'Yenilenmiş' sözü genelde satmayan otomobiller için yürütülen reklam kampanyalarının değişmeyen sloganıdır. Yenilenmiş çizgisiyle, yenilenmiş iç dizaynıyla gibi… Bu bir anlamda öncekinin 'tutmadığının' itirafıdır. Yenilenme asla kökten değişimi yani devrimi ifade etmez. Mevcut modele eklemeler yapıldığı, ufak tefek değişiklikle mevcudun korunduğu anlamına gelir.
CHP'nin 'değişim ve demokrasi' sloganıyla düzenlediği kurultay bana nedense 'tutmayan modeli' terk etmeye çalışan otomotiv sektörünü çağrıştırdı. Demek ki CHP içinden bazılarının aklına 'neden iktidar olamıyoruz' sorusuna yanıt aramak gelmiş! Buna da şükür!
Bütün kurultaylarda olduğu gibi her kesime yönelik mesajların havalarda uçuşmasına sahne oldu CHP'nin 34. Olağan Kurultayı… Verilmeye çalışılan mesajlar içinde bana en ilginç geleni ise 'Ortada 35 yıldır duran bir cenaze var. Destek verin bu cenazeyi birlikte kaldıralım' sözleri oldu. Ne var bunda demeyin! Daha sorunun adı doğru konmamış ki!
'İster Kürt, ister Doğu, Güneydoğu, ister terör sorunu denilsin' Tanımlamadaki bu karmaşa olmasa görüntü hayli cesur! Böylesine karmaşık bir açıklama ile verilen mesaj ne kadar inandırıcı olabilir? Tam da hükümetin 'açılımları' yerine mıhlanmışçasına 'esas duruşta' beklerken, tam da Uludere hükümeti suskunluğa 'gömmüşken' bu karmaşa neden? Boş verin başkalarının ne dediğini, siz kendi tanımlamanızı ortaya koyun önce!
Değişim adına sunulan, AKP hükümetinin sorunu tanımlamasına dahi varamıyorsa ortada yanlış olan bir şeyler var demektir. Hükümetin sorunla ilgili hareketsizliğini fırsat sayarak partisini bir adım öne geçirmek yerine Genel Başkan soruna isim aramakla meşgul!
Bunun neresi değişim? Daha 'Kürt sorunu' diyemeyen CHP mi 'cenazeyi' ortadan kaldıracak? Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu'nun hazırladığı 'Kürt Raporu'na Parti Meclisinde gösterilen sert tepkiyi düşününce CHP Genel Başkanının küstürmek veya ters düşmek istemediği birileri mi var diye sormadan edemiyor insan…
Ne garip ülkede yaşıyoruz! Sokakta, kahvede, pazarda 'şöyle yürekli bir savcı çıksa da 'pisliğin' üzerine gitse' diye yakınırız, çıkan yürekli savcının meslekten men edilmesine hatta avukatlık dahi yapmasına yasak getirilmesine sessiz kalırız! Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın başına gelenler kaç demokratik ülkede yaşanmıştır? 'Tanırım iyi çocuktur' diyerek Şemdinli sanıklarını korumaya çalışan dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt hakkında çete liderliği suçlaması ile suç duyurusunda bulunmuştu. Savcı Sarıkaya hakkında bilmem ne cemaatinden diyerek karalama kampanyası başlatılmasını anımsayınız… Bilmem ne cemaatinden olmak hukuku uygulama önünde engel teşkil edebilir mi? Ülkenin kanunları var şayet hukuk dışı bir uygulama söz konusu ise o zaman gereği yapılırdı. Savcı Sarıkaya'nın tek suçu tıpkı Savcı Sacit Kayasu gibi generaller hakkında iddianame hazırlamaktı.
Doğu ve Güneydoğu'da 'kayıpları oynayan' partinin Genel Başkan Yardımcısı belki de kanayan yaraya merhem olabilecek bir rapor hazırlıyor, 'İmralı ağzıyla konuşmamalıyız' diyerek raporun ilk sayfası parti meclisinde 'yırtılıyor'… Gerçeği söyleyenin kimliğini değiştirme ihtimali var mı? Gerçek gerçektir... Ve bu ülkenin gerçeği de her gün gencecik evlatları toprağa vermek, anaların dinmeyen feryatlarıdır…
Kongrede Kılıçdaroğlu; 'Tutturmuşsunuz analar ağlamasın. Lafla peynir gemisi yürümez. Siyasetçi sorumluluk üstlenmesi lazım. Analar ağlamayacaksa yolunu yordamını bulacaksın' diyerek hükümete seslendi. Bakalım sorunun çözümünde 'yolunu yordamını' bulmak için kimler çaba sarf edecek, kimler 'sorunlardan nemalanma' siyasetinin 'batağında' debelenecek. Yaşayıp göreceğiz…