Ozan EKİZ / EGEDESONSÖZ – Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta art arda yaşanan okullardaki şiddet sonrasında tepkiler gelmeye devam ediyor. Eğitim sendikaları iş bırakma kararı alırken, veliler okullardaki güvensiz ortam sebebiyle çocuklarını okula göndermek konusunda çekinceli davranıyor.
‘SANAL DÜNYADA KARAKTER OLUŞTURUP ONA GÖRE DAVRANIŞ SERGİLİYORLAR’
Okullardaki artan şiddet vakalarını İzmir Sosyoloji Dernek Başkanı Sadık Aktaş yorumladı. Aktaş, ilk olarak sanal mecraların çocuklara dair etkisine değinerek, “Son günlerde Kahramanmaraş’ta ve Şanlıurfa Siverek’te yaşanan öğrenci şiddeti olayları hepimizi derinden düşündürmeli. Bu sadece birkaç çocuğun meselesi değil, aynı zamanda toplum olarak nerede durduğumuzun da göstergesidir. Bugün çocuklar artık sadece sokakta değil, dijital dünyada da büyüyor. Sanal dünyada bir karakter oluşturup ona göre davranış geliştiriyor. Orada oynadıkları oyunlar, maruz kaldıkları içerikler; şiddeti sıradanlaştırabiliyor. Çocuk, gerçek hayatla sanal dünya arasındaki sınırı her zaman net kuramıyor” dedi.

‘ÇOCUK SOSYAL MEDYADA OLUŞTURDUĞU DAVRANIŞLA KENDİSİ ARASINDA UYUŞMAZLIK YAŞAYABİLİR’
Aktaş, sosyal medyanın çocuklar ve gençleri gerçek dünyadan uzaklaştırdığını belirterek, “Sadece oyunlar değil; Instagram, TikTok, Facebook vb. hesaplarda oluşturduğumuz nick’ler ile oluşturduğumuz karaktere göre kendi simülasyonumuzu veya olmak istediğimiz, bulmak istediğimiz kendimizi oluşturmaya çalışıyoruz. Çocuk burada oluşturduğu davranışla gerçek hayattaki kendisi arasında uyuşmazlık yaşıyor olabilir. Sanalda oluşturduğu karakter gerçek hayatta kabul görmeyebilir. Bu ikili karakter, kişide bir yarılmaya veya farklı sonuçlara gitmeye neden olabilir. Burada yetişkinlerin rehberliği hayati önem taşıyor” diye konuştu.
‘AİLELER ÇOCUKLARINI ‘HER ŞEYİN ÜSTÜNDE’ GÖRMEMELİ’
Ailelerin çocuklarını büyütürken dikkat etmeleri gereken unsurlara değinen Aktaş, “Mesele sadece dijital oyunlar da değil. Ailelerin tutumu da burada çok belirleyici. Çocuğu “her şeyin üstünde” görmek, onu toplumsal kurallardan bağımsız yetiştirmek aslında iyilik değil. Tam tersine, çocuğu hayatın gerçeklerinden koparmak anlamına geliyor. Çocukları büyütürken; kırılabileceğimizi, üzülebileceğimizi ve ancak bu şekilde duygularımızı öğrenip empati geliştirebileceğimizi öğretmemiz gerekir. Bunu yapmazsak, kırılan çocuk tanımadığı bir duyguyu kontrol edemeyeceği gibi nasıl bir tepki verebileceğini de kestiremez. Çünkü hayat sadece bireysel haklardan değil, aynı zamanda başkalarının haklarına saygıdan oluşur” dedi.
‘ÇOCUK NEYİ GÖRÜRSE ONU NORMAL KABUL EDER’
Çocukların görme, öğrenme ve normalleştirme süreçlerine değinen Aktaş, “Bir başka önemli nokta ise hem ailede hem de yönetim anlayışında, toplumsal ahlakın temelini oluşturan saygı ve şefkatin zayıflaması. Çocuklar neyi görürse onu öğrenir. Eğer sevgi yerine öfke, empati yerine ayrışma hâkimse, çocuk da bunu normal kabul eder. Bu yüzden çözümün başlangıç noktası çok erken yaşlarda olmalı. İlköğretimden itibaren çocuklara sadece akademik bilgi değil; sevgi, mutluluk ve sağlıklı haz kavramlarını da öğretmeliyiz. Çocuk kendi duygusunu tanımalı, başkasının duygusunu anlayabilmeli. Bu bir “ek ders” değil, hayatın kendisi” diye konuştu.
‘ŞİDDETİN MEŞRULAŞTIRILMADIĞI BİR TOPLUM KURMAK ZORUNDAYIZ’
Aktaş, son olarak şu ifadeleri kullandı:
Aslında ihtiyacımız olan şey, tıpkı doğadaki gibi işleyen bir sosyal ekosistem. Doğada hiçbir şey tek başına var olmaz; her şey birbiriyle uyum içindedir. İnsan da böyle bir sistemin parçasıdır. Toplumsal bütünlük ancak sevgi temelinde, birbirinin hakkını gözeten bir anlayışla kurulabilir. Bu denge bozulduğunda, şiddet ortaya çıkar. TV dizilerinde de yer alan siyah takım elbise giyen, en güzel arabaya binen ve şaşaalı bir villada yaşayan mafya vari karakterler çocukları özendiriyor olabilir. Bu nedenle daha açık söylemek gerekirse; silahların olmadığı, şiddetin meşrulaştırılmadığı bir toplum kurmak zorundayız. Saygının temel olduğu, gücün değil vicdanın değer gördüğü bir model inşa etmeliyiz ve en önemlisi; çocuklara sorumluluk vermeliyiz. Sorumluluk verilen çocuk, kendini değerli hisseder. Değerli hisseden çocuk, zarar vermez; üretir, korur, sahip çıkar. Kısacası mesele çocuklar değil, onları nasıl yetiştirdiğimiz. Eğer sevgi, saygı ve sorumluluğu merkeze alırsak; bugün konuştuğumuz bu olaylar yarının problemi olmaktan çıkabilir. Kısaca, çocukların hayallerine ne ektiğimiz çok önemlidir. Çocuk ne ile meşgulse ona göre şekillenir.





