Yaşadığımız kırılma ile ilgili uzmanlarımızın ve bilhassa sosyal psikologlarımızın tespit ve teşhisleri yanlış değil…

“Genç Nesillerimiz” ve “Nüfusunun Gençliği” ile övünen bir Türkiye’den,“Genç nüfusunun akıbetinden” korkan bir duruma geldiysek, uçurumun kenarındayız demektir.

Kabul edelim ki her çağın kendine özgü bir yaşam şekli, etik değerleri vardır. Bu değerleri milli kültür kodları etkiler, küresel dinamikler de tesiri altına alır.

Eski zamanlarda, dünya ile etkileşimin daha az ve alt seviyelerde olduğu dönemlerde toplumsal yaşantımızda “normatif, töreci ve gelenekçi” bir yapı hâkimdi.

Fakat durum şimdilerde hatta son yirmi yıldır böyle değil…

Dışarıdan etki çok daha fazla. Küresel iletişimin, haberleşmenin, görselliğin ve kültür aktarımının çok kolay olduğu bir zamanı yaşıyoruz.

Hem de çok kontrolsüz bir zaman bu… Elimizdeki telefonlarda, bilgisayarlarda ve evimizdeki televizyonlarda bu kontrolsüzlük çok belirgin bir şekilde kendini gösteriyor.

Bu bağlamda, yani bu aletlerin sağladığı hızlı ve etkili görsel saldırı, bizlerden çok, saf ve tertemiz bir çekirdeğe sahip çocuklarımızı etkiliyor.

Buraya kadar anlattıklarımız genel geçer kabulleri içeriyor.

Bununla beraber “Eğitimin yozlaşması”, “Türk aile yapısının bozulması”, “Öğretmenlerin değersizleştirilmesi”, “Öğretmenlerin idealizmden uzaklaşması”, “Annelik ve babalık kültürünün gelenekten kopması” ve toplumsal alanın her yerinde gördüğümüz ‘Yozlaşma’ hep bu çağın önemli hastalıklarını oluşturuyor…

Yirmi yıl önce

Şimdi size tam 20 yıl öncesinden bahsedeceğim… Dönemin Akşam Gazetesi muhabiri olarak “Bir Öğretmenin Çığlığı- Korkuyoruz” başlıklı bir haberin altına imza atmıştım. Haber de yüz yüze görüştüğüm bir öğretmenimizin anlattıkları tam anlamıyla tüyleri diken diken ediyordu.

Öğrencilerin okula ve sınıfa bıçaklarla girdiklerini, öğretmenlerini ve okul idarecilerini dahi tehdit ettiklerini söylüyordu bu öğretmen… Can derdi ile görev yapmanın zorluklarına vurgu yapıyor, tüm bunların sağlıklı bir eğitimi engellediğini, öğretmenlerin de bu korku psikoloji ile gerçek görevini yerine getiremediğini söylüyordu.

Korkuyoruz!

Türkiye Genelinde Manşet haber olarak yayınlanan haberim, kısa sürede etkisini göstermiş İçişleri Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı ortaklaşa acil bir toplantı yapılmıştı. Toplantılar sürdüğü sıralarda adını gizlediğimiz okuldan acı haber geldi.

Bıçakla okula-sınıfa giren öğrencilerden biri başka bir öğrenciyi bıçaklamış ve ağır yaralamıştı. Hem de okulun içerisinde… Eğitim-öğretim yuvasında…

Yaralı öğrenci yoğun bakımda tedavi altına alınırken, saldırgan öğrenci cezaevine gönderilmişti.

***

Yani yaşadığımız acıların ilk tohumlarıydı bunlar ve tarih 20 yıl öncesini gösteriyordu…

Geldiğimiz noktada, son iki günde yaşanan vahim olaylar ilk değil. Daha önce de okullar içinde silahlı saldırlar olmuş bugünlerin o günlerden temelleri atılmıştı.

***

Yukarıda bahsettiğim geleneğe bağlı yaşam tarzımız esas manada ister çocuk olsun ister yetişkin, herkesi belirli bir disiplinin içinde tutabiliyordu.

Şimdilerde ise durum öyle değil.

Dizilere dikkat!

Toplumumuzu birinci derecede etkileyen, bilhassa hassas psikoloji ve buhranın içinde yaşayan insanlar için “örnek olay” kavramı çok önemlidir.

Televizyonlarımızda “dizi” olarak gün, saat ve dakika atlamadan yayınlanan; mafya, cani, mütecaviz ve katil tiplemelerinin kadına şiddet, çocuğa şiddet ve hayvana şiddet görüntüleri; ahlaktan ve değerlerden mahrum sahneleri hep rol model açlığı çeken insanlar için “örnek olay” göstergesi değil de nedir.

Türk Aile yapısından, etik değerlerden, namus, erdem ve fazilet duygularından uzak örnekler insanımıza ne veriyor dersiniz?

Her şeyin paraya tahvil edildiği, para için her şeyin yapılmasının mübah, makul ve masum gösterildiği diziler insanımıza ne veriyor dersiniz?

Çetelerin artmasında o dizilerin hiç mi payı yok acaba? Her türlü vahşet ve kötülüğü yapanların para ve şöhrete sahip olması neden bütün dizilerde ön plana çıkarılıyor… Neden, neden, neden?

Maalesef bu örneklerden ancak bu sonuçlar çıkar! Çeteci, cani, katil, değer tanımayan, vicdan taşımayan, ahlaktan uzak sosyopatlar!

İnternet ve sosyal medya

Çağımızda insanımızı ele geçiren, insanlığımıza saldırıp işgal eden; çocuklarımız birer cani haline getiren alanlardan biri de Sosyal Medya ve İnternet platformları olduğunu da unutmayalım lütfen…

Terör örgütlerinin, sapık din ve inanç misyonerlerinin, bunlarla birlikte sapkın ruh hastalarının fink attığı bu alanı derhal kontrol altına almalıyız!

Uyuşturucu ticaretinden, terörist devşirmeye kadar birçok yasa dışı olayın organize edildiği Sosyal Medya Platformları disipline edilmezse nesillerimizi koruyamayacağımız artık çok belli oldu.

Dijital oyunlarla aklı ve vicdanı işgal edilen çocuklarımızı görüyoruz.

Ve bu yirmi yıl önce röportaj yaptığım “Öğretmenin çığlığı” gibi artık hepimize korku veriyor!”

Ne yapılmalı?

Önce televizyon dizilerimiz yapım, senaryo ve oyuncu düzeyinde disipline edilmeli. İnsanımıza “iyi örnek olacak tipler ve davranışları konu eden eserler yayınlanmalı”bu yollarla da tüm evlere girilmeli…

İnternet, dijital oyunlar ve sosyal medya kesinlikle kontrol altında tutulmalı!

Çetelerle mücadele, uyuşturucu ile mücadele… Çok sert kanun ve cezalarla sürdürülmeli…

***

Evet, bütün bunlar ve dahası yapılmalı… Yeni savaşımız bu olmalı…

Yoksa biz değil nesillerimizi, kendimizi bile koruyamayız!