Uzunca bir süredir Türkiye-AB görüşmeleri askıya alınmıştı. Özellikle 2011 seçimlerinden başlayıp, Gezi ile devam eden ve 17/25 Aralık ile şiddetlenen süreçte AKP kendini iktidara taşıyan içte sağ-sol liberaller ve cemaat, dışta da AB hükümetlerine gereksinimi olmadığını düşündü ve bu çevrelerle köprüleri atarak kendi içine kapandı. Burada hem AKP hem de sonradan AKP'yi desteklemekten vazgeçen çevreler kendilerinin aldatıldığını düşündü. Acaba aldanan ve aldatan kimdi?
İçte bunlar yaşanırken dışta da AKP hükümetleri Mısır ve Suriye başta olmak üzere izledikleri dış politika sebebiyle dünyanın birçok ülkesi ile çelişkiler yaşadı. Sadece etrafında iki ülke onlarda Sünni İslamcı ve teokratik S. Arabistan ile Katar kaldı.
Suriye'de izlenen politikada Rusya, İran, Irak ve Çin'e rağmen Esad'ın gideceğini düşünmek akla zarardı. Bu ülkelerin Suriye ile ya mezhepsel ya da ekonomik çıkarları söz konusuydu. Velhasıl Esad gitmediği gibi Suriye diye bir ülke de kalmadı. Müdahale etmedik ülke ve gruplar kalmayınca Suriye harabe, Suriyeli kurban oldu. Geriye 250 bin ölü, 400 bin yaralı ve ülkenin yarı nüfusuna tekabül eden bir mülteci ordusu kaldı.
Suriyeli mülteci ordusu başlarda Türkiye, Ürdün, Lübnan gibi Müslüman ülkelere dağıldı. Sadece Türkiye gelen Suriyeli sayısı 2.5 milyon olmuştu.
Bir süre sonra Suriyeliler, bir kısmı bedenlerini Ege denizine gömmek pahasına olsa da, AB ülkelerine gitmek üzere yollara döküldüler. Türkiye kıyılarından kaçak yollarla önce Yunan adalarına oradan da AB ülkelerine gidiyorlardı. Sayı birden öyle artmıştı ki Macaristan tel duvarlar örmeye, AB liderleri mızıklamaya başladılar.
Minik bedeni Ege kıyılarına vuran Aylan olayından sonra AB liderlerinin yüreği yumuşadı ve mültecilere kapılarını açacaklarını söylediler. Bunu en çok dillendiren de Alman başbakanı Merkel oldu.
Açıklamalarının ardından mülteci hızı artınca kabak Merkel'in başına patladı ve AB liderliği başbakanı pazarlık yapması için Türkiye'ye gönderdi. Alman başbakanının dosyasında mültecilerin 'güvenli bölge' ilan edilecek olan Türkiye'deki kamplarda tutulması, kaçanların da geri gönderilmesi, bunun karşılığında da Türkiye'ye 3.5 milyar avro para verilmesi ve AB görüşmeleri kapsamında yeni fasılların açılması bulunuyor.
Bunlar görüşülürken AB'de Yeşiller başta olmak üzere bazı siyasi partiler ile sivil toplum kuruluşları ve medya, Türkiye'de de birçok kesim bu pazarlığa karşı çıktı. Zaten Kıbrıs Rum Kesiminin evvelki günkü açıklaması fasıllar ile ilgili umudu anında söndürdü.
Suriyeli bedenlere karşılık para verme ve yeni fasıllar açma teklifi. Bir zamanlar Kaddafi'ye yaptırılana benzer olan bu anlaşma koşullarını şöyle bir yorumlayalım.
1.Madem mülteciler için Türkiye'ye para verecektiniz niye garibanların kendi kapınıza dayanmalarını beklediniz?
2.Madem Türkiye bu gün itibariyle AB koşullarına uygun davranıyor, ülkedeki siyasi, hukuki sistem AB normlarına uygundu da niye yıllardır yeni fasıllar açıp, açık olanları kapamadınız?
Velhasıl bunları düşününce 'AB ve Türkiye'nin Suriyeli bedenler üzerinden yaptıkları anlaşmanın ne kadar insani?' olup olmadığı yorumunu siz sayın okuyucularıma bırakıyorum.