Sıradan insanların hikayelerini dinlemek bazen bir evreni anlamaya çalışmak gibi.
İlla da benzer düşünen binlerce insanı çözümlemeye gerek yok ki! Her insan ayrı bir evren ve bütün evren adeta tek bir insan…
Irak'ta, dört yıl Amerikan Ordusu'nda çavuş olarak görev yapmış arkadaşımla sohbet ediyorum.
'Irak'ta iken birini öldürmek zorunda kaldın mı hiç' diye sorduğumda, 'bu soruya, evet, öldürdüm şeklinde bir cevap vermem', diye yanıtlıyor.
Bir açıklama beklediğimi ima ederek, tekrar sorunca, 'ben işime iş gözüyle bakarım, işim için ne yapmam gerekiyorsa onu yaparım ve zaten onu yaptım' diyerek hınzırca tebessüm ediyor.
Yani? Askerlik mesleğinin içerisinde insan öldürme eylemi de var olduğuna göre, arkadaşım için sıradan bir iş ya da işinin rutinlerinden biriydi!
Di'li geçmiş zaman kullanıyorum çünkü, artık ordudan emekli.
'Peki, Irak'ta yaşadıkların sende bir etki bırakmadı mı?' diye sorduğumda ise şöyle yanıtıyor;
'Özellikle uyku sırasında ani bir gürültü olursa ya da biri kapıyı hızlıca çarparsa sıçrayarak uyanıyorum. Bulunduğum yere, teröristler bombalı saldırı yapıyor hissine kapılıyorum.'
'Ne teröristi, ne bombalı saldırısı' diye soruyorum bu kez.
Aldığım yanıt evlere şenlik!
Meğer aldıkları eğitime göre, Irak'ın her bir yerlisi potansiyel teröristmiş!
'Irak'ın yerlileri potansiyel terörist ise bölgede size kim yardımcı oluyordu' diye meraklanıyorum.
Hindistan, Nepal, Filipinler gibi ülkelerden ABD ordusu için çalışmaya gelenler varmış. Onlar yardımcı oluyormuş Amerikan askerlerine.
Gördünüz mü, küresel silah çeteciliğinin marifetini ?
Tıpkı, iyi ve güvenli bir işe sahip olmak için orduya katılan bir Amerikalı asker gibi, bir Hintli'ye de 'insan öldürmeyi', mesleğin rutini gibi görmeyi nasıl da belletmiş…
Bir yanda vahşi kapitalist sömürgeciliğin azdırdığı para kazanma hırsı ve yanı sıra, açlığın ve yoksulluğun çaresizliği…
Diğer yanda ise, savaş ve çatışmaları, dini ve etnik anlaşmazlıklar diye yutturmaya çalışan silah ve petrol tüccarlarının dört elle sarıldıkları vazgeçilmez kandırmaca!
Hem de her çağda geçerli olan ve hiç eskimeyecek bir kandırmaca…
Ve biz hala demokratik yaşamın ve özgürlüğün göstergesi olarak Meclis'te türbanlı vekili tartışıyoruz.
21.yüzyılda; neden, Meclis'te türbanı tartışmak zorunda kalıyoruz diye düşüneceğimize!
21.yüzyılda; neden, etnik kavgalar ve kıyımlar yaşıyoruz diye düşüneceğimize!
İnsan onuru pek kalmadı ama, galiba insan zekası da yok olmak üzere…