otobüse binilmemiş uzun bir aradan sonra, birikibir adlı otobüsle evime doğru yola çıktım. genelde karşı tarafa, yani karşıyaka'ya vapurla geçtiğim için, otobüs pek bi farklı gelmişti bugün. ’¶
tanıdık yüzler yok, kalabalıklar içinde konfor duygusu yok, o yüzden kitap okumak da yok!.. ayaktayım. cezalı olduğumu düşünüyorum!.. ama ne için?ayakta olan diğer insanlara bakarak, aynı suçu işlemiş olmanın tanışlığı ve merakıyla, ceza kardeşlerime sevgiyle bakıyorum.
bir cam kenarına, kapının camına dayanıyorum. "-yol çok uzun değil, dert etme!.." diyorum, kendime. kimi zaman yüzümü dışarıya çeviriyor, altınyol'u, kimi zaman da sırtımı altınyol'a çevirip, otobüstekileri izliyorum.
zaman zaman, otobüsün mekanik konuşkan kadını dikkatimi dağıtıyor. ha-va-gazı fab-ri-ka-sı... bay-rak-lı üst ge-çit... bu monologdan hiç sıkılmıyor mu, diye düşünüyorum! eline verilmiş metni, sanki onu dürttükleri bir an, türkçeyi yeni öğrenmiş birinin rahatsızlığıyla okuyor gibi geliyor bana!
’‘bunalıma girmesin diye; değişik durak isimleri okuması için, acaba başka hatlara veriyorlar mı’’ diye düşünüp, kendi kendime gülüyorum.
üzerimde hissettiğim bakışların ağırlığıyla, bana şaşkınlıkla bakan adamla gözgöze geliyorum. dudağımın kenarında arta kalan gülüşümle, kendi kendime gülmediğimi ve gülüşümün dışa taştığını anlıyorum, adamın bakışlarından!.. onu daha fazla ürkütmemek için dudağımın kenarında kalan, tebessümü yalayıp yutuyorum, keyifle!.. insanlar, kendi başlarına gülen insanlara neden şaşarlar (korkarlar) anlamıyorum?nasıl bir tehdit barındırır, bu onlar için, bilmek istiyorum?(konuyu dağıtmayayım, başka bir yazı konusu bu)
benim, mekanik konuşkan kadının, "os-man-bey par-kı" cümlesiyle, kendimi toparlıyorum. durak bana yabancı değil. selamlaşıyoruz. ama, o da ne?.. kimi zaman yürüyerek, kimi zaman da arabamla önünden geçtiğim bu durak, bugün gözüme bir farklı geldi. otobüsün sersemletici tuzağı mı acaba, diyorum kendime! durağın arkasına geçip, durmak istiyorum. zamanı durdurmak. bakmak ve görmek istiyorum, bugün bana farklı gelen şeyi!.. işte, orada... yepyeni...küçük ama global haşmetiyle koskocaman bağırıyor, beni gör diye!.. birden hüzün çöküyor üzerime,
"ne kadar zamandır, burada acaba?" diyerek. oysa, geçen hafta yürüyerek buradan geçtiğimi, hatırlıyorum. ne zaman gitti?bi hoşçakal bile, demedi!..
geçmişi, neredeyse benim çocukluğuma kadar uzanan büfenin, haber vermeden gitmesi miydi beni üzen?yoksa, yerine gelen ilk defa gördüğüm büfe hacmindeki, mcdonald's büfesi miydi?
yani; sucuklu, karışık ve yengen kumrular, sandviçler de tarih mi oluyordu göz göregöre?.. fast-food’’un, gençler gözünde türk mutfağına karşı zaferini izlerken, büfelerin de bundan nasibini alacaklarını... bu global markaların, büfelerin küçük metrekarelerine de epeydir göz koyduklarını bilmiyordum!!!
bundan 50 yıl sonra (belki de, daha yakın!!!) izmir'e özel olan yengen'i, sucuklu kumrulu sandviçi bulmakta, güçlük mü çekeceğiz?.. ferhan şensoy'un yıllar önceden öngördüğü gibi; kahraman bakkal süpermarket karşı hatta grosmarketlere karşı duramazken, şimdi karışık sandviç yemek için; kahraman büfeler mi bulmalıyız?.. büfeler, global markalara karşı fiyat rekabetini nasıl aşacak ve nasıl yaşayacak?.. ya mcdonald's'ın bu girişimine, burgerking de bir cevap verir ve o da burgerking büfelerini açarsa?.. KORKUYORUM!!!
neredeyse yirmi yıl önce, oxford’’ta yaşarken, bir hafta sonu, yanında kaldığım aile ile; gerçek kuzu ve at görebilmek ve dalından meyva toplayabilmek, doğayı hissedebilmek için kilometrelerce uzakta olan bir çiftliğe gitmiştik. ailenin, ilk kez gerçek kuzu gören, çocuklarının şaşkınlığının bende yarattığı şaşkınlık, hãlã naftalin izi gibi, zihnimdedir.
hazır yemeklerle beslenen o dönemin ingiliz halkı, son yıllarda kahraman şefleri (jamie oliver) sayesinde, sağlıklı beslenmeyi ve evde yemek yapmanın gelecek nesilleri, nasıl etkileyeceğini öğrenmeye devam etmektedirler. ingilizler, okullardan ve evlerden fastfood’’u çıkarmak için jamie oliver önderliğinde, ülke genelinde çalışmalar yapmakta iken, biz fastfood noktalarını kontrolsüz bir biçimde çoğaltmaktayız. amerika başta olmak üzere pekçok ülke, hazır yemek endüstrisinden dolayı; obezite ve artan sağlık harcamalarıyla mücadele etmektedir. onlar; alışkanlıklarını kırmak için mücadeleye girişmiş, organik şeyler yemeğe, akdeniz tipi beslenme şekline dönmeye çalışırlarken, bizler onların yapmaya çalıştığı şeyleri terkediyoruz. KORKUYORUM!!!
oliver’’ın programlarından birinde izlediğim gibi, patatesi pomfirit şeklinde birşey zanneden ve patatesi tanımayan, pırasayı tanımayan, salatalığı hiç görmemiş, canlı piliçi yediği nuget’’lar gibi zanneden,
bir nesile doğru mu gidiyoruz?.. gülünç gelebilir ama ingiltere gibi gelişmiş bir ülke, bu noktaya gelebiliyorsa, biz hayli hayli geliriz diye düşünüyorum. KORKUYORUM!!!
bize bişi olmaz neslinin çocukları, fast bir şekilde oyuncaklı hediyelerle, fast food çemberine doğru yuvarlanıyorlar. artık bizde de, okuma yazma hatta ingilizce bilmese de, her şehirli çocuk; büyük sarı m harfini ve kfc harflerini görünce, ne yazık ki hatasız telaffuz edebiliyorlar. KORKUYORUM!!!
bizde, yirmi yıl sonra; hamburger yemekten patlıcanı tanımayan, hazır dondurmalardan aşureyi bilmeyen, cafe latte’’lerden dolayı türk kahvesini ve gazlı içeceklerden dolayı, hiç su içmeyen sağlıksız bir nesle doğru mu gidiyoruz? değişen sağlık politikalarıyla, beslenmeye bağlı oluşabilecek, yeni sağlık problemlerinin altından, ülkemiz ve biz ekonomik olarak nasıl kalkacağız?
ister misiniz, yirmi yıl sonra öğrenci olarak türkiye’’ye gelen bir ingiliz, benim yirmi yıl önce yaşadığımın şeyi yaşasın; bir türk aile onu gerçek bir kuzu görmesi ve dalından meyve toplayabilmesi için çooooook uzaklara götürsün!.. KORKUYORUM!!!
bir kahraman istiyorum!.. beslenmeyle ilgili, yaşadığımız hızlı dönüşümü gördükçe, henüz tanımadığım kahramanım için; ’‘sakın geç kalma, erken gel’’ adlı parçayı söylemek istiyorum. ingilizlerin jamie oliver’’ı varsa, bizim bilgili/heyecanlı/inatçı, bu işe asılacak kimimiz var, gerçekten bilmiyorum!!! bildiğim tek şey; KORKUYORUM!!!
osman bey parkının köşesindeki kahraman büfemiz, yerini mcdonald’’sa bırakarak gitti, bunu biliyorum!.. yıllarca, konser çıkışlarında geceyarısının buluşma noktası haline dönüşen, eski efes otelinin (şimdinin swiss oteli) köşesinde bulunan kömürde sandviçin tadını unutmayanlara sesleniyorum; BU DEĞİŞİMİN SAĞLIKLI BİR GELİŞİM OLMADIĞINI BİLİYORSUN!!! YERİNİ, DAHA BAŞKA KİMLERE BIRAKMAK İSTİYORSUN!!!
*yengen; izmir ve çevre ilçelerde ünlenmiş, bir çeşit kumru ekmeğinden, kömür ateşinde pişirilerek yapılan bir tost çeşididir.
*yengen; izmir ve çevre ilçelerde ünlenmiş, bir çeşit kumru ekmeğinden, kömür ateşinde pişirilerek yapılan bir tost çeşididir.