Ziraat Türkiye Kupası’’nda çeyrek finale gelindi. Şükür Tanrı’’ya ki (!) sponsorların ve yayıncı kuruluşun istediği oldu. Galatasaray ile Fenerbahçe rakiplerini eleyip de finale kadar giderlerse birbirleriyle karşılaşmayacaklar. ’¶
Ziraat Türkiye kupasının bugünkü düzeni ile 15 gün içinde şapkadan tavşan çıkarmayı başaran şanslı kulüplere birkaç yüz bin dolar kazandırmaktan başka esprisi yok.
Aslında asıl işlevi Türk çiftçisine kredi sağlamak olan Ziraat Bankası’’nın bu kadar parayı sokağa atmak yerine yazın kuraktan, kışın soğuktan darbe yiyen, yüksek maliyetler karşısında ezilen, kazandığını da aracıya kaptıran gariban çiftçiye aktarmasının akla yatan yanı daha çok. Şöyle insan sakin kafayla durup düşününce kendine sormadan edemiyor; ’“Anadolu’’nun en ücra köşelerine kadar giden, tanınan ve bilinen Ziraat Bankası’’nın böyle bir tanıtıma gereksenimi var mı?’” diye’… Bize göre buna da gerek yok. Ama neyse yine de kulüpler adına teşekkürler.
Organizasyonun şu ana dek heyecanı sıfır, angaryası boldu. TFF’’nin hangi akla hizmet, karda, kışda kıyamette ocak ayına sıkıştırdığı kupa mücadelesi, bazı takımları, örneğin Altay’’ı 18 günde 6 maç oynamaya bile zorlayınca, zevkin ötesinde işkence oldu.
Ne takımlar gerektiği gibi devre arası hazırlığını yapabildi, ne lige konsantre olabildi. Bunca zorluğa değdi mi?Ortaya bir heyecan çıktı mı?Hayır. Grup maçlarından da Beşiktaş’’ın elenmesi dışında sürpriz bir takım çıkmadı.
İzmir adına, elenen Altay’’ın kasasına 290 bin dolar koyması dışında kupa bir hiç getirdi. Fenerbahçe maçının İstanbul’’da olması, Altay için büyük şanssızlıktı. Grupta İzmir’’de oynanan iki Altay maçı da felaketti. Birinde siyah beyazlılar Eskişehirspor karşısında karizmayı çizdirdi. Diğerinde de yavan futbol soğuk havayı daha da soğuttu. Grup birinciliği ve 300 bin dolar daha kazanma şansı olan Antalyaspor da, 50 bin dolar ekstradan kazanma fırsatını tepen Altay da tribünlere gelen seyirciye bir şey sunamadı. Bucaspor’’un da Galatasaray’’la İstanbul’’da oynaması ve rakibini zorlamasına karşın elenmesi hafızalarda kaldı. Ama dar zamanda Fırtına’’nın imdadına yetişemedi.
Ligdeki çizgilerinin aksine bir performans gösteren ve Beşiktaş’’ı safdışı bırakan İzmir’’in komşusu Manisaspor ve Ege’’nin diğer temsilcisi Denizlispor ise çeyrek finalde eşleşti. İkisi de düşme potasında. Kupayı mı düşünecekler, ligi mi?Diyelim 500 bin dolar geldi. Ligi riske etmeye değecek mi?
Kupanın bir başka olumsuz yönü de kartlar, cezalar ve sakatlıkların kabus gibi takımların üzerine çökmesiydi. İşini daha ikinci maçtan garantileyenler sahaya yedekleri sürünce tribündekilerin beklentileri de boşa çıktı.
Hele maçları TRT yayınlayınca işin tadı biraz daha kaçtı. Trabzonspor’’dan maçın illa oynatılması istenince H.Avni Aker Stadı karlardan arındırılmak için tarla gibi sürüldü. Zemin mahvoldu. İşin ilginç yönü yayıncı kuruluş TRT’’nin Trabzonspor ’– Orduspor maçını ’“Meclis çalışmaları sürüyor’” gerekçesiyle ekrana getirmemesiydi.
Benim aklımın almadığı TRT’’nin 3 ana kanalının ardından ’“car’” ’“penç’” ’“şeş’” v.b. bir sürü kanalı var. Bunlardan birini Türkiye’’nin dördüncü büyüğü Trabzonlu futbolseverin hizmetine sunmak bu kadar güç müydü?Yoksa TRT, Trabzonspor’’u Tarbzonlular’’ı adam yerine koymuyor mu?Sonradan aklı başına gelen yayıncı kuruluş son 10 dakikayı 4. kanaldan vererek sözüm ona gönül aldı. Yasak savdı.
Yılın en soğuk günlerinde ’“aklından zoru olanlar’” gibi, futbolcular karda, kışta, zaman zaman bardaktan boşanırcasına yağan yağmurda sahada kupa mücadelesi verdi. Hal böyle olunca da dondurucu soğuğa karşın gerek forma sevgisinden, gerekse bir futbol kırıntısıyla doymak için statlara koşan futbolsever için de, televizyon başındakiler için de karşılaşmalar bir işkence haline döndü. Bazan yağan karları seyretmek daha keyifliydi.
Neyse ki çeyrek finale gelindi ve bu işkence sona erdi.
Tanrı çeyrek finale yükselenlere güç-kuvvet, bu organizasyonu bu şekliyle futbolseverin önüne atan ve onu bu kafayla yayınlayanlara da akıl-fikir versin.
Amiiiin!