Günlerdir bitmek üzere olan son romanımla uğraşırken, etrafta olan bitenin pek farkına varmadım; farkında olmamak da fena bir şey değilmiş hatta hoşuma bile gitti, aklım dinlendi’…. ’¶ Romandan başımı kaldırdım baktım ki dünya bir arpa boyu yol gitmemiş hala mehter marşı adımlarına devam. Umudumu yitirdim bir an’…. Sonra öyle bir şey oldu ki’…. Yeniden umutlandım ve yüksek sesle bağırdım’… Hey millet umudunuzu yitirmeyin bakın yeni gelenler var’… Az daha sıkın dişsiz çenelerinizi’… pırıl pırıl iki genç dostun birlikte yazdığı o yazıyı sizlerle de paylaşmak istedim’…..
Umudunuz tükenmesin’….

Bilinçaltı

Her yer zamir. Her yerde tamlayanın arasına girmiş sıfatlar var. Siz hiç yolda yürürken el ele tutuşan Samsun ile Bursa’’yı takip ettiniz mi ya da hava durumlarına sinen o yüzeysel mahkemelere hanginiz tanıklık etti?Peki ya ’‘Mutfakta mı?Yatak odasında mı?’‘ çelişkisini yaşayanlara ne demeli?1071 Malazgirt’’i mi Nihat Doğan’’ı mı hatırlatıyor?Kırmızı biber yerine üç nokta serptiğimiz şu günlerde, hanginiz çıkıp da bir ardan adam olabilecek kadar cesur?Kumpir yiyen bir vampire mayonez uzattığınız oldu mu bu aralar?

Tıkanan televizyon kanallarına tesisatçı çağırmaktan mı şikayet ediyorsunuz?Bir çokları gibi sizin de yanıtınız C ise bu tren sizin için kalkıyor.

Tren filan yok, kandırdım. Gideceğimiz yer bir dış dünya ya da aldattığım, aldandığınız bir film. Bir tiyatro sahnesi, bir kola reklamı. İşin aslı bu bir taşlama. Bu aslında bir’… Deli gibi yağmurda ıslanan ve odun sobası üzerine mandallanan kazak, Björk’’ün kazağı.
Ve tren durur.

Yer Altı
Cüsseli bir horultu, çevresindeki kaya ve odun parçalarını bir kaldırıp bir oturtuyor. Burası bir mağara girişi. Bulunduğumuz yerde hava açık olduğundan, içerisi karanlık görünüyor. Horultulardan içerde birinin uyuduğunu varsayıyorum. Belki bir mağara kaplanı veya bir dev. İçeri girmek pek mantıklı gelmiyor. İçeri giriyorum. Mağara tavanında bulduğum kertenkeleleri kavanozuma atıp yakıyorum etrafı aydınlatması için. Bir de kuyruk bırakıyorlar üstüne, ateş iyice kızıyor. Mağaranın duvarları bir takım işaretlerle dolu. Okunmuyor. Horultuya doğru ilerliyorum. Uyurken dünyayı sarsan bu canlı, hayır Saddam değil. Şirinlerin korkulu rüyası, Gargamel’… Yine iyi bir çocuk olamadım sanırım, bu illeti gördüğüme göre’… Neyse.
Siyasete atılmış olmanın verdiği yorgunlukla uyumuş olmalı! Şirinlerin isyanına dayanamamıştır mutlaka. Yaklaşık 1 aydır açlık grevindeler bildiğiniz üzere. Bir çok parti liderinin yaptığı gibi saklanmış işte, yerin taaa dibine’…

Şirinler aldatılmışlardı zaten bir kere. Aralarına aldıkları Şirine Gargamel’’in eseriydi çünkü, bir bakıma gizli bir ajan. Ama tabi bunu anlamayacak kadar saf ve temiz kalpliydi onlar. Nerden bileceklerdi ki?
Ve günün birinde olan oldu ve Gargamel bu gizli ajan sayesinde gecenin karanlığında o pis ağlarını şirinlerin üzerine atıverdi. Film bitmişti. Ve o minik mavi yaratıklar artık birer esir/işçi olmuşlardı Gargamel için. Hem de hiçbir şey kazanmaksızın.

3 ay sonra’…


Bugün, isyan ettiler. Gargamel’’in fabrikasının önünde açlık grevine koyuldular. Tüm kasaba duydu onları, derken tüm şehir. Artık nerdeyse dünyada bilmeyen kalmamıştı mavi yaratıkların dramını. Korktu dev adam. Saklanıverdi kovuğuna. Gak Parti teker teker dağılıverdi, istifa dilekçeleri aldı başlarını yürüdü’…

Kertenkelelerim bitti ve ışık gidiverdi’…

Elli Altı
1056: Batılıların kıtlıktan çıkmış havasına girip sömürdüğü ve yeni yeni taktiklerle ayağa kalkması engellenen bu kara kıtanın, bu zengin kıtanın İslam ile tanışma sürecine el ense kanat göğüs bacak tüfek geriyoruz. Aynı zamanda özgürleşme sürecini insanların beyinlerine yığıyoruz. Burası Afrika ve Afrikalılar emperyalist ülkeler için paylaşılması zor olan bir pasta halinde. Yeterince murabıta sahip olan ülke, rızalarının iç cebinde cesaret arıyordu lakin bilir miydiler ki eli uzun, sümüğü boğazına yapışmış emperyalistler üstlerinde tek bir rıza bırakmadığını’…

1156:Tarih insanı sever fakat insan tarihin bu teşhisleşmiş halini fark edemez. Bir ev kadını, alışılagelmiş kahve altı masaları hazırlar, bilindik temizlik yapar, tuvalete tuz ruhu döker yıl 05.12.1996 diyelim. Aynı kadın 03.09.1997’’de de yaşıyor ve hala ev kadınıysa, bu tarihi fark etmemiş demek olur. Gel gelelim 1156 yılına dair ne bir ev hanımı tanıyorum ne de tarihin sevdiği bir olay, bir toplum, bir lider ya da toprak. Ha bu arada aklıma gelmişken yanılıyor olmam pek lazım gelmez ama o sıralarda Japonya’’da Taira ve Minamoto adında iki klanın savaşı hüküm sürmekteydi. Her ikisinin tahtında da prens çocukları prens oturuyordu. Uzun sürtüşme ve savaş sonucunda yenilgiyi Minamoto ve galibiyeti Taira aldı. Hoş ne işe yaradı ki bundan beş yıl sonra hükmü 700 yıl boyunca Japonya’’ya sahip olacak Şogun sistemi devralacaktı. Yani sürtüşmeler sadece kinetik enerji ihtiyacını doyurdu. Yani Osmanlı’’dan uzun süre yaşayan başka sistemlerde varmış’…

1256: Unus ’– 2 ’– quinque ’– 6.
Geldik mi 1256’’ya?Sözünü ettiğim bu tarihte ise henüz okul çağı gelmemiş çocukların saklambaç oynarken yanlışlıkla ’‘1-2-5-6 sağım solum saklanmayan sobe!’’ dedikleri ve bu tarihin de böylece ortaya çıktığı varsayılıyor.
Hatta şöle de bir tekerlemesi olduğu söylenir ’“1-2-5-6 sağım solum önüm arkam gördüm seni dünkü markam saklanmazsan öper seni düdüklü Tarzan.’’’’

Ek bir 2056: Oha soğukmuş! Bin lan geri trene, atla hadi.
Bugünlük bu kadar gezi yeter. Daha fazla ayak altında dolaşmasanız iyi olur. ( parantezi cümleden önceye atıyorum çünkü bu parantezden sonraki cümleyi okurken şuna dikkat edin, hani öğretmeniniz okuduğunuz metindeki ana düşünceyi hemen sonra temayı ve çıkardığımız sonucu sorar ya. İşte sonuç) Neticeyi ele verip biz kaçıyoruz, siz de kaçın!
Gülben Şimşek & Özge Gökçek