölümünden dolayı kimsenin zan altında bırakılmamasını yazdı. Sözkesen’’in mektubunun devamında neler var henüz bilmiyoruz. Ama durum o kadar malum ki, Sözkesen’’i ekonomik kriz öldürdü.