18. yüzyılın sonlarında, Fransız Devrimi'ne de denk gelen süreçte Fransız Parlamentosu' nda parlamento başkanının sağında oturanlara sağcı, solunda oturanlara solcu demişler…
Böyle başlayan modernitenin ürünü olan sağcılar ile solcular arasındaki ayrışma, koltuklardan ibaret kalmamış tabii. Bu ayrışmanın içeriği de yüz binlerce kitapla, yüzlerce teoriyle anlatıldı, anlatılmaya
da devam edecek... Uzatmayalım…

Velhasıl insanların nerede oturduğu artık politik konumlarını belirlemese de politikanın sadece kongre kavgaları dışında bir mücadele alanı olduğunun farkında olanlar bilirler ki sağcılar ile solcular arasındaki çelişki derindir. Bu çelişki aynı veya farklı 'siyasi parti' içinde yer alıp almamakla ilgili değil tamamen siyasetin doğası gereğidir. Geçici değildir.

Yani en genel anlamıyla ideal toplumu yaratma önerisindeki siyasetin ve siyasetçinin bu amacı gerçekleştirmesinin tek yolu olan 'iktidar' mücadelesinde; insanlar arasındaki eşitsizliği sosyal farklılıklardan, rekabetten ya da dinsel nedenlerden kaynaklandığı için kaçınılmaz, doğal, normal veya cazip bulan sağ anlayışla, bu eşitsizliğin tamamen sosyal süreçlerin ürettiği insan bencilliğinden kaynaklandığını bilen ve bu eşitsizliğin değiştirilebileceğini hatta değiştirilmesi gerektiğini düşünen sol anlayış arasındaki çelişkinin giderilmesi çok kolay değildir.

Ve tabiatıyla sağ ve sol siyasetlerin kendi içerisindeki kişisel çatışmalardan ortaya çıkan ayrışmaların karşı anlayıştaki siyasi partilere geçişler sağlayarak kısa süreli faydacı birliktelikler doğurması da bu çelişkiyi ortadan kaldırmaz, sadece erteleyebilir. Bu geçişler sonucu oluşan birliktelikler de zaten uzun soluklu değildir…

Böyle olunca 40 yıllık solcuların AKP'de ve 40 yıllık sağcıların da CHP'de yer araması da 'tarihin sonu' nun geldiğine değil siyasetinin iyice omurgasızlaştığına işarettir.

Bu durum can sıkıcı olsa da hayat ve tabi ki siyaset yoluna devam ediyor. Siyaset yoluna devam ederken her dengeye ayak uydurmayı marifet sayan 'çok idareci' siyasetçiler de 'her ayak oyununu iyi bilirim' özgüveniyle siyaset yapmaya devam ediyor, edecekler.

Siyasetin yapılışı bu noktaya gelince Makyavel'i bile şaşırtacak düzeyde bir 'amaç için her yol mübah' noktasına gelinebiliyor. Öyle ki siyaset asansöründe yükselebilmek uğruna kimi zaman siyasal mücadelelere ilişkin geçmişin ortak tüm değerleri ve acıları sömürülürken kimi zaman da kişisel politik serüvende edinilmiş tüm değerler yok sayılarak her türlü politik ilişkiye girilebiliyor, her türlü ittifak kurulabiliyor…

Her şeye rağmen yaşanan bu siyasal karmaşa, tarihsel süreç içerisinde şekillenmiş ve kendine özgü kavramsal değerleri olan sağ ve sol siyaset ayrımını anlamsızlaştır(a)mıyor. Özellikle siyasetinin temelini eşitlik, özgürlük, adalet ve kardeşlik gibi ilkeler üzerine inşa eden(etmesi gereken) sol siyasetin geleceği açısından…