Aslında Türkiye'de son zamanlarda artan terör olaylarını, şehitleri ve bu olaylardan ötürü yitip giden sivil terör mağdurlarını düşündüğümde, inanın insanın kalem oynatası bile gelmiyor. Her ne kadar şehitlere, sivil ölümlere çok üzülsek, ailelerinin acıları paylaşsak da ateş asıl düştüğü yeri yakıyor.
Bizler nereden geldiğine bakmadan ve 'ama' demeden terörü lanetlemek zorundayız. Lanetlemenin dışında yapmak zorunda olduğumuz başka şeyler de var. Kardeşlik hukukunun bozulmaması, iç barışın sağlanması, daha fazla annenin göz pınarlarının kurumaması, terörün istediği koşulların yaratılmaması için çabalamalıyız.

Terörist moral bozukluğu içerisinde kitlelerin yılgınlık göstermesini ister. Yazarak, konuşarak, gözyaşlarımızı göstermeden gözümüzün içine geri akıtarak onların heveslerini kursaklarında bırakmamız gerekiyor.

Yaşananlara baktığımızda, asıl sorunun seçim öncesinde münferit olan olayların, kitlesel terör eylemlerine dönüşmesi olduğu görülüyor. Ancak bizler bu olayların münferit olduğunu düşünüyorduk. Halbuki çözüm süreci döneminde PKK terör örgütünün silah yığınağı yaptığını, bölgeye mayınlar döşediğini öğreniyoruz.

Çözüm süreci sırasında bunların farkında olup da 'kapalı kapılar ardındaki pazarlıklarla bu süreci yürütmeyin, muhalefete, meclise bilgi verin' diyenler savaştan yana, anaların ağlamasını istemekten yana diye yaftalanıp suçlanıyorlardı.

Suçlanan ayni çevreler şimdi çatışma ortamının durdurulmasını istediklerinde de neredeyse 'terörden yana' yaftalaması ile karşı karşıyalar. Tam bir ironi. Bazıları her koşulda haklı, bazıları ise hep suçlu.

Gerçekten sorumlular ana muhalefet mi, diğer muhalif partileri mi, basın mı? Yoksa çözüm sürecinin ardından 8 Haziran'da süreci sona erdirenler mi?

Niye soruyorum? Artan terör olaylarından sonra sanki sorumlu muhalif partiler ya da basınmış gibi üç gündür Hürriyet gazetesine ve muhalefet partilerine vandalizm uygulanıyor.
Bütün medyanın böyle olaylarda yek bütün olması gerekirken ilginçtir ki bu olayları tetikleyenler de gazeteciler.

Hukuk herkese lazım. Bugün bana yarın sana mantığı çok tehlikeli. Her iktidarı ele geçiren öç almaya kalkarsa bu coğrafyada Irak, Suriye ve Yemen'e baktığımızda en çok gereksinimini duyduğumuz kalıcı barış asla olmaz. Ülkede karışıklık isteyen bütün iç ve dış güçlerin ekmeğine yağ sürülmüş olur.

Diğer yandan artan terörün mağdur ettiği başka kesimler de var. Çözüm süreci başladı, çatışma yok deyip Güneydoğu'ya yatırım yapan iş adamları ve köye dönüş projesi ile doğup-büyüdüğü topraklara geri dönen ya da dönmeye hazırlananlar örneğin. Bunlara ne olacak?
Bu arada yaşanan terör olaylarından en çok kazanç sağlayan da herhalde IŞİD. Suriye'de YPG, Irak'ta Peşmerge ile savaşan IŞİD 'düşmanlarımız zayıflıyor' diye elini ovuşturuyordur.
Türkiye'de artan terörden dolayı elini ovuşturan başka iç ve dış güçler de var ve onların elini sabit tutmak için kanlı tuzaklara düşmemek gerekiyor.