İzmir PTT 1. Lig'de futbola perdelerini açarken Göztepe yeni transferlerini bekleyen 3 bin küsur biletli taraftarının önüne iki istisna dışında 'eski tas - eski hamam' bir kadro ile çıkıverdi. Ne Paulo vardı, ne Ali Bilgin, ne Mehmet Sak, ne Ergin Keleş…
Akhisar'dan Hakan Ateş ve Şanlıurfa'dan Ramazan Sal dışında transferler yoktu ama… Göztepe'de ilk yarıda olmayan çok şey vardı, sahada…
Öncelikle sarı kırmızılı taraftarları kutlamak gerek. Yanlışın neresinden dönülse 'kar' diyerek, futbolcularla, yönetimle, sahada olmayan rakiple anlamsız soğuk savaşı sonu erdirdiler ve ilk kez (bu sezon) takımı alkışlayarak, moral vererek sahaya sürdüler. Kartalspor'la (Göztepe maçına çıkmamak şartıyla) anlaşan eski kaptanları İlhan Şahin'e de güzel bir vefa örneği gösterdiler.
Bu moralin de etkisiyle, her zaman İzmir'de olmasını savladığımız 'erkenden ısıran ev sahibi takım' sahada kendini gösteriverdi. İzmir'in belki de en büyük handikapı tribünlerin sahaya uzak olması, ya da güvenlik güçlerinin işini çok iyi yapmasıyla ve de en önemlisi delikanlılığın tribüne ve sahaya yansımasıyla , rakip takımlar için bir deplasman cenneti olmasıydı.
Göztepe taraftarı sağa sola küfür etmeden, kendi futbolcusu da dahil olmak üzere, kimseyi incitmeden, takım destekleneceğinin en güzel kanıtını sahaya dönerken, Halil'le başlayan bindirmeler ve daha 4. dakikada gelen Ali Kuçik golü de hem takımın hem tribünlerin işini kolaylaştırdı.
Göztepe taraftarı bugüne dek tribünlerde kendi içinde dalaşmaktan, sağa sola bulaşmaktan, gerginlik yaratmaktan ince zekasını da sahaya dökemiyormuş meğer. 'Özcan'ı dinleme saldır Göztepe' sloganı harikaydı. Rakibin moralini bundan iyi ve tehlikesiz bir şekilde ne bozabilirdi ki…
Biz özlediğimiz Göztepe tribünlerini izlemeye doyamazken, sahada da ikinci yarıya özveriyle çok iyi hazırlandığı belli olan takım boy gösteriyordu. İnanmışlar mangası Ali Zitouni ve Yaser gibi bu ligin iki 'azmanı' başta olmak üzere yeni transferleriyle yeni bir soluk kazanmış rakip takımı sahadan siliverdi.
Bunun için de Göztepe teknik heyetini kutlamak gerek. Kendinizi onun yerine koyun. Açık kalp ameliyatı geçirdiniz, ne yaparsınız? Oturur evinizde dinlenir, iyileşmeyi beklersiniz... Yaşamsal risk her zaman vardır, çünkü. Ama Kemal Hoca daha sağaltım süresi tamamlanmadan eşofmanları sırtına geçirdi, önce heyecan kasırgası, stres yumağı maçlara, ardından yorucu kampa çıktı. Tabi yanında Ümit İnal gibi iyi bir Göztepeli olduğu kadar iyi bir ağabey, iyi bir teknik adamın da katkısıyla…
İyi çalışmış, iyi hazırlanmış, yan orta, kanat bindirmeleri ve dikine oyun gibi ilk yarı eksiklerini gidermiş Göztepe; daha sabah saatlerine kadar şakır şakır yağan yağmurun ağırlaştırdığı sahada hiç sırıtmadı. Aksine karşısındaki rakip kim olursa olsun eninde sonunda teslim alacağını haykırdı.
Herkes üzerine düşeni yaptı Göz Göz'de. Öncelikle iyi niyet, kazanma arzusu, 'biz buralara layık değiliz' düşüncesinin sahaya yansıması en az üç puan kadar yaşamsal önem taşıyordu. Halil ve Ali'nin yıprattığı tecrübeli Kartal defansı gedikler verirken, maç Göztepe'de giderek kendini bulan Ali Kuçik'in iki golüyle daha 25. dakikada bitti.
İlk yarıda 900 dakikada iki gol bulabilen Göztepe, daha 25 dakikada kolayca aynı istatistiği gerçekleştirmişti: Zaman zaman kalede yaşanan tehlikeler ise futbolun cilvesiydi kuşkusuz.
Kampın daha da bir canavarlaştırdığını gördüğümüz Halil'in daha iki dakika geçmeden aldığı bir darbe sonucu üç kaburgasının kırılması ve dolayısıyla nefes darlığı yaşaması her şeyden öte 'nazar' dı. Bir ay dinlenme verilen Halil dileriz daha kısa sürede sahalara döner.
Belki arkadaşlarının ambülansla sahadan çıktığını gözlemlemek, belki anılarda kalan 'acaba?' duygusu mu bilinmez, ikinci yarı da Göztepe vitesi boşa aldı. Bir ara el freni çekili gitmeye bile başladı.
Şaban ise çok çalışmasına ve taraftarının desteğine karşın yine gol bulamadı. Ama çektiği kaleciden dönen şutla Ali'nin ikinci golünün asistini yaptı. İkinci yarıdaki güzel vuruşunda ise kaleci Erşen'in kurtarışı Şaban'ın şanssızlığıydı.
Futbolun kilitlendiği ikinci yarıda, Göztepe'nin kötü oynadığı bölümlerde de kazanabileceğini göstermesi, bunun için savaşması ise en az galibiyet kadar değerliydi.
90+3'te üç puanı engellemeyecek Kartal topunun direkten dönmesi ise futbol tanrılarının iyi niyet, özveri ve emeğe saygısı ve armağanıydı.
Göztepe üç puanla ne şampiyon oldu, ne de play off'a kaldı. Ama kendini giderek daralacak bir çemberin biraz dışına attı. Rakiplerine korku, taraftarına umut dağıttı. Yeni transferlerin takıma katılması için zaman, daha iyi mücadele etmek için özgüven kazandı.
Her yıl, 15-16 futbolcunun gönderilip, yerine en az bir o kadarının alındığı, ama değirmenin suyunun nereden geldiği hiç hesap edilmeyen Göztepe'de…
Tüm 'sallamalara' inat; Transfer değil ruh kazandı.