2014 FIFA Dünya Kupası'nı hak eden kazandı.
Almanya, müthiş bir takım.
'Kupayı kazandı' demek az gelir.
Söke söke aldı.
Bayern Münih omurgalı bir takım Almanya.
İlk 11'de Bayern'den tam altı oyuncu vardı.
Çalışmaya, iş disiplinine, planlamaya ve organizasyona inanan Almanlar, istediklerini aldılar.
Arjantin ile oynadıkları final maçına dönelim.
Maçın tamamı, denk güçlerin mücadelesi şeklinde geçti diyebiliriz.
Almanlar topa daha çok sahip olarak oynadı.
Hücumda daha çok gözüktüler.
Hem kolektif, hem de bireysel olarak iyiydiler.
Oyun becerisi olarak da üst seviyedeydiler.
Almanlar, 2000 yılı Avrupa Şampiyonası'nda elenmişlerdi.
21 yaş altında sadece bir oyuncuları vardı.
Yeniden yapılanmaya karar verdiler.
Kısa, orta ve uzun vadede planlar yaptılar.
Bugünlere kadar geldiler.
Evet; değişmeyen tek şey, değişimdir.
Alman futbolu da değişip gelişiyor.
Fizik, taktik, disiplin, pres, konsantrasyon en önemli silahları idi.
Bunlara topa sahip olma ve pası da ilave ettiler.
Arjantin ile ilgili tabii ki söylenecek çok şey var.
Kimileri hedefe Almanya gibi koşarak varmak ister.
Kimileri de Arjantin gibi yürüyerek...
İster hücumcu kimliği benimseyin, ister savunmacı.
Futbolda her ikisi de doğrudur.
Bunlar takımlara, şartlara, yere ve zamana göre değişir.
Arjantin, tipik bir savunma ve kontratak takımıydı.
Hollanda gibi.
Çok da pozisyon buldular; atsalar kazanabilirlerdi.
Dört yıl sonra inşallah Rusya'da buluşuruz.
Bu arada...
Almanya'nın Teknik Direktörü Joachim Löw için de söyleyeceklerim var.
Fenerbahçe'den ayrılırken kovulmaktan beter ettik.
Adanaspor'da bile Löw'e saygı duymadık.
Adam, işte o Alman zaferinin baş mimarıydı.
Kardeşim bizde sabır, plan, program diye bir şey yok ki.
Acaba Löw'ü bu ülkeden kaçıranlar, ne büyük hata yaptıklarının farkına varıp Türk futboluna verdikleri zarar için vicdan azabı çekiyorlar mıdır?