Bazenyaşamımda doğru gitmeyen olaylar ile karşılaştığımda neden böyle bir ortamda olduğumu bir yandan sorgularken, diğer yandan da acaba insanlık adına bir şeyler yapabilir miyim düşüncesine kapılıyorum. İnsanlığı etkileyecek en güçlü öğenin 'din ve inançlarımız' olduğuna inandığım için de, bu 'değerlerimizden' güç alabileceğimize inanıyorum. Sakin düşündüğüm zamanda, bunu gerçekleştirmek için de çok da çaba göstermeden sadece hatırlatarak, bir miktar da olsa 'yana kayan dünya düzenini' tekrardan yerine oturtmanın zor olmayacağını düşünüyorum.
Sıcak bir Haziran ayında böyle bir cümle girişine neden gerek duyduğumu düşünenler olabilir aranızda; çok da haklısınız. Ama biliyorum ki; sizler de yaşamın bu anlarında iş yerinizde, çevrenizde sizi kıran, üzen, dedikodunuzu yapan, hatta kötülüğünüzü, başarısız olmanızı isteyen pek çok insan ile çevrili olduğunuzu biliyor ve hissediyorsunuzdur. Bütün bunlardan kaçınmak acaba mümkün müdür? İnsanoğlu, 'kamil olma mertebesine' ulaşmak için neler yapmalıdır? Ya da yapmaya çalışması ona neler kazandırır?
Bu soruyu her halde pek çok kişi yaşamı boyunca hem kendine hem de çevresindeki kişilere sorarak kendini tanımaya çalışmıştır. Hiristiyanlık inançlarına göre', Roma Katolik Kilisesi'nin görüşleri çerçevesinde Papa 1.Gregor tarafından düzenlenen, insanın hayatı boyunca sakınması gereken 'yedi günahı' umarım herkes duymuştur. Arada bir unuttuğum ama özellikle yaşamın sevimsiz olduğu durumlarda aklıma gelen bu yedi günahın ya da öğüdün aslında bütün evrensel dinler açısından da ne kadar doğru olduğunu düşünmüşümdür. Bu günahlar nelerdir?
'Kibirli olmayacaksın, kendini beğenmişlik taslamayacaksın; açgözlü olmayacaksın; şehvet duygularına kapılmayacaksın; kıskançlık göstermeyeceksin; oburluk yapmayacaksın; öfkeni kontrol edeceksin; tembellik yapmayacaksın'
Aslında günümüzde bahsetmiş olduğum 'günlük çıkarları' için koşan insanlar için bu sözler ne kadar anlamlı değil mi? Bir koşuşturma içinde, sadece kendini düşünen ve belki de bu nedenle gönülleri kıran kişilerin kendilerini anlamaları ve tanımaları için bu öğütler, ne kadar doğru ifadeler değil mi?
Bu öğütlerin benzerlerini, biliyorum ki kendi dinimiz içinde bulabiliriz. Bu düşünceye kapılınca, birden aklıma geçen sene içinde Şemsi Tebrizi'nin aşk romanında okuduğum 40 kural geldi. Şems-i Tebriz; Azerbaycan Türklerinin İslam alimi ve mutasavvıfı'dır. 'Divan-ı Şems-i Tebrizi' adındaki nazım eseri sayesinde daha çok tanınmış bir din alimidir. Bu kuralları tekrardan gözden geçirdim ve bahsedilen yedi günahın aslında bu metinler içinde de yerini buldum. Bunları okumak beni tekrardan 'iyi insan olma' yolumda hatırlatıcı bir rehber oldu.
Kendini beğenmişlere verilen öğüt: ' Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil' derken..
Açgözlülük için verilen öğüt: 'Tek tek hepimiz tamamlanmış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, attığımız her badire, eksikliğimizi gidermememiz için tasarlanmıştır' derken..
Öfkemizi kontrol etmek için verilen öğüt: 'Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan'dan ötürü yaradılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne de layıkıyla sevebilirsin' derken…
Oburluk etmeye yönelik verilen öğüt:'Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya da kıymet bilmeyiz. Aşırılıktan her zaman uzak durmak gerekir' derken…
Şehvet ve kıskançlık için verilen öğüt: 'Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu anda burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileri ile kavgaya tutuşsak, nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepe taklak cehenneme düşeriz' derken…
Tembellik etmemeye verilen öğüt: 'Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten ne yapalım kaderimiz böyle deyip boyun eğmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamı değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir' derken..
Nedense kendi kendime: 'yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım? dedim. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek kimin elinde sizce?
Şüphesiz kişinin kendi elinde. Yedi ölümcül günah veya öğüt, bana kendi içimde insanlık için ya da insan olma adına yürüyeceğim yeni yolda bir 'deniz feneri' gibi ışık tuttu birden… Kimbilir bu yazımı okuyan kaç kişiye aynı yol haritasını sunacaktır?...Sevgiyle kalın…