Hükümet ile yargı arasında uzun süreden beri devam eden yargı çatışması nihayet patlak verdi.’¶ Ergenekon soruşturması kapsamında evinde ve işyerinde yapılan arama sonrası gözaltına alınan Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner tutuklanarak cazaevine gönderildi. Ne olduysa bundan sonra oldu, gündeme damgasını vuran bu gelişme sonrasında YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan, zehir zemberek bir açıklama yaparak başsavcının tutuklanmasının yargıya vurulmuş büyük bir darbe olduğunun ifade ederek, Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in istafa etmesi gerektiğini söyledi.
Muhalefet cephesinin partileri hemen atağa geçerek arka arkaya yaptıkları basın açıklamaları ile tepkilerini dile getirdiler. Gün içerisinde olağanüstü toplanan HSYK (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ) icraatta gecikmedi. HSYK, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'i görevden alan Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet savcısı Osman Şanal ile birlikte 4 özel yetkili savcının yetkilerini ellerinden alma konusunda ortak karara vardı.
Peki şimdi ne olacak... Kimilerine göre DP iktiarının son dönemlerinde yargı mensuplarına yönelik başlatılan baskı politikası günümüzde de cereyan ediyor. Kimilerine göre ise Türkiye geçtiğimiz aylarda Sırbistanda istifa ettirildikten sonra kendilerine yakın yandaş yargı grubu oluşturma örneği yolunda adım adım ilerliyordu. YARSAV'ın da ısrarla üzerinde durduğu ve Türkiye'de aynı yöntemle hareket edileceğine inandığı Sırbistan örneği neden özellikle Türkiye'de çok konuşulmaya başlanmıştı... Sırbistan'da hükümet eski Sırp liderler hakkında yürütülen davalarda yer alan tüm yargıç ve savcıların önce istifalarını isteyerek görevden almış, daha sonra ise bu yargıç ve savcılar arasında düşünce olarak kendisine yakın olanları tekrar göreve getirerek kendi yargı mekanizmasını oluşturduğu ileri sürülmüştü.
Gerçekten Başsavcı Cihaner, Ergenekon tertibinin içerisinde miydi?Yoksa son dönemlerde bazı cemaatlere yönelik başlattığı operasyonlar nedeniyle mi bu süreci yaşıyordu?Bunları hep birlikte yaşayarak göreceğiz... Aslında bu olay AKP hükümeti döneminde yaşanmış ikinci "özel yetkili savcı" krizi olarak da nitelendirilebilir. Yine o dönemde Van'da özel yetkili Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan ve Şemdinli iddianamesi savcısı olarak da bilinen Muharrem Sarıkaya Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt hakkında "çete kurmak" suçlamasında bulunmuş, akabinde HSYK tarafından görevden alınmıştı.
O günden sonra izini kaybettiren Sarıkaya'dan hala haber alınamadı. Paralel doğrultuda gelişen bu olay sonrası görevdeki meslektaşı bir başsavcıyı sorguladıktan sonra tutuklanmasına karar veren savcı Osman Şanal'ın da aynı kaderi paylaşıp paylaşmayacağı ise merak konusu... Akıllardaki asıl soru ise; devletin temel organları olan yürütme ve yasama arasında yaşanan bu gelişme sadece öncüsü mü yoksa depremin kendisi mi olduğudur...